21 KASIM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

DÜZENİN ÖTEKİLEŞMESİ (5)

Hüseyin Yağmur

Kaldığımız yerden devam edelim…

1920'de kurulan TBMM Hükümetinin ilk Maarif Bakanı olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, büyük vaatlerle kurulan Yeni Düzenin 10 yıl içerisinde kendi halkına karşı nasıl ötekileştiğini bir köylünün ağzından anlatır. 9 Ağustos 1930'da İzmir Türk Ocağı'nda yaptığı konuşmasının bir bölümünde Tanrıöver, şunları söyler :"Halk kütlesi duyar, düşünür ve anlar. O, taa içinden gelen öz ve harim lisanile konuşmaya başladığı vakit, siz kim olursanız olunuz, zâfınızı, aczinizi duyarsınız. Ben kendi ömrümde bu aczi birçok defalar duymuşumdur. Sekiz sene evvel Keçiören'deki evime kömür getiren yaşlı bir köylüye sordum: “Hükümetin Ankara'ya gelmesinden memnun musun?” Hükümet Ankara'ya geldiği için senin köyde halin iyileşti mi? Hakkını daha iyi koruyabiliyor musun? Jandarma, vergi memuru sana eskisinden daha iyi mi muamele ediyorlar, daha kötü mü?”

Köylü bir dakika yüzüme baktı, tereddüt ettiğini gördüm.

"Baba, bana istediğini söyle, korkma, benden sana fenalık gelmez" dedim.

"Öyle ise diyeceğim bak, dinle” dedi: "Vaktile Abdülhamit zamanında paşalar bize, "Ver” dediler, verdik; “Öl” dediler, öldük. Onlar gittiler, yerine başka paşalar geldi ( İttihad ve Terakki devrini kasdediyordu) onlar da bize, "Ver” dediler, verdik; "Öl” dediler, öldük. Onlar gitti, yerlerine siz geldiniz. Siz de bize “Ver”  dediniz, verdik; "Öl" dediniz, öldük. Şimdi bekliyoruz; bize ne vakit "Al” diyeceksiniz?. (Ertunç,2010:280-281)    

Aradan uzun yıllar geçse de egemenlerin ver düzeni bir türlü değişmedi. Sadece aktörler ve sahneler değişti bu kadar..

14 Mayıs 1950'de Demokrat Partinin iktidar gelmesiyle birlikte ortay çıkan halkın ülkesiyle olan yakınlaşması 10 sene sonra darbeciler tarafından rafa kaldırılıp çöpe atıldı. Bu yakınlaşmanın mimarları bürokratik oligarşi tarafından feci bir şekilde cezalandırıldılar, asılarak yok edildiler.

1960 Darbesinin ardından 1961 Vesayet Anayasası ile ülkemizde kurulan vesayet rejiminin bir yansıması olarak adeta Anayasa Mahkemesi, Osmanoğulları Saltanatının yerine geçmiş oldu.

Çin'de nüfusundan dolayı parlamentoda 5.500 milletvekili var. Türkiye'de de değil 550, 5.500 mebus olsa, bunların tamamı dahi bir konuda karar verse, bu 11 kişilik Yargıçlar Mahkemesi ‘olur' vermezse hiçbir kıymeti harbiyesi olmuyor bu kararın.

Liberal Düşünce Topluluğu Kurmaylarından Kazım Berzeg, bir makalesinde, önemli bir noktaya işaret ediyordu: Demokratik bir rejim için Anayasa Mahkemesi şart değildir.

Berzeg özetle şunları söylüyordu: Pek çok köklü demokraside Anayasa Mahkemesi yok. İsviçre, Hollanda, Lüksemburg, Finlandiya, İngiltere, Belçika, Yeni Zelanda ve İsrail'de anayasa yargısı denetimi hiç yok. Çağdaş demokrasilerde Anayasa Mahkemesi'ne karşı soğukluğun demokratik kaygılardan kaynaklanan nedenleri var. Lijphart, ‘kanunun anayasaya uygunluğu gibi hayatî önem taşıyan kararlar, atanmış ve hiçbir temsilî niteliği olmayan bir yargı kurulu tarafından verilmemelidir' diyor. Burdeau'ya göre ise, ‘kanunların anayasaya uygunluğu denetiminin hakimlere verilmesi onları bir siyasî kuvvet haline getirir, yasama iktidarı siyasî sorumluluğu olmayan yargı organına geçmiş sayılabilir'.

