14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

DÜZENE UYGUN KAFA KLAVUZU (3)

Hüseyin Yağmur

E.A. Rauter'in bu özgün çalışması 1970'lerde ilk baskısını yapmış. Türkçeye ise 2000'li yılların başlarında çevrilmiş. Kitabın dilimize kazandırılma tarihi, bu anlamda düşünce yeteneğinden tam 30 yıl geride olduğumuzun da açık ispatı…

 Şimdi o kitaptan bazı  bölümleri sizlerle paylaşmaya devam edelim:

 ‘Güvenen Bir İnsan, Hesaplayan Bir İnsandan Daha Kolay Aldatılabilir.'

 Yazar bu bölümde geri kalmış ülkelerde yapılan imalat eğitimiyle anlamından sapmış bir güven duygusunun oluşturulduğunu, bu güven duygusunun içten içe halkın kendi gücünü çürüttüğünü militer yapıyı ise güçlendirdiğine dikkat çekiyor. Gerçektende bu ülkelerde halkın temsilcisi olan siyaset kurumuna güven duygusunun dipte, militer kurumlara güven duygusunun ise pikte olduğu tüm bağımsız(!) araştırmalarda ayda bir ortaya çıkar

 Tüm devlet kudreti -Polis, Mahkeme, Ordu- tüccarın emrindedir: Onun güven göstermesi gereksizdir. O güven alır ama vermez.

 Toplumumuzun en kudretli kişilerinin davranışları, birincisi: Güven vermenin kazanmaktan daha kolay olduğunu, ikincisi: Kuvvetsizin kuvvetliye güvendiğini ve tersinin geçerli olmadığını kanıtlar. Kuvvetli geçici olarak kuvvetsiz duruma düşebilir, o zaman bize güvendiğini kanıtlamaya çalışır. Bazen kuvvetli kuvvetsiz rolünü oynar.

Kuvvetliler güvenden çok kudret ve bilgisizliğe dayanmalarına karşın, hiçbir nutukları yoktur ki kendilerine bağımlı olanlardan güven istemesinler. Ailelerin çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine, işverenlerin işçilerine, politikacıların seçmenlere yaptıkları işte budur. Kendileri güven göstermeseler bile, kendilerine güven gösterilmesine ihtiyaçları vardır. Birincisi: Güven şiddetten daha ucuzdur. İkincisi: Şiddet uygulamak için de insan gerekir. Onlar bu zorbalığın iyi bir iş olduğuna inanmalıdırlar.

 Birkaç ay önce biri, insanların güven konusunda ne düşündükleri üzerinde bir anket düzenledi. Sonuç: Yanıtlayan paralıysa güvene çok az önem veriyor, ama yoksulsa güveni önemsiyordu.

 Emirlerinde böyle insanlar olmazsa, silahlar, toplar ve tanklar hurda yığınına dönüşür.

 ‘Eğitimciler Bütün Nesilleri Aldattılar.'

 Yazar bu bölümde geri kalmış ülke halklarına egemenler tarafından bir misyon biçildiği bu misyonun da eğimim aracılığıyla bu insanlara benimsetildiğine dikkat çekiyor. Nitekim George Orwell'in ‘Hayvanlar Çiftliği' eserinde egemen domuzlara güvenen ve bu uğurda çatlarcasına çiftlik için çalışan kısrağın hazin hikayesi anlatılır

 Okuldan edindiğimiz bilgilerin, çıkarlarımıza uygun düştüğünü sanmanın hayatımız üzerindeki etkisi yıkıcıdır. Derse güveneceğimize, onu incelemeliyiz. Eğitim plancılarının bizi aldatıp aldatmadıklarını bilmeliyiz. Bizi, aldatmadıklarına inandırmaya çalışmalarıyla yetinmemeliyiz. Bütün nesillere bu yolda güvence vermişlerdi. Diyelim ki biz ayrıcalıklıyız, böyle davranmalarının nedeni ne olabilirdi?

 Yeterince eğitim kuruluşları, hastaneler, kreşler, ihtiyar yurtları, tiyatrolar, evler bulunmamasının yaşadığımız çevrenin temiz olmamasının nedeni, iş gücümüzün (ömrümüzün) ve hammadde kaynaklarımızın (-kömür, petrol, gaz- topraktan çıkan her şey) planlanmış israfıdır.

 Fakat şimdiye dek sözünü ettiğimiz iddiaların en şaşırtıcısı şudur: “Ekonomik durum… Kârlar arttığı zaman idealdir.” Ama çıkarlarımız dile gelecek olursa bu cümle şöyle der: “Yaşamımızın, giderek artan bir bölümünü, bizi hiç ilgilendirmeyen birkaç kişi için karşılıksız çalışarak geçirdiğimiz zaman mutlu olabiliriz.” Halkla alay eden bu sözde bilgiler, diğerleriyle birlikte bilimsel bir saptamaymış gibi beynimize sokulacaktır. Çoğunluğumuz kendini, çocuklarını ve eşlerini ücret ya da aylıkla geçindirmektedir. İşçi ve memurlar kâr etmezler.

 Eğer bir eşek bir dolabı döndürerek tarlayı suluyorsa, böylece kendi yaptığı iş ve sahibinin yaptığı işle daha büyük değerler yatılıyorsa, eşeğin yeni oluşan bu değerler üzerinde hak sahibi olduğu hiç kimsenin aklına gelmeyecektir.

 Eşeğin ahırında daha büyük bir pencere olması gerektiğine, ona birkaç leziz lokma verilmesine ve iyi davranılmasına katılanlar çok olacaktır. Fakat yarattığı değerlerin karşılığının eşeğe para olarak ödenmesini hiç kimse düşünemez.

 ‘İnsan Hiç Bilmediği Bir Şeyi İsteyemez.'

 Yazar bu son bölümde bu kısır döngünün kırılması ve beyinlerin esaretten kurtulması için çareler ve çözümler öneriyor.

Çıkarlarımızı aramayı öğreten bir okul, televizyon yayınlarını nasıl izlememiz gerektiğini göstermelidir. Öğretmenlerimizin böyle bir ders için gerekli deneyleri ve bilgileri yoksa derslere deneyleri ve bilgileri olan kişiler çağrılmalıdır.

 Ders programlarını öylesine değiştirmeliyiz ki, okullarda artık şartlanmış yurttaşlar üretilmesin.

 Aç bir insan aynı çalışmayla ayrı büyüklükte iki tür besin edebilirse, fakat yalnızca az olanına giden yolu biliyorsa, çıkarını tanımıyor demektir.

 İhtimaller bilgilerle öğrenilir. Bizim hangi bilgilerle yapılacağımıza karar verenler, hangi ihtimalleri öğreneceğimize de karar verirler. Böylece, neleri kendi çıkarımız sanacağımıza da karar vermiş olurlar.

 Öğretim programı düzenlenirken düşüncemiz sorulmazsa, yabancı amaçlara araç olmamız kaçınılmazdır.

 Kendisinden nelerin gizlendiğini bilmeyen bir öğrenci, çıkarlarını tanıyamaz. O, öğretmenlerin hangi yanlışlarına karşı mücadele vereceğini bilmez. Ders programlarının hangi çıkarları gizlediğini bilmez: Ders programının hangi yaşamı hasıraltı ettiğini bilmez.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  868768

-