1 EKİM 2020 PERŞEMBE

‘DÜNYAYI VE YÜZDE 5'İNİ İSTİYORUM’ (2)

Australyalı yazar Larry Hannigan 1971’de kaleme aldığı ‘Dünyayı ve yüzde 5'ini istiyorum’ yazısında bugünkü siyasi ve iktisadi terörün nasıl başladığı ile finans tetikçiliği ve faiz baronluğunun ortaya çıkışını anlatmıştı. Artık herkesin hakkında bir şeyler bildiği küresel barona ağırdan alan, ılımlı ve ihtiyatlı sosyalist manalarına gelen Fabian diye ad takan yazar, süreci son derece akıcı bir üslupla özetliyor. Dünya’da kartların yeniden karıldığı bugünlerde büyük bir önem arz eden bu makaleyi Süleyman Sezai tercüme etti. Sakın kaçırmayın…


‘DÜNYAYI VE YÜZDE 5'İNİ İSTİYORUM’ (2)

ÖNCEKİ 1. BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN
--------------------------------------------------------------------------------

SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ

Aynı durum inşaatçılar, nakliyeciler, muhasebeciler, çiftçiler, hatta her iş kolu için geçerli olmaya başlamıştı. Müşteriler hangisinin fiyat uygunsa onu seçtiler. Bu ‘SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ' idi. Diğer insanların işe atılmasını engelleyen ruhsat ya da tarifeler gibi suni düzenlemeler yoktu. Yaşam standardı yükselmişti. İnsanlar daha önceleri nasıl da hayatlarında para olmadan yaşadıklarına şaşıyorlardı.

Yılın sonunda Fabian kendisine borçlu olanları ziyaret etmeye başlar. Bazılarının borç aldıkları paradan daha fazla parası birikmişti, bu kimilerinin elinde daha az para olması demekti, çünkü başlangıçta piyasaya arz edilen para miktarı sabit ve belli idi. Yılsonunda kazançlı olanlar borç aldıkları 100 artı 5 birim faizi geri ödediler. Fakat yeni yılda da devam etmek için borç almak zorundaydılar.

BORÇ

Ötekiler, hayatlarında ilk kez ‘BORÇLU' olduklarını keşfettiler. Fabian'ın onlara yeniden borç vermeden önce ellerindeki varlıkların bir kısmını rehin alması gerekti. Yeni yılın başında herkes piyasaya o elde etmesi hep çok zor olan ekstra 5 doları bulmaya- çıktı. Bütünsel olarak bakıldığında, hiç kimse kasabanın toplamdaki borcunun ödenemeyeceğinin farkına varamamıştı. Çünkü borç olarak insanlara verilen her bir 100 dolar için istenen 5 dolarlar piyasaya hiçbir zaman sürülmemişti ki bunlar ticari faaliyetler sonucunda kazanılabilsin ve borçlar geri ödenebilsin!

Hiç kimse, ama sadece Fabian faizlerin geri ödenebilmesinin imkânsız olduğunu görüyordu. Ekstra para (faiz karşılığı 5 dolarlar) hiç piyasaya sürülmemişti. Dolayısıyla hep birileri oyun dışında kalıp şansını kaybedecekti. Tabi ki Fabian da yaşamını sürdürebilmek için kazandığının bir kısmını harcıyordu. Fakat bu miktar kasabanın ekonomik büyüklüğünün yüzde 5'i kadar olamazdı! Ayrıca zaten kuyumculuk mesleğini sürdürüyor ve oradan da kazanç temin edip rahat bir hayat sürüyordu.

Fabian'ın dükkanının arka odasında sağlam bir kasası vardı ve insanlar ihtiyaç fazlası paralarını geçici süreliğine muhafaza etmesi için Fabian'a teslim ediyorlardı. Bunun karşılığında Fabian paranın miktarına ve kasada tutulma süresine bağlı olarak küçük bir miktarda bir ücret talep ediyordu. Yatırılan miktar karşılığında da para sahibine makbuz veriyordu.

Normalde birisi alışverişe çıktığında bir sürü altın parayı üstünde taşımıyordu. Dükkân sahibine almak istediği malların değeri karşılığında elinde bulunan makbuzlardan veriyordu. Dükkân sahipleri de bu makbuzları kabul ediyorlardı; çünkü bunları Fabian'a geri götürdüklerinde karşılığı kadar altın parayı alacaklarından emindiler.

Artık elden ele altın paralar yerine makbuzlar dolaşmaktaydı. İnsanlar bu makbuzlara büyük itimat duyuyorlardı ve bunların da altın paralar kadar kullanışlı olduğunu kabul etmekteydiler.

Çok geçmeden Fabian, artık insanların altın paralarını nadiren geri istediklerinin farkına vardı. Şöyle düşünmekteydi: “Burada oturuyorum ve tüm bu altınları elimde tutuyorum ve hâlâ çok çalışan bir zanaatkârım. Bunun hiçbir mantığı yok! Dışarıda burada yatmakta olan altınları kullanmak isteyecek ve bunun karşılığında bana faiz ödemekten memnun olacak onlarca insan var. Doğru, bu altınlar benim değil, fakat benim elimin altında. Önemli olan da bu. Yeni para yapmama aslında pek de gerek yok. Kasada bulunan bu paraların bir kısmını pekâlâ kullanabilirim.”

Başlangıçta oldukça temkinliydi; azar azar ve geri ödemede çok güvenilir olanlara, teminat da alarak, borç veriyordu. Ancak zamanla daha cesur olmaya başladı ve daha yüksek meblağlarda borç verdi. Bir gün oldukça yüksek miktarda borç talebi gelmişti. Fabian müşteriye şöyle bir teklifte bulundu. “Tüm bu altın paraları yanınızda alıp taşıyacağınıza sizin adınıza bir hesap açalım ve talep ettiğiniz para miktarı karşılığı kadar makbuz verelim.”

Müşteri kabul eder ve elinde bir deste makbuzla işine döner. Müşteri borç almıştır. Ancak altın hala kasada durmaktadır. Müşteri çıkınca Fabian gülümser: “Tuhaf bir durum, altını borç verebilmekte ama hala kasasında, elinin altında tutabilmektedir.”

Dostlar, yabancılar, hatta düşmanlar bile işlerini yürütmek için fonlara ihtiyaç duymaktadırlar ve geri ödeme güvencesi verebildikleri sürece istedikleri kadar borç alabilmektedirler. Fabian sadece makbuz keserekten kasadaki altın miktarının mislince borç verebilmektedir ve işin ilginci kasadaki altınlar kendisine ait değildi bile! Gerçek sahipler altın paralarını geri talep etmedikleri ve insanların itimadı temin edildiği müddetçe her şey yolundaydı.

Her bir kişiye ait borç ve kredileri gösteren bir defter tutmaktaydı. Bu borç verme işi oldukça kazançlı bir iş olmuştu doğrusu.

Toplumdaki sosyal statüsü, servetiyle birlikte artmaktaydı. Önemli bir adam haline gelmekte, saygı görmekteydi. Finans söz konusu olduğunda, söyleyecekleri sanki kutsal sözler idi.

Diğer kasabalardaki meslektaşları Fabian'ın yapmakta olduklarını merak etmekteydiler. Bir gün Fabian'ı ziyaret etmek istediklerini söylediler. Bir araya geldiklerinde Fabian onlara faaliyetlerini açıkladı, gizliliğe olan ihtiyacın çok ama çok önemli olduğunu vurguladı.

3.bölüm için tıklayın

 

 

Yorum Yaz

  031957

-