15 ARALIK 2019 PAZAR

Hüseyin Yağmur

DÜZENE UYGUN KAFA KLAVUZU (1)

Hüseyin Yağmur

İlköğretim okulları için 2019-2020 öğretim yılı geçtiğimiz ay başladı. Üniversitelerin de çoğu açıldı, Geri kalanlar da bu hafta açılışlarını yapacaklar.Bu vesileyle okul ve eğitim kavramını farklı bir bakışla, Alman yazar E. A. Rauter'in analizleriyle incelemek istedik.

  1. A. Rauter'in bu özgün çalışması 1970'lerde ilk baskısını yapmış. Türkçeye ise 2000'li yılların başlarında çevrilmiş. Kitabın dilimize kazandırılma tarihi, bu anlamda düşünce yeteneğinden tam 30 yıl geride olduğumuzun da açık ispatı…

Şimdi o kitaptan bazı  bölümleri sizlerle paylaşalım:

‘Okulda İnsanlar İmal Edilir. İnsan Yapma Olayına Eğitim Denir.'

 Yazar bu tesbitte yaygın olarak geri kalmış ülkelerdeki eğitim sistemlerinin gayesini çarpıcı bir şekilde anlatıyor .Gerçekten de öyle değil midir? Ne yapılmak istendiğini bilmezsen, ne olduğunu anlayamazsın.

 ‘Avcıya Yem Olanlar Avcının Mülküyle Gururlanıyor'

 Yazar geri kalmış ülkelerdeki zavallı ve yoksul insan kitlelerinin devletlerinin, ordularının güçleriyle gururlanmalarına gönderme yaparak kafa konforunu bozuyor. Tıpkı yoksul Pakistan Halkının atom bombaları olduğuna yoksul Bangladeş halkının güçlü bir orduları olduğuna gururlanması gibi bir şey bu. Atom bombasına da orduya verilen para da aslında yoksulun sofrasından çıkıyor.

 New Yorklular, ABD'nin diğer bölgelerinden ve dış ülkelerden gelen konuklarına dünyanın en yüksek yapılarını gösterirler. Empire State binasını ve diğer gökdelenler sanki kendi mülkleriymiş gibi davranırlar. Gerçek, bu görülmeye değer şeylerin birkaç iş adamının özel mülkiyetlerinde olduğu ve gururlu New York'luların -diğer büyük Batı şehirlerinde oturanlar gibi- bu işverenler tarafından kent dışına sürüldüklerdir. Birkaç düzine komisyoncu, simsar, konut ve arsa sahibi, işyerleri evlere oranla daha çok para getiriyor diye binlerce insanı şehir merkezindeki evlerini terke zorlar. İşçi ve memurlar zorunlu olarak şehir dışına giderler (buralara şimdi banliyö deniyor). Çünkü Amerikan Hükümeti de Alman hükümeti gibi arsa spekülasyonu yapanları korur.

 Kraliçenin dünyanın en zengin kadını olması programcıyı rahatsız etmedi. Altı bin İngiliz ailesinin geçimini sağlayan bu kadar çok parayı Kraliçenin her yıl sayısız eğlencelerinden birine harcaması, onu ilgilendirmiyor. Kraliçenin neden insanların eğitimine her yıl 55 milyon mark harcamadığını sormayı düşünmedi. Onun için olağan olan şey akla sığmayandır. Kendisinde kuruş olmadığı halde Kraliçenin zenginliğinden dolayı seviniyor. Onun beyni tam bir yurttaş beynidir.

 ‘Okul Mamulleri Öğrendikleri Şeyler Arasında Bağlar Kurmayı Bilmiyorlar.'

 Yazar burada Geri kalmış ülkelerde uygulanan ‘fakirleştir, cahilleştir' egemen metodolojisine gönderme yapıyor. Fakir ve cahil bırakılmış halk, cellatlarının haliyle adeta keyifleniyor

 Bugün, çalışanlar, yaşamlarının 1/10'dan fazlasını yolda geçiriyorlar. …. Durumları değişmez görünüyor. Çocukluktan gelen alışkanlıklar çok köklüdür. Bugün Gunter Sachs'ın özel mülkiyetinde bulunan fabrikaların işçileri, alın teriyle kazandıkları parayı, bu adamın kumara nasıl yatırdığını ve kadınlara nasıl yedirdiğini okurlar. Ve bu haberleri okurken öfkelenmezler. Kendi emeklerinin ürününü, bu tüccar zamparanın ne yaptığını, emeklerini çarçur ederken ne kadar becerikli ve zarif davrandığını, gazete sahiplerinin sunduğu renkli baskılarda keyifle okurlar.

