14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

EGEMEN HURAFELER, YENİK DÜŞMÜŞ HAKİKATLER

Hüseyin Yağmur

Türkiye garip bir ülke… Bu garipliğin temelinde ‘müdahale edilmişlik' gerçeği yatıyor. Yaklaşık yüz yıldır Türk Halkı müdahale edilmiş bir yönetimle, müdahale edilmiş bir din olgusuyla, müdahale edilmiş toplumsal değerlerle vs. yaşıyor.

 Doğallığını, asliyetini kaybetmiş her değer de kendi olmaktan uzaklaştığı için her geçen gün garip bir hal alıyor.

 Müdahale edilmiş yönetimlerimiz, halk partileri tarafından halka rağmen bir yönetimi halka en ideal yönetim şekli olarak sunulabiliyor.

 Müdahale edilmiş din olgusu, Laiklik adına dini hayat ile ilgisi olmayan egemenler tarafından halka din olarak sunulabiliyor.

 Yıllardır Türkiye'de Türkçe ibadetin faziletini savunanlar bunu kendileri için değil, ibadet eden halk için öneriyorlar. Halbuki bir insan çok meraklıysa zaten Türkçe ibadet yapabiliyor. Ona kim karşı çıkacak?!

 Müdahale edilmiş toplumsal değerler manzumesi içinde asli olan değerler hurafe adı altında cadı gibi kovalanırken egemenlerin hurafeleri asli bir toplumsal değer olarak topluma sunabiliyor.

 Tesbitlerimizi iki CHP'li Başkan'ın hatıralarında geçen bilgilerden istifadeyle somutlaştıralım:

 Bir dönem Atatürk'ün Partisi CHP'nin Genel Başkanlığını da yapmış Altan Öymen, Hatıralarında Anneannesinin ve kendisinin bazı inançlarını şöyle naklediyor: Anneannem dinin gerekleriyle çağın gereklerini bağdaştıran bir kadındı. Fakat bazı şeyleri uğurlu veya uğursuz sayma alışkanlığı onda da vardı. “Sağ gözün seğirirse uğurludur iyi haber alırsın; sol gözün seğirirse uğursuzdur, kötü haber alırsın gibi. Bıçağı veya sabunu elden vermek uğursuzdur, onu yapanların arasına düşmanlık girer” gibi.

 Gençliğimde bir ara, “Batıl itikat” denilen bu gibi alışkanlıkları bırakma kararlılığı içine girmiştim. Çoğunu bıraktım. Mesela, bir eşikten geçerken önce sağ adımımı atarak geçmek… Çocukluğumda onu da uyguluyordum. Bu, hele kendimi solcu hissetmeye başladıktan sonra, zaten tutarsızlık olurdu. Bıraktım. Ama, bu bıçak ve sabun konusundakiler gibi birkaç batıl itikadım kaldı. Onu da dert etmedim. “İnsanın her hareketinin de mantıklı olması şart değil ya” deyip, o iki alışkanlığımı sürdürmeyi hak saydım.(Öymen,2002:149-150)

 Altan Öymen'in hatıralarında naklettiği bölümler sosyolojik bir duruma denk geliyor. İnsanın ne kadar laik ve bir pozitivist gelenekten gelse bile inanma ihtiyacından kaynaklanıyor.

 Ne var ki Egemen, kendisine bir hurafeyi seçmiş inanç konusu olarak. Ancak onlar egemen oldukları için bu inancı değerlendirmeye hatta isterse topluma dayatmasına engel olabilecek. Bir güç yok.

 Öte yandan yenik düşmüş bazı toplumsal değerler var. Onlar da ne kadar hakikat hatta pozitivizme ne kadar uygun olursa olsun sahipleri yok.

 Bunun örneğini de Milli Şef döneminin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in hatıralarından nakledelim. Hasan Ali Yücel, Mevlevi olan aile büyükleri münasebetiyle bu muhitleri çocuklukta fazlasıyla gözlemlemiş bir şahıstır. İşte bu anlamdaki bir kaç hatıra ve gözlemleri:

 (…..) Yalan nedir, bilmediğim için de gelişi güzel bir sebep uyduramazdım. Bu ilahi insanların muhitinde yalan yoktu. Hayatlarının bir anında bile sahtekâr olmamışlardı. Ben sahici Müslümanlığı onların havasında bağrıma sindirmişimdir.(Yücel,1990:20-21)

