Hüseyin Yağmur

DÜZENİN ÖTEKİLEŞMESİ (6)

Hüseyin Yağmur

Kaldığımız yerden devam edelim…                                                 

Düzenin nasıl ötekileştiğini anlamak için 10 Cumhurbaşkanlığına seçilen Abdullah Gül'ün yaşadıklarını hatırlamakta fayda var. Bir dönem Cumhurbaşkanı Gül'ün danışmanlığını yapmış Ahmet Sever o günleri şöyle anlatıyor:MİT Müsteşarı Emre Taner çok sıkıntılıydı ve konuşmakta zorlanıyordu. Abdullah Gül'e  “Çok üzgünüm. Bu olanlar büyük haksızlık. Maalesef aile tarzınızdan, eşinizin başı kapalı olmasından dolayı sizin cumhurbaşkanı adayı olmanızı istemiyorlar.” dedi. (Sever,2015:26:27)

(….) Gül'ü adaylıktan vazgeçirmek için inanılmaz bir kulis başlatıldı. Kapalı kapılar ardında, “Eğer Gül direnirse, gerilim artar, darbe olur” korkusu ve tehdidi ciddi şekilde tedavüle sokulmuştu. (Sever,2015:28)

(….) Gül'ün cumhurbaşkanlığını devralmasından bir gün sonra GATA'da mezuniyet töreni vardı. Askerin, cumhurbaşkanı seçilen ve “Başkomutan” konumunda olan Gül'e karşı duruşu hâlâ çok sorunluydu. Törende konuşan GATA Komutanı Korgeneral Necati Özbahadır, askeri teamüllerin aksine, Abdullah Gül'e, “Sayın Cumhurbaşkanı” diye hitap etti. O güne kadar yıllarca tüm cumhurbaşkanlarına, “Sayın Cumhurbaşkanım” diyen komutanlar, Gül söz konusu olduğu için bunu söylemekten imtina ediyordu. Sanki karşılarında yabancı bir ülkenin cumhurbaşkanı vardı.Bu da yetmedi, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ödül vermek üzere ayağa kalktığında, Cumhurbaşkanı'nı selamlamaktan özellikle kaçındı.Cumhurbaşkanı Gül KKTC'yi eşi Hayrünnisa Hanımla birlikte ziyaret etti. Dönüşte, karşılama töreninde protokol krizi yaşandı. Ertesi günün gazete manşetlerine yansıyan haberlere göre, dönemin Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner, törende Hayrünnisa Hanım'ın elini sıkmamak için yerini değiştirmişti.Bu, gerçekten çok can sıkıcı bir dunundu. Cumhurbaşkanının keyfini kaçırmıştı. Genel kurmay'ın bu habere bir açıklama getirmemesi de düşündürücüydü. (Sever,2015:71:72)

“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” denilmesinden ve Cumhuriyetin ilanından yaklaşık 90 yıl sonra  bir takım generallerin milletin temsilcilerine böylesine kan kusturacak cesareti kendilerinde bulması düzenin nasıl ötekileştiği ve milletin olmaktan çıkıp, eli silahlı, bir grup imtiyazlı mutlu azınlığın eline geçtiğinin açık göstergesidir.

Düzenin ötekileştiğinin farkına varmadan bu ülkede siyaset yapmak, ötekinin muhafızlığını yapan egemenlere ‘amelelik ' yapmaktan başka bir anlama gelmiyor.

……………….

Bu ötekileşme sendromuna sadece kurulu düzenin muhafızları değil Anadolu halkının değerleri adına iktidara gelen dindar-muhafazakarlar da kısa bir süre sonra mübtela oldular.Benim gözlemlerime göre; Düzenin ötekileşmesi sendromunun son kurbanı Ak Parti iktidarı gibi gözüküyor.

AK Parti nerede hata yaptı? Bu konuyu sonraki yazılarımızda ele alacağız. Ancak sembolik bir misal vereyim:AK Parti Özal'ın dediği reformları hayata geçirip sivil bir anayasa yapması gerekirken; Anayasa Mahkemesi'nin yaptırmayı planladıkları yeni bina için mali destek verme sehvine imza attı. Gazete haberine göre Dönemin Başkanı Tuğcu'nun talebini olumlu karşılayan Başbakan, 45 trilyon liraya mal olacak bina konusunda her tür desteği vereceğini söylemiş.

Yeni yapılacak binada 450 kişilik Yüce Divan salonu düşünülüyormuş. Peki Yüce Divan Salonu ne işe yarar? Siyasilerin bürokrasi tarafından yargılanmasına.

Siyaset kendisinin yargılanacağı 450 kişilik görkemli salona 45 trilyon kaynak aktarıyor yani.

Bu, rahmetli Menderes'in Yassıada'da kendini yargılayacak mahkemeye kaynak aktarması gibi bir şey.

Yani Sözün bittiği yer...

Geri kalmış ülkelerdeki egemenler ile halk arasındaki ötekileşme sendromu, Kırmızı Başlıklı Kız Masalı'ndaki diyaloga benziyor.

Ormanda çiçek toplayarak, kelebeklerin peşinden koşarak, kuş seslerini dinleyerek büyükannesine çörek götüren Kırmızı Başlıklı Kız, işiyle gücüyle uğraşan masum halka benziyor. Ötekileşmiş egemenler ise her halükarda onu ve taleplerini yutmak isteyen, ancak büyükanne postuna bürünmüş kurt konumundalar.

Şimdi masaldaki Kırmızı Başlıklı Kız ile Büyükanne postuna bürünmüş kurt arasındaki meşhur diyaloğu bir de bu gözle okuyalım:

(...) Kurt, Büyükanne'nin geceliğini giymiş, onun başlığını ve gözlüğünü takmış yatakta yatıyormuş. Yorganı boğazına kadar çekmiş, içerisi karanlık olsun ve suratı fark edilmesin diye de perdeleri iyice kapamış.

“Elindekileri oraya bırak da yanıma gel canım,” demiş kurt.

Kırmızı Başlıklı Kız çöreği yatağın yanındaki küçük masanın üzerine koymuş, ama hemen kurdun yanına gitmemiş. Çünkü Büyükannesi bir tuhaf görünüyormuş.

“Kolların neden bu kadar büyük Büyükanne?”

“Seni daha iyi kucaklamak için!” demiş kurt.

“Kulakların neden büyük, peki?”

“Seni daha iyi duyabilmek için!” demiş kurt.

“Gözlerin neden kocaman, peki?”

“Seni daha iyi görebilmek için,” demiş kurt.

“Dişlerin neden sivri peki?”

“Seni daha iyi yiyebilmek için,” demiş kurt.

Bunu söyledikten sonra kurt artık daha fazla kendine engel olamamış ve yorganı bir tarafa atarak yataktan fırladığı gibi Kırmızı Başlıklı Kız'ı bir lokmada yutuvermiş.

Kırmızı Başlıklı Kız, kendinden gözüken büyüğünün uğradığı ‘yabancılaşma ve ötekileşmeyi' fark ediyor ama nafile. İş işten çoktan geçmiş durumda.

Halbuki “Kolların neden bu kadar büyük?” sorusuna “Seni daha iyi kucaklamak için” cevabındaki örtülü mesajı alsaydı kendisini kurtarabilme şansı vardı.

Bir sonraki yazımızda konuyu incelemeye devam edeceğiz.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  815151

-