25 OCAK 2020 CUMARTESİ

DÜNYANIN EN ZENGİN TOPRAKLARININ EN FAKİR HALKI


DÜNYANIN EN ZENGİN TOPRAKLARININ EN FAKİR HALKI

Uyguladığı ‘Açık Kapı' politikası gereğince hem kıyı bölgesinin endüstrileşmesinde hem de ihraç etmek üzere hammadde tedarikçisi olarak bölgeyi kullanan Çin, işgalin ardından Doğu Türkistan'ın kaynaklarını sömürmeye başlamıştır. İlk olarak Doğu Türkistan tahılı Çin anakarasına götürülerek yerel halk açlığa mahkûm edilmiştir. Bu sürecin sonunda 20 bin insanın açlıktan öldüğü bilinirken kaynakların sömürülmesi sonucu bölgede açlık ve işsizlik sorunu başgöstermiştir. Nüfusun %85'inden fazlasının çiftçilikle uğraştığı ve toplam nüfusun nerdeyse %85'inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı Doğu Türkistan'da eski usulle yapılan tarım, istenilen ürünün yetiştirilememesine yol açmakta ve ‘hashar' olarak bilinen yılda iki aylık ücretsiz çalıştırma da bölge halkının ekonomik olarak zorlanmasına hattâ toprağını kaybetmesine sebep olmaktadır.
Dünyanın en zengin bölgesinde fakirliğe mahkûm edilen halkın bu durumunda Çin'in asimilasyon politikasının bir sonucu olarak bölgeye yerleştirdiği Çinli halk da etkili olmuştur. Zira sanayi kuruluşlarında çalışanların %90'ını, petrol tesislerinde çalışanların %99'unu Çinliler oluşturmakta, halkın zenginliklerden doğrudan ya da dolaylı olarak faydalanması engellenmektedir. 2004'te Sincan eyalet hükümeti tarafından yayımlanan bir rapora göre, Çinli nüfusun ortalama gelirinin Uygurların genelinden 4 kat daha fazla olduğu belirtilmiştir. 2000'den beri uygulanan ‘Batı Kalkınma Planı' kapsamında Doğu Türkistan'a Çinli akınında halk sahip olduklarını da kay-bederken iş bulmak ya da ‘hashar'dan kaçmak için Çin'in iç bölgelerine gitmeye mecbur bırakılmıştır. Giderek zorlaşan hayat şartları ve gördükleri insanlık dışı muamele nedeniyle hiçbir emniyetleri olmayan ve iş bulabilmek için genellikle rüşvet vermek zorunda kalan yerel halka son birkaç yıldır da Çince bilmek mecburiyeti getirilmiştir. Tüm Uygur işçilerin hafta sonları Uygurlar için ‘politik dersleri öğrenme' programına katılma zorunluluğu da yürütülen asimilasyonun bir parçasıdır.
Tüm bu zorluklar devam ederken 2003'ten itibaren ‘işgücü fazlası' olduğu öne sürülerek Uygur gençleri -ki bunların çoğunluğunu genç kızlar oluşturmaktadır- Çin'in iç bölgelerine sürülerek ucuz işgücü olarak ağır şartlarda çalıştırılmaktadır. Günde ortalama 15 saat çalıştırılmalarına karşılık aylık 500 Yuan (110 TL) alan bu gençlere karşılık aynı işte çalışan Çinli işçilerin 3.000 Yuan'ın (670 TL) üzerinde maaş aldığı bi-linmektedir.
SÖMÜRÜLEN YERALTI ZENGİNLİKLERİ