 (….) Topkapı dışında Merkezefendi yakınındaki Mevlevihaneye gece yatısına giderdik. Büyükler, oranın dervişi idiler. Tekkeye gittiklerinde beni de beraber götürürlerdi. Esasen de pek küçük çağda sikke giymiş, derviş olmuştum. En derviş olunmayacak demlerimde bile bu ruh halini muhafaza etmişimdir. Tekkeyi pek severdim. İnsanları kibar, bahçesi ve avluları büyük; herkesin hareketi ölçülü ve sakin, kimse kimseye fazla karışmaz, kimse kimseyle çançan konuşmaz; içinde çocuğun ve erginin rahat nefes alabileceği bir yerdi.(Yücel,1990:48)

 Şimdi şunu sorgulamaya hakkımız var mı onu bile bilemiyoruz? Egemen hurafe mi daha makbul yoksa yenik düşmüş hakikat mi?

 Topluma dayatılan bir başka hurafe ile yazımıza devam edelim.

 Bundan 10 yıl kadar önce bir yazarımız ‘bir askeri vesayet metni' olduğunu söyleyerek okullardan Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin kaldırılmasını istemişti. Her zaman olduğu gibi ‘Andımız ve hitabe' kültürüyle yetişmiş nesiller buna büyük bir gürültü ile karşı çıkmışlardı.

 Gerçekten de demokratik duygular aşılamaktan daha ziyade darbeci tavsiyeler içeren Gençliğe Hitabe'nin okullardan kaldırılması geç bile kalınmış önemli bir zaruret.

 Ancak bu konularda konuşması gereken asıl kişi ısrarla susmasına  devam ediyor. Konuşması gereken kişi Radikal Gazetesi yazarı Oral Çalışlar. Oral Çalışlar 2008 yılında yayınlanan kitabında Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin gerçek  sahibinin milli şef İsmet İnönü olduğunu Ecevit'in şahitliği ile anlatıyordu.

 Şimdi o satırlara bir göz atalım: Gençliğe Hitabe'yi İnönü yazdı. Radikal, 29.6.2008

 İsmet İnönü, Ecevit'e Gençliğe Hitabe'yi kendisinin yazdığını söylemiş. Oral Çalışlar kitabında bunu Ecevit'ten dinlediğini anlatıyor.

 “Atatürk hazırladığı büyük nutku, yakın arkadaşı İsmet İnönü'ye okuması ve fikirlerini söylemesi için vermiş. İsmet Paşa uzun konuşmayı okuyup bitirdikten sonra Atatürk'e iade etmiş. Atatürk'ün ‘nasıl buldun' sorusuna, ‘Paşam çok güzel, ancak, sonunu gençliğe hitap ederek bitirmek sanırım faydalı olur' cevabını vermiş. Atatürk de bunun üzerine ‘O zaman sen yaz böyle bir bölüm; bakalım, iyi olursa dediğin gibi yaparız.' deyince İsmet İnönü Nutuk'un sonundaki ünlü ‘Gençliğe Hitabe' bölümünü kaleme almış.”

 Yeterince gündeme gelmemiş bu iddia Gazeteci Oral Çalışlar'ın yeniden basılan ‘Liderler Hapishanesi, 12 Eylül Günlükleri' kitabında yer alıyor.

  ‘Liderler Hapishanesi'nin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Oral Çalışlar ve Bülent Ecevit'in havalandırmada yaptıkları sohbet sayesinde ortaya çıkıyor. Ecevit, İnönü ile ilgili anılarını anlatırken, bugüne kadar farklı bilinen bir gerçeği ortaya çıkarıyor; ‘Gençliğe Hitabe'yi aslında İsmet İnönü kaleme almış. Ecevit İsmet İnönü'nün ağzından dinlediğini söyleyerek Oral Çalışlar'a şöyle aktarıyor: “Atatürk hazırladığı büyük nutku, yakın arkadaşı İsmet İnönü'ye okuması ve fikirlerini söylemesi için vermiş. İsmet Paşa uzun konuşmayı okuyup bitirdikten sonra Atatürk'e iade etmiş. Atatürk'ün ‘nasıl buldun' sorusuna, ‘Paşam çok güzel, ancak, sonunu gençliğe hitap ederek bitirmek sanırım faydalı olur' cevabını vermiş.

 Bu vesileyle soruyorum: Dönemin CHP'li Başbakanın siyasi fikirlerini kutsal bir metin gibi kabul edip okullarımızda duvarlara asmak ve başka siyasi görüşten kişilere dayatmak zorunda mıyız?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  237276

-