Doç. Dr. Berat Özipek bir başka açıdan bakarak Türkiye'deki Anayasa Yargısının meşruiyetini sorguluyordu. Özipek'in tesbitleri şunlar: Türkiye'de sorun, üçüncü erkin, yani yargının, kendi bürokratik mekanizmalarıyla, atama yoluyla, yani toplumun hiçbir biçimde pay sahibi olmadığı bir süreçle belirlenmesi, pratik olarak halkın egemenliğinin işlevsizleştirilmesi, onun bürokrasiye tâbi kılınması, en azından onunla paylaştırılması. Bu da sadece demokrasi sorunu anlamına gelmiyor, aynı zamanda ciddi bir özgürlük sorununa da yol açıyor.

Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin eski yargıçlarından Robert H. Jackson bütün bu sakıncalardan dolayı şu tesbiti yapar: ‘Mahkemeler mahkeme olarak hareket etmeyi bırakıp politikayı kontrol eden organlar haline geldiklerinde, hukuk devleti emin ellerde değil demektir.'

Türkiye, uzun süre egemenler adına hüküm kuran, halkı potansiyel düşman olarak gören yargıçların egemenliğinde kaldı.

Dışişleri eski bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil'in Hatıralar'ındaki bir anekdot, yönetim sistemimizin haline çarpıcı bir şekilde ışık tutuyor. O satırlara birlikte göz atalım:

Cevdet Sunay'la birlikte Sovyetler'e gittik. Devlet Başkanı Podgomi, Başbakan Kosigin ve üçüncü adam Brejnev, Kremlin'deydi. Sunay, Devlet Başkanı Podgomi ile birlikte yürüyor. Biz de Kosigin'le beraber gidiyoruz, sohbet ediyoruz.

Kosigin bana, “Siz demokrat oldunuz da ne oldu?” diye sordu ve cevabımı beklemeden aramızda şu konuşma geçti:

“Demokrasi demokrasi diyorsun. Sizde son sözü kim söyler?”

“Parlamento”

“Parlamentonun kararını kimse bozamaz mı?”

“Bozar. Anayasa Mahkemesi vardır. O gerekirse bozar.”

“Bu Anayasa Mahkemesi kaç kişidir?”

“11 kişidir.”

“Biz sizden daha demokratız. Bizde polit-büro var. Onun kararını da kimse bozamaz. Bizim polit-büro otuz iki kişi.”

Saltanat Rejimindeki bir egemen kişi yerine, ülke ile ilgili 11 kişinin karar vermesi daha sağlıklı bir yönetim diye düşünülebilir.

Yazımıza Rahmetli Yavuz Gökmen'in çarpıcı bir tesbitiyle açılım getirelim. Gökmen diyor ki; Türkiye'de demokrasi yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Demokrasi sadece Türkiye'de bir küçük zümre için göstermelik bir kılıftır. Demokraside her şeyden önce temel hak ve özgürlükleri tam anlamıyla teminat altına alan bir Anayasa ve düşünceleri ifade etme özgürlüğü olur. Ancak Türkiye'de bunlar olmadığı gibi, tam tersine, emir-kumanda altında bir adalet mekanizması vardır. Türkiye'yi asker-sivil bürokratlar yönetir ve en güçlü kesim de askerlerdir.

Final Cümle ise Rahmetli Turgut Özal'dan: “Biz Batı'nın 150-200 senede yaptığı değişimlerin hepsini kaçırdık. Bu yüzden geriye dönüldü ve çöküş başladı. Bu yüzden bizdeki değişim, Batı'nın bu sürede yaptığını 10-15 yıla sığdırmak zorundadır. Reform mahiyetinde, devrim mahiyetinde olması lazımdır.”

 

Bir sonraki yazımızda konuyu incelemeye devam edeceğiz.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

HÜSEYİN YAĞMUR
- 20.11.2019 - Lozan görüşmelerinde neler  yaşandı?                                                                 
- 15.11.2019 - DAĞLILAR ve ŞEHİRLİLER (İbni Haldun’dan Heidi’ye Dağlıların Halleri)                                                                           
- 13.11.2019 - CHP’nin YÜZKARASI: VARLIK VERGİSİ KANUNU                                                                                                                                             
- 08.11.2019 - Özal’lı yılların başlangıcı
- 06.11.2019 - Osmanlı saltanatı kaldırıldı öyle mi?                                                                    
- 01.11.2019 - Bürokratik oligarşi ve avlanma teknikleri
- 29.10.2019 - 1. Dünya savaşına giriş faciamız
- 26.10.2019 - Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın başına gelenler                                                                                       
- 23.10.2019 - Tenhalık, ıssızlık, coğrafyasızlık
- 18.10.2019 - Şeyh efendinin politik sırrı (7) muhteşem düğün
- TÜM YAZILARI

Yorum Yaz

  775901

-