25 MAYIS 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

“EMANETİ EHLİNE VERİNİZ!”

Hüseyin Yağmur

Bir tasavvuf kitabında okumuştum: ‘Mümin, sokakta ayağına taş değse bundan bir ibret mesajı çıkarır' diyordu.

Türk Milleti olarak 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat 15 Temmuz Darbelerinden birçok dersler çıkardık diye düşünüyorum.

28 Şubat Darbesi'nin birinci muhatabı olan dindarların bu darbeden sonra kavram ve olaylara yeni bir bakış açısı kazandığı kanaatindeyim.

Sosyolojik bir gerçektir ki az sayıda olanlar birbirlerine sıkı sıkıya sarılırlar. Bu gibi azınlık topluluklarında ‘Ehliyet değil duygudaş olma' esas alınır. Ne var ki küçük bir toplulukken faydalı ve göze batmaz olan bu alışkanlık topluluk büyüyüp görev alanı genişleyince zararlı bir kötü alışkanlık haline geliverir.Topluluk üyeleri emanet aldıkları işleri ısrarla ehillerine değil eski dostlarına yaptırmaya başladıklarında çürüme had safhaya çıkar.

BEN şahsen Dindarlığın tek başına başarı için yeterli olmadığına asıl meselenin ehliyette olduğuna 28 Şubat günlerinde karar verdim.

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Diye buyuran Nisa Suresi'nin 58. ayeti kerimesindeki gerçeği idrak etmekte bir hayli geç kalanlardanım yani…

Hüzünlü bir tren yolculuğu hatırası bende kırılma noktası oldu. 1999 yılında bir ziyaret için trenle Konya'ya gitmiştik. Kış mevsimiydi. Biz iki küçük çocuğumuzla birlikte dört kişiydik. Tren yola çıkınca acı bir gerçekle sarsıldık. İçerisi soğuktan buz kesiyordu. Hemen kondüktörü bulduk. Kaloriferleri yakmasını rica ettik. Yarım saat kadar sonra gerçekten kaloriferler yandı. Ama bu kez o kadar yandı ki kompartımandaki yolcular olarak pişmeye başladık. Koşarak gidip kondüktörü uyardık. Yarım saat sonra kompartıman bu kez yine kutuplara dönmüştü. Konya'ya varıncaya kadar bu süreç devam etti. Bir donduk, bir piştik. Kondüktör nedense bir türlü doğru sıcaklığı bulamadı. İki çocukla birlikte telef olduk. Bir uyanıyoruz ki fena bir şekilde üşümüşüz. Bir uyanıyoruz kan ter içindeyiz. Yabancıların Türkiye'yi kötülemek için çektiği ‘Orient Expres' filmindekilerden beter olduk.

Sabaha doğru sabah namazını kılmak üzere koltuğumdan kalkıp abdest almak üzere tren içinde hareket ettim. Trenin bir noktasına gelince bir de ne göreyim? Bizim beceriksiz kondüktör kendisine ayrılan odada sabah namazı kılmıyor mu? İlk defa kendimi namaz kılan bir adamdan bu kadar uzak hissettim….

Abdest almış dönerken, soğuktan titreşen çocuklara bakarak “Keşke bu adam bir Alman olsaydı ,  işini doğru yapsaydı da, bize bu kabusu yaşatmasaydı” dedim.

O günden sonra kendisi için namaz kılan, kendisi için oruç tutan kişilerin gözümde bir değeri kalmadı.

28 Şubat Darbesi'nin 3 bin subay mağdurundan biri olan Binbaşı İskender Pala “Erbakan'ın Başbakan olması, İsmail Hakkı Karadayı'nın Genelkurmay Başkanı olması için dua ediyordum. Dindar Erbakan'ın Başbakan olmasıyla, oruç tutan Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın Genelkurmay Başkanı olmasıyla üzerimizdeki baskıların kalkacağını sanıyordum. Ne yazık ki o kadar dua ettiğim bu iki şahıs beni ordudan atan ilk iki imza oldular” diyor.

Demek ki dindar profesörün devlet yönetme vaatlerine, ‘cehennemden korktuğu için' oruç tutan generalin orucuna aldanıp ehliyetli adam seçme tavrını ihmal etmemek gerekiyor.

Bir devlet dairesinde zaman zaman görüştüğüm iki genç görevli var. Biri benimle duygudaş ancak kaba ve beceriksiz. Diğeri becerikli ve nazik biri. Ben işim düştükçe nazik ve becerikli olanı tercih ediyorum.

Artık hayat prensibi haline getirdim: Kaba ve beceriksiz olanlardan uzak duruyorum.

Duygudaşı olduğu için beni ‘çantada keklik' görenlerden uzak duruyorum.

Duygudaşı olduğu için bana fikirlerini ‘gerçek doğru budur!' diye empoze etmeye çalışan ‘kes kopyala yapıştır allamelerinden' uzak duruyorum.

İbni Haldun'un Mukaddime'sinde ‘asabiye' olarak nitelediği ‘Kabile dayanışması' kavramının ülkemizde de hâlâ cari olduğuna maalesef şahit oluyorum.

Osmanlı Devleti'ni dindar yöneticilerinin ‘ehliyetli insanlar yerine, kendilerinden gözüken şahısları tercih etmeleri bitirdi' diye düşünüyorum.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  595815

-