13 TEMMUZ 2020 PAZARTESİ

Kazım Sağlam

DÜŞÜNCE - DİL – AMEL (2)

Kazım Sağlam

İmdi, son zamanlarda moda olan, çok ümmetçi görünen, ümmet birliğinin bozulmasına engel olduğunu sanılan, vahdeti sağlamaya zemin hazırlandığına inanılan bir konuya değineceğim:

Ne Sünni'yim, ne Şii'yim Müslümanın yahut hiçbir mezhebe, meşrebe mensup değilim sadece Müslümanın bu yeter, gerisi ümmeti böler. 

Tarih boyunca bu konularda çokça gayretler gösterildi, kurumlar kuruldu, fikirler ileri sürüldü, çalışmalar yapıldı. Oralara girmeyeceğim bugüne bakarak meseleyi değerlendireceğim. 

Aslına bakarsanız bu bir saptırmadır, bir bakıma bir kaçıştır. İslam dininin zenginliklerini ve enginliğini bilememektir veya bu zenginlikten ve enginlikten kaçmaktır, korkmaktır. Tektipçiliğe alışan tembel zihinlerin tezahürüdür. İnsanda ve fıtratta var olan farklılıkları, çeşitliliği, zenginliği görmek istemeyiştir. 

Dinin nasslarına vukufiyeti olmayanların söylediği basit anlayışlar olarak bakmak da mümkün. Kur'an ve sahih sünnet dilini ve onlardan hüküm çıkarma metodunu küçümseyen ve modern dünyanın baskıcı ve emperyalist zihinlerin izdüşümü demek de mümkündür. 

İslam aleminin geri kalmışlığını bunlara bağlayan zihinler, böyle işin içinden çıkacaklarını sanırlar. Tek tip bir İslam olsa, bütün Müslümanlar her konuda aynı düşünseler, bu parçalanmışlık olmazsa biz sömürülmeyiz, düşüncesindedirler.

Burada meşrep ve mezhebin, usul ve anlayış farklılığının nerelere kadar müsamahalı olacağı söz konusu edilmelidir. 

Mezhebini, meşrebini, dinin tek doğru anlayışı olduğunu savunan, kendi bulunduğu yeri -ne ise o- mutlak doğru, diğerlerini mutlak yanlış sayan zihniyete ve anlayışa karşı olmamız lazım. 

Eğer biz mezhebi, (anlama tarzını, dinin anlaşılmasında kullanılan yöntemi), meşrebi, bölgesel ve fıtrat farklılıklarını yok sayarsak dini daraltmış oluruz. Din sadece, bir zümreye, bir kavme, bir bölgeye gelmemiştir. Onun için herhangi bir zümre, anlayış tarzı, kavim, bölge ırk bu dinin tek ve gerçek sahibi benim derse ve bunu da itikatlaştırırsa işte o zaman dine Müslümanlara en büyük darbeyi vurmuş olur, Yahudilerin veya Hıristiyanların kendi dinlerine yaptıklarını İslam'a da yapmış olur. 

Her mezhep ve meşrep İslam'ın yüce çatısı altında bir yere sahiptir. Herkes kendisi olmalı, İslam anlayışı içindeki mezhep ve meşrepler, bütünün parçalarında bir parçadır, bütünün kendisi değildir. Bütün parçalardan oluşur, parçalar, cüzler, alt varlıklar ortadan kalkarsa bütün ne olur bu sorunun cevabını herkes kendine sorsun?

Boş verişimizin, telaşımızın, savruluşumuzun, iş yapmayıp sadece yakınmamızın sebepleri arasında bu zihin karmaşası ve bulanıklığı olma ihtimali yok mudur diye kendimize soralım? Said Halim Paşa'nın; 
“Fikir ve düşüncelerimizin ne derin bir karışıklık içinde olduğu, her taraftan yükselen sonsuz şikâyet velvelesinden bellidir. Her tarafta şüphe ve itimatsızlık, derin bir boş veriş, her işte deli gibi acelecilik ve sabırsızlık görülüyor.” sözü ile bitirelim.

 

KAZIM SAĞLAM - TERCÜMEİHÂL

KAZIM SAĞLAM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  344561

-