Serhat Efe Demir

DÜNYA HIRSIMIZI KAVRAMAK…

Serhat Efe Demir

Bir süredir değerlerimizi sorgulamayı ve keşfetmeyi kaleme almaktayım. Bu haftaki yazımda ise, farkında olarak veya olmayarak hayatın her alanında etkisi altında olduğunuz farklı bir özelliğimizi ele almak istedim. Hırsımızı…

Biliyorsunuz ve yaşıyorsunuz ki, üyesi olduğumuz insanlık toplumunun büyükleri bizler için çokta şahane bir dünya oluşturmadılar. Ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz, devlet yöneticilerimiz ve hatta çoğu din adamları da…  Yaşamak zorunda bırakıldığımız sistem, kavga ve çatışmaların olduğu, ideolojilerin ve inanışların, başka ideolojiler ve inanışlara sürekli olarak karşı çıktıkları,  sınıf ayrımlarının, toplumsal gruplaşmanın, ulusların birbirlerine karşı rekabetlerinin yaşandığı ve insanlık suçlarının normal karşılandığı bir sistem haline gelmiştir. Nitekim dayatılan bu sistem, hırslarının kölesi olmuş büyüklerimizin kendi fikir ve düşünceleriyle üzerimizde otorite sağlamasından başka bir şey değildir.  Bu şekilde ürkütücü ve vahşi bir yaşam ortamı kurdular…

Şimdi soruyorum, sizler bu vahşi ortamı kurmuş olan hangi yetişkini örnek alacaksınız?

Etrafınıza baktığınız da ne görüyorsunuz? Etrafınız da olanları mı, dünya da olanları mı?

Bu soruların cevabını vicdanınız verebiliyor ve ayağa kalkma arzusu duyuyorsanız, bu hırs dünyasını yeniden inşa etmek için hala bir umut var demektir.

Dünyanın her köşesinde ki insanlık yıkımını, sefaleti ve kaosu görebiliyor musunuz? İnsanların sesini duyabiliyor musunuz? Çocukların açlıktan annelerinin kollarında can verdiğini ve babaların çaresizlikten günde bin defa ölmelerine tanıklık edebiliyor musunuz? Tüm bunlar yaşanıyorken dünya hırsının kaynağını idrak edebiliyor musunuz?

Tarihte ki savaşları okuyabilirsiniz. Devletlerin birbirlerine karşı hamle ve stratejilerine ilgiyle yaklaşabilirsiniz. Tüm bu yıkımları kazanım olarak görebilir, hırs gaddarlığını başarı olarak izleyebilirsiniz. Ama hiçbir zaman bir şehrin yıkılıp harabeye çevrilişini, bir bombanın koca bir kenti yok edişini, sözde ilerlemenin insanlığın çiğnenerek yapıldığını anlayamazsınız. Bir insan olarak, insanlık aleminde yaşanan tüm yıkımlara, sadece stratejik bir başarı hikayesi olarak bakarsınız. Çünkü, toplum mimarı büyükleriniz örnek almış, ilgi duymuş ve vicdanınızı ayağa kaldırmamışsınızdır…

Böyle bir dünya içerisinde yaşıyoruz sevgili kardeşlerim.

Yaşınız gençken olaylar karşınında tepkisiz ve hissiz kalabiliyorsunuz. Hayatınızdan mutlusunuzdur. Çünkü, dünya sizin için pek ciddi bir anlam ifade etmiyordur ama yaşınız ilerledikçe düşünce ve hislerinizin bilincinde olmazsanız, savaşların, acımasız rekabetlerin, sefaletlerin, açlığın, hastalıkların kol gezdiği ve toplum mimarı, hırs canavarı büyüklerin sistemini ayakta tutmaya devam edeceksiniz.

Hayat, hırs demektir. Hırs ise, ıstırap, ölüm, nefret, sevgi, başarı, gaddarlık, açlık, ve hastalık demektir.

Hepiniz hırslısınız. Değerlerinizi dahi ifade ediyorken çok önemli ve iyi bir özellikmiş gibi üzerine basa, basa hırslı olduğunuzdan bahsediyorsunuz. Peki, neyedir hırslarınız? Sınavlardan iyi notlar almak, diğer arkadaşlarınızla rekabet etmek, dereceye girmek, iyi bir meslek kazanabilmek, statü elde edebilmek, makam sahibi olabilmek, yönetici olabilmek, idareci olabilmek, zengin olabilmek, güzel olabilmek… Olabilmek, yapabilmek… Dünya için her şeye hırsınız var öyle değil mi? Peki, bunları elde edebilmek için neler yapabilirsiniz? Çokta, mütevazi olmanıza gerek yok. Cevabı ben söyleyeyim. Örnek aldığınız büyüklerinizin yaptığı her şeyi yapabilirsiniz tabi ki… Nasılsa normal geliyor artık.

