20 TEMMUZ 2019 CUMARTESİ

Serhat Efe Demir

DÜŞÜNME İRADEMİZİ KAVRAMAK…

Serhat Efe Demir

Birey için iki tür toplumsal kavram vardır. Birincisi aile toplumu, ikincisi sosyal toplumdur. Birey kişisel gelişimini bu iki toplum arasında tamamlar. İlerleyen zaman içerisinde sahip olduğu kişiliği ise en çok paylaşım yaşadığı, zaman geçirdiği ve rol modeller edindiği toplumla özdeşleşecektir. Aile toplumu ve sosyal toplum geleceğimizde oldukça etkili diyebiliriz. Peki, bu etki düşüncelerimizde de ağırlığını gösteriyor mudur?

Hepiniz biliyorsunuz ki, bizlere sürekli olarak neleri düşünmemiz neleri düşünmememiz gerektiği söylenir. Aile toplumumuz ve sosyal toplumumuz da ki otoriteler ve kitaplar bize düşünüp, düşünmememiz gereken şeyleri söylerken, onları nasıl bulacağımızı, nasıl kavrayacağımızı öğrenmemize yardım etmezler. Burada kolay olan tek şey neyi düşüneceğimizdir. Çünkü çocukluk yıllarımızdan günümüze kadar, zihinlerimiz sözcükler, deyimler, tavırlar, ifadeler ve tepkiler gibi durum şartlarıyla dolmuştur. Bir takım konuları düşünmeye şartlanmışızdır. Mesela yaşlı büyüklerimize baktığımız zaman, muazzam bir şartlanma durumu görebiliriz. Sabit fikirler, gelenekler ve toplumsal inanışlar, gibi birçok durumun kalıbı içerisinde yaşarlar. Bu kalıbı kırmak çok zordur. Çünkü zihnin kalıplaşması onların şartlanmasıdır. Yaptıkları işlere günümüz mantığı ışığında bakmak yerine, içsel huzura ve duygusal tepkilere önem verirler.

Zihnimiz, şartlandırıldığı veya şekillendirildiği zaman özgür olamaz. Yani düşünme irademizi kaybetmiş oluruz. Çoğu insanlar zihnimizin şartlanma durumundan asla kurtulamayacağını savunurlar. Çünkü çocukluktan süre gelen bir toplumsal yönlendirme kalıbı söz konusudur. ‘'Özgürlüğü Kavramak'' yazımda bu otoritenin nasıl oluştuğunu kaleme almıştım. Burada anlatmak istediğim konu tam olarak, ön yargılarımızın, kalıplaşmış düşünce ve ideolojik inanışlarımız, yanlış olduğunu bilsek dahi toplumsal şartlanma dolayısı ile uymak zorunda olduğumuz tüm durumların bu zihin köleliğinden kaynaklanıyor olmasıdır. Bir diğer konuda, sahip olduğumuz uygarlığın geçmişidir. Uygarlık ve toplum ne kadar eskiyse, zihnimize yüklenen geleneklerin, otoritenin ve disiplinin ağırlığı da o kadar fazla olur. Mesela Türk toplumu yüzlerce yıllık köklere sahiptir. Amerika gibi yakın tarih geçmişi ve hatta belli kökleri olmayan toplumlara karşın daha şartlanmış ve kalıplarla dolu bir zihin haritasına sahiptir.

Kalıplaşmış zihinler, etraflarına ördükleri kalıp duvarlardan dolayı asla özgür değildir. Böyle bir zihnin, kalıpları ötesine geçmesi çok zordur, çünkü bu kalıplar artık toplum tarafından değil, bizzat kendisi tarafından kendisine dayatılmaktadır. Sabit düşüncelere sığınmak, geleneklere şartlanmak ve toplumsal kalıpların arkasına saklanmak hoşunuza gidiyor. Çünkü bunların dışına çıkacak kadar cesur değilsiniz. Sahip olduğunuz toplum sizi cesur olarak yetiştirmedi. Şımarık bir köle olarak tüm iradenizi elinizden alarak, kalıpların içerisinde yetişmenize izin verdiler. Şimdilerde ise, attığınız birçok adımda korkuyorsunuz. Neden mi? Aile toplumu ve sosyal toplum üyelerinizin ne söyleyeceğinden, tepkilerinden, hakkınızda ki düşüncelerinden ve soyutlanmaktan… Tüm bunları bir kenara bırakıp kendiniz olmaktan. İşte bu yüzden ebeveynleriniz sürekli olarak sizlere şunu yap, bunu yapma, şöyle yap, böyle yapma diyor. Çünkü bunu siz istiyorsunuz. İleride sizlerde çocuklarınıza böyle davranacaksınız ve topluma sizin kadar iradesiz bireyler kazandıracaksınız.

Öyleyse henüz gençken özgür olmak çok önemlidir, sadece bilinç düzeyinde değil, derinlerde de. Bu da demektir ki, kendiniz hakkında uyanık olmalısınız ve sizi kontrol etme veya baskılama amacı taşıyan tesirlerin daha fazla farkına varmalısınız. Asla düşüncesizce kabullenmemelisiniz, aksine her zaman sorgulamalı, incelemeli ve karşı çıkmalısınız.

SERHAT EFE DEMİR - TERCÜMEİHÂL

SERHAT EFE DEMİR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  719743

-