21 TEMMUZ 2017 CUMA

DUVAR SAYESİNDE ARAP NÜFUS ORANI SİSTEMLİ OLARAK DÜŞÜRÜLÜYOR

Kudüs şehrinin batı yakasında bulunan İsrail yönetimi işgal ettiği toprakları fiilen Yahudi toprağı haline getirmek amacıyla yüz binlerce Yahudi vatandaşını sistematik bir şekilde söz konusu bölgelere yerleştirmeye çalışmaktadı. Her yeni yerleşim ve yeni mahalle batı yakasındaki nüfusu artırmakta ve özellikle doğu Kudüs’e ait topraklarda yapılan yeni yerleşimler ile birlikte Yahudi Nüfusu artırılırken duvar nedeni ile şehir dışına atılan Filistin halkı ile nüfusu azaltılmaktadır.


DUVAR SAYESİNDE ARAP NÜFUS ORANI SİSTEMLİ OLARAK DÜŞÜRÜLÜYOR

Duvar sayesinde şehirdeki arap nüfus oranı sistemli olarak düşmesi sağlanmaktadır. Bu sayede Kudüs, sadece Yahudi şehri olması ve halen Doğu Kudüs'ün Filistin Devletinin başkenti olduğu tezinin ortadan kalkması amaçlanmaktadır.

İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Genişletilmiş II. Olağanüstü İcra Komitesi Toplantısı sonrasında yayımlanan İstanbul Deklarasyonu'nda dönemin TBMM Başkanı tarafından okunan metinde de bu hususa özel atıf yapılmıştır.

Filistin Devletinin başkentinin Kudüs olması ve İsrail'in Yahudi nüfusu artırma ve duvar ya da başkaca sistematik yaptırımlar ile Filistin nüfusunun azaltılması çalışmalarına son verilmesi istenmiştir

. Maalesef 2010 yılında açıklanan bu deklarasyona rağmen İsrail halen ve ısrar ile çalışmalarına devam etmektedir. http://www.byegm.gov.tr/turkce/haber/stanbul-toplantisi...-kuds-bakentl-baimsiz-flstn-devletnn-kurulmasi-stend/10220

Yine Birleşmiş Milletler Genel Kurul'unun 1 Aralık 2006'da 61. oturumda kabul edilen 61/26 sayılı kararında ‘' yasadışı yerleşim faaliyetlerinin devamı ve Doğu Kudüs ve çevresindeki ayırma duvarı/bariyerin yapımı konusunda duyduğu büyük kaygıyı ( !! ) ‘' ifade ederek ‘' Şehrin işgal edilen Filistin topraklarının geri kalanından daha fazla izole edilmesinin Filistinlilerin hayatlarına zarar verdiğini ve Kudüs şehrinin nihai statüsünü etkileyebileceğini ‘' söylemiştir. Uluslararası örgütlerin şimdiye kadar aldıkları hiçbir tavsiye kararına uymayan İsrail'in özellikle İslam Konferansı Örgütü tavsiyesine uyması beklenmemelidir. Fakat yukarıdaki kararı da dikkate almadığına dikkat edilir ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tavsiyelerine de riayet etmediği görülecektir. (http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html )

HUKUKİ YÖNDEN DEĞERLENDİRME

Öncelikle inşaa edilen duvar ile ilgili olarak İsrail'in de kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ( Universal Declaration of Human Rights ya da kısaca UDHR ) temel alınacaktır. İsrail tarafından benimsenen ilkelerin taammüden çiUntitled-1_13ğnenmesine yönelik hususlar değerlendirilecektir. İsrail Yönetimi olarak kendini bağıtladığı ve tüm dünyaca da kabul görmüş evrensel hakların güvenlik gerekçesi ile nasıl çiğnendiğine yönelik düşüncelerimiz paylaşılacaktır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin Devletler açısından herhangi bir hukuki bağlayıcılığı olmamakla birlikte Ulusal hukukların gelişmesinde ve Uluslararası örgütlerin baskı unsuru olması açısından önem arzetmektedir.