 Bir Rus öyküsü şöyle başlar: Bir zenginle bir fakir birlikte seyahat ediyorlarmış. Zenginin bir kısır atı, fakirin de bir kısrağı varmış. Bir gece kısrak bir tay doğurmuş. Tay zenginin arabasının altına yuvarlanmış. Zengin fakire: Tayı araba doğurdu demiş..!

 ‘İmalat Eğitimde Soru Sorma Refleksi Yok Edilir'

 Yazar burada imalat eğitimin çarpıcı bir eksikliğine daha projektör tutuyor. Ona göre imalat eğitimlerde mamul adayı bireyin soru sorma yeteneği yok ediliyor. Böylece ülkede olanları sorgulama fikri hiçbir zaman ortaya çıkmıyor.

 Belirsizlik, samimiyetsizliğin kötü bir biçimidir. Hem doğruyu söylemeyen hem de yalanı beceremeyen kişi, ister istemez lafı eveleyip geveler. Buna karşın genellikle paçayı sıyırır, çünkü çoğu insan soru sormayı görgü kurallarına aykırı bulur. Gerçekleri gizlemek için yalnız kişiler değil, kurumlar da belli konularda bazen yıllarca belirsiz (muğlak) bilgiler verirler. Belirsiz bir şeyden yeterince söz edildi mi, çoğunluk artık ona anlaşılan bir şeymiş gibi alışır. Biri ne kadar pahalı şeyler yazar ya da söylerse, anlatımında gizli olan yanlışlar da o kadar geç su yüzüne çıkar.

 ‘Yasaları Kimin Yaptığını Bulmak İstiyorsak, Bu Yasaların Sonuçlarını Gözlemeliyiz.'

 Yazar geri kalmış ülkelerdeki anayasa başta olmak üzere bütün kanun manzumelerinin süslü laflarla dolu aslında içi boş metinler olduğuna dikkat çekiyor

 Örneğin Anayasa'nın birinci maddesinin şu cümlesi ilgin bir belirsizlik içerir: “İnsan onuru dokunulmazdır” Bunu yasanın yaratıcılarına sormadıkça ne demek istediklerini anlamamız olanaksızdır. İnsan onurunun ne olduğunu bilsek de bilmesek de cümle “İnsan onuruna dokunmayınız, bu olmaz” der. Fakat bu olur. İnsan onuruna dokunmaktan daha kolay bir şey yoktur. Bu yasanın yaratıcıları büyük bir olasılıkla “İnsan onuruna dokunmak yasaktır” demek istemişlerdir..!

 Oysa bunu yasalaştırmak istediklerinde, insan onurunun ne olduğunu açıklamak zorunluluğu duymalıydılar. Hangi işlemlerin onuruna dokunduğunu ve karşılığında verilecek cezaları somut olarak saptamalıydılar. Bunu düşünmüş olmalılardı, çünkü bu, Anayasa'nın ilk cümlesidir. Anayasanın yaratıcılarını, daha Anayasanın ilk cümlesinde düşüncesizlikle suçlamak budalalık olur.(!)

 Yasalar insanlarca yapılır. Bir yoksulun aklına, “çalmamalısın” demek gelmez. Zengin, önce kendi varlığıyla hırsızı yaratır, sonra da hırsızlara karşı yasalar yapar. Başkalarının malına yönelen hırsızlıktan korkar. Oyunun kurallarını koyan, kendisini kazançlı çıkaracak kuralları belirler. Bu durumda oyunun kurallarını belirleyenlerin kendilerine oyunu kaybettirecek kurallar saptamaları beklenemez.

 Vietnamlı çiftçiler Amerikalı generallerin saptadığı oyunun kurallarına göre oynasalardı, kendi kendilerini öldürmeleri gerekirdi.Eğer halk, Anayasa'nın ona verdiği haklara gerçekten sahip olsaydı, sonuçları eşkiyalıktan farksız olan yasalar yapılmazdı. Anayasanın anlattıklarına güvenilmez. Anayasa yalan söylemektedir.

İlk insanlar diğerlerini baskı altında tutmak ve sömürmek için adam kiralayacak kadar zenginleşince, bugün devlet dediğimiz şey meydana çıktı. Yasalar zengin köle sahiplerinin istek listesinin gelişimidir.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  446702

-