Hırsın sebepleri başında, korku gelmektedir. Bir şeyler elde etmek için, başarı için, birilerinin önüne geçmek veya bir makamı elde edebilmek için çırpınan birisini gördünüz mü? –ve onun kalbinde yatan şeyin ne olduğunu kendinize sordunuz mu? Bunu ancak kendinizde hissederseniz anlayabilirsiniz. Hırslıyken, manevi anlamda bir başkası olmaya çalışırken ve örnek alırken, kalbinizden geçene bakarsanız şüphesiz ki korku ve kaygılarınız olduğunu hissedeceksiniz. Hırslı insan en korkak insandır. Çünkü kendisi olmaktan korkar. Başka hırsları örnek alır, başkası olur. Falanca gibi zengin olmalıyım, filanca kadar güçlü olmalıyım, onun gibi hakim olmalıyım, vali olmalıyım, bakan olmalıyım gibi, gibi… Bu arzular sürecini yakından izleyip sözcüklerin, isteklerin ve fikirlerin ötesini görebilirseniz mevki ve makam arzusunun arkasında ki korku ve kaygılarınızı görebilirsiniz. Bu kaygılarınızda haklı olduğunuz konular vardır muhakkak ama anlamanız gereken tek gerçekte şudur ki, manevi inancın eksikliğinde istenenler korku ve kaygının neden olduğu hırstandır. Bu nedenle dayatılan sisteme karşı durabilmek, mevki makam gibi talepleri korku ve kaygılarımızdan arınarak yalnızca rızkın kefili ve takdir makamı olan yüce Yaratıcının rızası için istememizden geçer. Çünkü, dünyalık hırslarla elde edilen gücün, toplumsal yaşamımıza neler yapabildiğini hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz.

Bu dünya da neler olup bittiği hakkında fikri olan var mı?

Herkes birbiriyle kavgalı ve yarış halinde. Karanlık toplum sisteminin birçok ruhsal etkisi olduğu gibi, bunlardan bir tanesi de aşağılık kompleksine kapılma duygusudur. İnsanlar kendilerini diğerlerinden aşağıda görüp yukarı tırmanmaya çalışıyorlar. Sevgi, saygı ve hoşgörüden uzak, insanlığın ayaklar altına alındığı ve ancak en vahşi savaşlarda görebileceğiniz kıyımların normal karşılandığı, acımasız bir yarışın ortasında yaşıyoruz. Tüm bu saçmalıkların nedeni ise falanca gibi zengin, filanca gibi güçlü olabilme hırsından ileri geliyor. Çünkü toplum mimarı büyükleriniz sizleri buna teşvik ediyorlar. Sizleri birbirinizle kıyaslıyor, zengin bir eş bulmanızı, etkili arkadaşlar edinmenizi, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanızı ve dünya hırslarınız için sistemin gerektirdiği her şeyi yapmanızı istiyorlar. Kalpleri kararmış ve insan kimliklerinden çıkmış olan bu insanlar sizleri de kendileri gibi yapmak ve bu sistemi ayakta tutmak istiyorlar. Sizler de bu yolda sağlam adımlarla ilerliyor, fikir ve düşüncelerinizi bu yönde geliştiriyor ve insanlık adına hissizleşiyorsunuz. Çünkü, karanlık sistemin ışıl, ışıl parlayan şatafatına karşı koyamıyorsunuz. Mesela, bulunduğunuz bir ortama zengin ve güçlü bir sistem üyesi geldiğinde herkes ayağa kalkıyor ve onu selamlıyorlar. Ona ilgi gösteriyor ve imrenerek bakıyorlar. Sevmeseler bile hizmet etmekten geri kalmıyorlar. Hatta bu şahsın bir aile üyesi veya yardımcısı sizin arkadaşınız çıktığı zaman da bununla gurur duyuyor, ona daha çok muhabbet besliyorsunuz. Böylece karanlık sistemin acımasız ağına kolayca kapılıyorsunuz. Ancak, akıllı ve uyanıksanız, bu sistemi sorgulayabilir, karşı çıkabilir ve bu ağın ötesine geçebilirsiniz.

