14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

DÜZENE UYGUN KAFA KLAVUZU

Hüseyin Yağmur

 E. A. Rauter'in bu özgün çalışması 1970'lerde ilk baskısını yapmış. Türkçeye ise 2000'li yılların başlarında çevrilmiş. Kitabın dilimize kazandırılma tarihi, bu anlamda düşünce yeteneğinden tam 30 yıl geride olduğumuzun da açık ispatı…

Şimdi o kitaptan bazı  bölümleri sizlerle paylaşmaya devam edelim:

‘Resmi Tarih Masaldan İbarettir'

Yazar bu bölümde çarpıcı bir misal ile geri kalmış ülkelerdeki tarih bilgilerinin aslında gerçeğe uymayan masallardan ibaret olduğuna  dikkat çekiyor

 Öğretmenlerimiz Yunan tarihinden söz açınca, sınıflarda ruhani bir hava eser. Öğretmen kuşakları, yıllar boyunca insanları hor gören bir yüzeysellikle Atina devletinin toplumsal ilişkileri üzerine saçmalayıp dururlar. Her yetişkin Atinalı erkek yurttaş başına 18 köle düşüyordu. Okul kitaplarımızda Atina'daki toplumsal ilişkiler anlatılırken, 365.000 kölenin varlığının unutulması, bir takım şeylerin gizlendiğini düşündürüyor ister istemez. Mantık yasalarına göre, Atina eğer demokratik bir devlet ise, 365.000 kölenin insan olması mümkün değildir!

 Atinalı yargıçlar yasalara çok sıkı uyarlarmış. Ancak bu yasalar 20.000 asalaktan oluşan bir azınlık tarafından 365.000 çalışana zorla kabul ettirilmişti.

 ‘Nazilerin Toplama Kamplarındaki En Güvenilir Bekçileri Tutuklulardı.'

 Yazar bu bölümde geri kalmış ülkelerde köle durumuna düşmüş insanların güdülenerek nasıl katı yönetim disiplininin bir parçası haline getirildiklerine dikkat çekerek içselleştirilmiş kölelikten bahsediyor.

 Ayrıca yalnız sıradan yurttaşlar baskı altında tutulmaya elverişlidir. Atinalılar polis olarak köleleri kullanırlardı. Kim baskıyı kendine iş edinmişse, o ezilmişliğin tipik bir örneğidir. Ordu ve poliste mutlak disiplinin, anlamsız talim ve terbiyenin böyle büyük bir rol oynamasının en derin nedeni budur.

 Alman polis ve ordusunun bugünkü eğitiminde, yine aynı köle terbiyesi uygulanıyor, yoldaşlarına ihanet eden bekçiler kullanılıyor.

 ‘Devlet, Azınlığın Çoğunluğu Ezdiği Bir Mekanizmadan İbarettir.'

 Yazar bu bölümde toplumlarının vazgeçilmez bir parçası gözüken devlet olgusunu irdeliyor.

 Geçmişte, bildik hiçbir insan toplumu yoktur ki, devlet, azınlığın çoğunluğunu ezdiği bir mekanizma olmasın. Bu, Atina ve Roma'daki köleci toplumlarda olduğu gibi, feodal toplumlarda da böyledir. Serfler ayaklandıklarında o zamanki efendilerin ideoloğu Martin Luther: “Nasıl kuduz bir köpeği öldürmemiz gerekiyorsa, bunlar da (yani ayaklanan köylüler) her yerde böyle vurulmalı, parçalanmalı, gırtlaklanmalı ve bıçaklanmalıdırlar” İşte sahte sofu prensler; yasa, düzen, yargıç, cellat, polis ve askerlerin yardımıyla bunları gerçekleştirdi.

 Geçmişte devletin, azınlığın çoğunluğu ezmek için kullandığı bir araç olduğunu eğitimcilerimiz hemen hemen hiç yadsımaz. Ciddiyetle sorulduğunda, Atina demokrasisinden de vazgeçmek zorunda kalırlar. Dahası I. Dünya Savaşı'ndan önceki Avrupa toplumlarının sömürü toplumları olduğunu; geçen yüz yıl İngiliz yasalarının çocukların maden ocaklarında çalışarak ölümüne izin verdiğini itiraf edeceklerdir. İş adamları işgücünü bu kadar çabuk yok etmenin israf olduğunu anlayınca, devlet bu yasaları değiştirdi.

 Bugün okuldan, televizyondan ve gazetelerden edindiğimiz bilgilere göre, demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Peki iktidarın çoğunluğun eline geçtiği tarihi nokta nerede?

 Zenginler ve iktidar sahipleri her zaman, fakir ve yoksul halk hiçbir zaman iktidar olamadı…

 Düşüncesizce kabullenmelerinin nedenleri; işlerin yoğunlaşmasıyla devletin eriştiği göreli bağımsızlık, belgelerin anlaşılmazlığı ve devletin beyinler üzerindeki yoğun etkisidir. Tez haklıdır, ama devlet birinin üstünde ötekinden daha yüksek duruyor.

 ‘Bir Şeyi Meyvesinden Tanıyacaksın.'

 Yazar bu bölümde ülkeleri yöneten sistem isimlerinin esasen bir anlamı olamadığı bu isimlerin içinin nasıl doldurulduğuna dikkat çekiyor. Sistemin adının ‘demokrasi' yahut ‘cumhuriyet' ilan edilmesiyle o ülke de o sistem cari olamıyor. Kaddafi'nin Libya ve Saddam'ın Irak cumhuriyetleri gibi. Avrupa'daki monarşik krallıklarda ise demokrasi bazı ülkelerdekinden daha güçlü uygulanıyor.

 “Azınlığın egemenlik aracı olan devlet, çoğunluğun eline mi geçti?” sorusu, devlet temsilcileri ve işveren gazetelerin kanıtlarını kabullenirsek, yanıtlanamaz. Çoğumuzun bilgisi böyle kanıtları teker teker çürütmeye yetersizdir. Eğitimcilerimize ya da televizyon yorumlarına kulak vermekle, demokratik bir ülkede -Atinalıların tersine- yaşayıp yaşayamadığımızı saptayamayız.

 Gördüğümüz eğitimin sonucu olan bu sorunun tartışılmasında düşülen çaresizlikten, yasaların sonuçlarını, eğitimin sonuçlarını, kitle haberleşme araçlarının ilettiği bilgilerin sonuçlarını incelemekle kurtulabiliriz. Resmi belgeleri anlamamız gerekmez, bunların neyi etkilediğini öğrenmemiz yeterlidir, böylece neyi etkilemeye zorunlu olduklarını anlarız. Şu büyük sözün anlamı budur: Azınlığın büyüyen serveti, çoğunluğun bağımlılığını kuvvetlendiriyordu.

 Düşman generalleri zaferi bize garanti etseler bile, savaşmak yararsız olurdu. I. Ve II. Dünya Savaşları çeşitli ülkelerin işverenleri tarafından işçilere ve memurlara karşı yapılmış ve onlara karşı kazanılmıştır.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  791192

-