Petrol, wolfram, altın, kömür, uranyum gibi önemli kaynaklara sahip olan Doğu Türkistan'ın doğal zenginliği ile ilgili The Muslim World adlı derginin 28 Ekim 1972'de yaptığı haber dikkat çekicidir. Habere göre bölgedeki petrol rezervinin İran ve Irak'ın 10 misli büyüklüğünde olduğu belirtilirken Çin'in gücü, bu kaynakları sömürerek elde ettiği bir gerçektir. 600 noktada kıymetli maden rezervine rastlanılan Doğu Türkistan'da 118 çeşit maden tesbit edilmiştir; ancak Çin'in bölgeye dair uyguladığı politikadan dolayı kesin rezerv miktarları bilinmemektedir. 56 yerleşim biriminde 270 noktadan altın çıkarken tuz rezervinin bütün dünyanın tuz ihtiyacını 1000 yıl süreyle karşılayacak büyüklükte olduğu tahmin edilmektedir. 500 bölgeden petrol, 30 bölgeden doğalgaz çıktığı, 8 milyar ton petrol rezervinin olduğu da tahminler arasındadır. 150 bin km2'lik tarım arazisine ve bir o kadar da ekilebilir araziye sahip toprakların Çin nüfusunun %25'ini beslediği bilinirken bu topraklardan yerel halka sadece %10'luk pay ayrılmaktadır.
Çin'in sahip olduğu maden ocaklarının %85'i Doğu Türkistan topraklarında bulunurken Çinli yöneticiler Çin'in hammadde zenginliklerinin %85'ini Doğu Türkistan topraklarından elde ettiğini kabul etmektedirler. Örneğin, 1989 senesinin ilk üç ayında Doğu Türkistan'dan Çin'e 8 milyon varil ham petrol, 906 bin ton kömür ve 444 bin ton tuz taşınmıştır. 1990'da üretilen pamuğun %70'i ise Şanghay, Şian ve Pekin'e taşınmıştır. Bu durum ilerleyen yıllarda da benzer şekilde devam ederek günümüze kadar ulaşmıştır.
TÜRK NÜFUSA YÖNELİK POLİTİKALAR
1949'da Doğu Türkistan topraklarındaki azınlıklar, nüfusun %6'sını teşkil ederken (çoğu Çinli, Mançur, Şive, Moğol) daha sonra uyguladığı politikalarla Çin, bölgeyi Türklerden arındırma çalışmalarını giderek hızlandırmış, Çinli sayısının artmasını sağlamıştır.
Böylelikle Urumçi, Aksu, Kuça gibi şehirlerde Çin nüfusu %80'i aşmış aynı zamanda Doğu Türkistan halkına kentte yaşam hakkı tanınmamış, nüfusu 1 milyonu geçen Çin şehirleri kurulmuştur. Çin'in Türkler üzerinde asimilasyon uygulamasının bir sonucu olarak meyda-na çıkan nüfus değişiminde Çinlilerin batıya yani Doğu Türkistan topraklarına özendirilmeleri, yerli halkın da Çin'in güneyine ve batısına gönderilerek sosyal ve kültürel olarak bir erime sağlanması etkili olmuştur. Resmî olarak 56 etnik gruptan oluştuğunu söyleyen Çin nüfusunun %92'sini oluşturan Han milletinin sayısı artırılarak özellikle Doğu Türkistan top-raklarından Türk nüfusu tamamıyla silinmeye çalışılmıştır.
1963'teki bir araştırmaya göre Doğu Türkistan'da Türk nüfus %23 artarken Çin nüfusunun %800 arttığı belirtilmiştir. Çin yönetimi doğum kontrolü adı altında yapılan kısırlaştırmalar, kürtajlar, özellikle kızları hedef alan zorunlu göçler ve hashar politikası ile Çin içinde Türk nüfusun eritmetyi amaçlamış tam karşı olarak gerçekleştirilen göçle de Çinli sayısı Doğu Türkis-tan'da arttırılmıştır.
Müslümanların evlenme adetlerine karşı da katı uygulamalar sözkonusuyken özellikle karma evlilikler teşvik edilmekte Müslümanların kendi aralarında yaptıkları evliliklerde katı tedbirler alınarak evlenmek için başvuran bir çifte 5 yıl çocuk yapma yasağı getirilmektedir.

Yorum Yaz

  427123

-