Peki; farklı bir dünya sistemi kurmak mümkün mü?

Tabi ki mümkündür. Bu iş sürekli olarak vurguladığımız gibi yine eğitimden geçmektedir. Eğitimimizde bizlere başarı için rekabeti ve hırsı dayatıp faydasız sınavları vermemizi beklemek yerine doğru mesleği nasıl seçeceğimizi öğretmiş olsalardı, herkes kendisine ve toplumuna uygun olan doğru mesleği yapacak ve hırsta olmayacaktı. Çünkü hırslı insan gerçek mesleğini asla bulamaz. Tek amacı örnek aldığı falanca kişi olabilmektir. Meslek kelimesi anlam olarak ta, yapmayı sevdiğiniz, size doğal gelen şey demektir. Eğitimin temel amaçlarından birisi de bu kavramı aşılamaktır. O halde mesleğinizi, kendi doğal yaşam tarzınızı, yapmak istediğiniz işi ve yaşamak istediğiniz hayatı bulmanız için zeki ve korkusuz olmanıza yardımcı olmak eğitimcilerimizin sorumluluğu altındadır. Buda bir nevi; düşünce de devrim yapmak demektir. Çünkü mevcut toplumda nutuk atabilen, süslü laflar söyleyip insanları kolaylıkla kandırabilen, güçlü olan, zengin ve tanınmış kimseler el üstünde tutulurken, bahçıvan, aşçı, inşaatçı, işportacı olan insanlar küçümsenmektedir. Bir inşaat işçisine, temizlik memuruna, işportacıya, taksiciye, simitçiye, ayakkabı boyacısına bakarken ne hissettiğinizi hiç düşündünüz mü? Onu hakir gördüğünüzü hiç fark ettiniz mi? Size göre o var mı, yok mu belli bile değil. Her gün sokaklarda kaç tane evsizin, ayakkabı boyacısının veya inşaattan düşen bir işçinin öldüğünü biliyor musunuz? Kaç tanesi bir futbol maçı kadar önem taşıyor? Aldırış dahi etmiyorsunuz. Peki; unvan sahibi bir insana, bankacıya, iş adamına, valiye, savcıya, siyasetçiye bakarken neler hissettiğinizi düşündünüz mü? Sevgi ve nefretin karışımından meydana gelen tek şeyi hissedersiniz, oda korku… Korktuğunuz için ona saygı duyar, ona yakın olmak ister ve onun gibi olmak için hırslanırsınız. Fakat gerçek mesleğinizi bulmuş olsaydınız, kendi değerinizi yaratacak, kendi doğal yaşam tarzınızı yansıtacak, sevdiğiniz işi yapıyor olacak ve bu sistemin hırsına kapılmayacaktınız. İster bahçıvan olun çiçeklerle, ağaçlarla uğraşın, ister ressam olun, düşüncelerinizi ve hislerinizi tablolara aktarın, ister mühendis olun toplum için teknolojik projeler tasarlayın fark etmez. Sadece kendi kimliğinizle, kendiniz olduğunuz, sevdiğiniz işi yapacaksınız ve sevginin olduğu yerde hırs yer almaz. Bir şeyi tam manasıyla, hakkını vererek yapmak ve en iyisi için mücadele etmek de hırs değil, içinizin derinliklerinde ki duygu ve düşüncelerinizi işinize aktarmaktır, bunda da korku yer almaz…

Gençken aklınızı kullanıp gerçek mesleğinizi bulmalısınız. Sorgulamalı, keşfetmeli ve tarzınıza en uygun olan işi yapmalısınız. İnanın bana insanlar güç ve zenginliğin peşinde koşmak yerine sadece insanlığa fayda sağlamak ve sevdikleri işlerde başarılı olmak için mesleklerini icra etmiş olsalar, ne bu karanlık sistem varlığını sürdürebilir, ne de hırs denen canavar. Herkes kendine yeteni kazanabilir ve her iş ehline verilmiş olur. Ancak bu şekilde yeni sistem kurulabilir ve karanlık sistemin tüm çirkinlikleri yeryüzünden silinebilir…

SERHAT EFE DEMİR - TERCÜMEİHÂL

SERHAT EFE DEMİR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  702570

-