Ayrıca bir ülkenin demokrasi ve hukuk yönünden diğer ülkelere nazaran karşılaştırılması açısından kriter olarak kabul edilmektedir. Raporlamamızın konusu İsrail olması nedeni ile yapmış olduğu uygulamaların değerlendirilmesi ancak Uluslararası normlar üzerinden olabilecektir.

 IRKÇI YAKLAŞIM YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 2. Maddesi; ‘' Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyanname'de ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.

Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir. ‘'

Irkçılık tarihinin en istisna örnekleri, Avrupalılarca sergilenmiştir. Beyaz adamın, siyaha, sarıya veya başka bir dine aite tahammülü hiçbir zaman olmamıştır. Hatta II. Dünya Savaşı sonrasında dahi Irkçılık her zaman zımnen de olsa uygulanagelmiştir. Almanya'nın faşizan tutumlarına benzer uygulamaların Fransızlarca Cezayir'de gerçekleştirildiği gözden kaçmamalıdır. Daha 90'lı yıllarda UN güçlerinin kontrolünde olan Srebrenica/Bosna'da Sırpların yaptığı soykırımın ve savaşın ana nedeni din temelli bir nefrettir. Halen daha, Avrupa'nın birçok ülkesinde, aşırı milliyetçi partiler bulunmakta ve devletlerin yönetimlerine talip olmaktadırlar. Hatta Fransa'da Le Pen hükümete ortak olmaya bile yaklaşmıştır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Dikkat edilir ise ayrımlardan bahsederken ırk ve din ayrımını özellikle belirtmiş ve 2. Paragrafında vesayet altında gayrı muhtar durumdaki insanların dahi bu haklardan yararlanması gerektiğini düzenlemiştir. Bununla birlikte temelinde bir din devleti izlenimi veren İsrail'in halkına karşı da yaklaşımı din temellidir. Kanunlarınca tüm vatandaşları eşit olarak kabul etmekle birlikte Yahudi vatandaşlarının daha eşit olduğu fiili uygulamalarında kendini göstermektedir. Ekonomik uygulamalarında, eğitim ve sağlık hizmetleri ile özellikle Kudüs özelinde belediye hizmetleri yönünden Yahudi yerleşimleri ile arap nüfus arasında büyük farklar bulunmaktadır.

Kudüs içerisinde yapılan gezilerde Batı Yaka'daki belediye hizmetleri ile Doğu Kudüs'teki belediye hizmetleri arasındaki hizmet kalitesi birbiri ile iki ayrı ülkeye aitmiş şeklinde görülebilecek kadar farklıdır.

Doğu Kudüs'te çöplerin dahi toplanmadığı ve mahallelilerce yakılmak sureti ile tasfiye edildiğinden bahsedilmektedir. Bu durumu burada dile getirmemizin nedenlerinden biri de duvarın sadece Filistin halkına ait topraklarda tesis edilmesinin mantığını ortaya koymak içindir. İsrail özellikle duvarı inşaa ederken maliyetlerinden de kurtulabilmek adına Arap nüfusuna ait toprakların ellerinden alınması yoluna gidilmektedir. Bu duvar ve benzeri işlemler ile ırk ve din ayrımına gidildiği ve İsrail'in dünyada geçerliliği kalmamış bir sistemin son temsilcisi olduğu alenidir.

Kudüs içerisinde yapılmak istenen nüfus çalışması da bu anlamda bir ayrımdan kaynaklanmaktadır. İsrail Batı yakasına tesis ettiği yeni mahalleleri Kudüs içerisinde kabul ederken Doğu Kudüs'teki 12 yerleşim ve mahallenin duvar dışına ve dolayısı ile Kudüs dışına atılmak istemektedir. Bu şekilde Yahudi nüfusun şehir içerisindeki oranı artırılmak ve Müslüman halkın bulunduğu mahalleleri taşra kabul ederek Arap nüfus oranı azaltılmak istenmektedir. Uluslararası sözleşmeler ve İsrail'in yasalarına da aykırılık teşkil eden bu uygulama, İsrail'in hukuka yaklaşımı açısından en temel sorunlarındandır.

 

Yorum Yaz

  037430