31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

ENVER PAŞA ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME

Hüseyin Yağmur

Şark toplumlarında tarihi şahsiyetleri bir kült haline getirmek, yada her hatadan münezzeh insanlar ilan ederek adeta putlaştırmak yaygın bir inanç sapması haline geldi. Halbuki tarihi şahsiyetler günahlarıyla sevaplarıyla bilinmeli ve tarihi oturumların konusu olabilmeli. Ben bu anlamda tarih okumalarım sırasında karşıma çıkan İttihatçı lider, Harbiye Nazırı Enver Paşa ile ilgili bilgileri   sizlerle paylaşmak istedim.

Enver Paşa'nın tarih sahnesindeki ilk önemli rolü, Sultan 2.Abdülhamit idaresine karşı isyan ederek bir grup subay ve askerle birlikte 1908 yılının Temmuz ayında Meşrutiyet'in ilanı için dağa çıkmasıdır.

 Üçüncü Ordu subayları Binbaşı Niyazi Bey'in sonra da Binbaşı Enver Bey'in birliklerini alarak dağa çıkmalarını kaygı verici bulan Saray, vakit kaybetmeden asileri cezalandırmak için harekete geçti. Rumeli'deki zabitlerin Jöntürk, Ermeni ve Makedonyadaki fesat komiteleri ile birlikte bir ortak faaliyet ve hazırlık içinde olduğunu Müfettişi Umumi Hüseyin Hilmi Paşa bildiriyordu (Tahsin Paşa,1990:339).

Enver Paşa'nın tarih sahnesindeki ikinci önemli rolü,1909 yılı Nisan ayında, 31 Mart Vakası üzerine Selanik'ten askerler ve çeteler toplayıp İstanbul'a gelerek bir çok katliama imza atması ve müteakiben Sultan 2.Abdülhamit' i tahtından indirmesidir.

 Tahsin Uzer, Hareket Ordusu'ndan şöyle bahsediyor: İttihat ve Terakki Cemiyetinin aracılığı ile "Dördüncü ve Üçüncü Avcı Taburları", Meşrutiyetin öncüleri olarak Rumeli'den İstanbul'a gönderildiler. İstanbul halkı ve çevresi başlarında acayip külah taşıyan bu taburları lüzumsuz alkışladı. Genç ve gözü açılmamış subaylar, ziyafetten ziyafete hatta sefahatten sefahate sürüklendi durdu (Uzer,1999:94).   

 Dönem subaylarından Rahmi Apak da Hareket Ordusu'ndaki çeteler konusunu şöyle anlatır: Makedonya bölgesinden de askeri birlikler geliyordu. Fakat bunların arasında karışık milliyetlere mensup gönüllü çeteler hatta Bulgar ve Rum çeteleri de vardı (Apak,1988:36-37).

 Ertuğrul Düzdağ'ın naklettiğine göre; “Bu katilleri neden harekete dâhil ettin" diye sorulan Enver Paşa, "İsyan eden Avcı taburları çok usta bombacıdırlar, onlarla ancak bu Bulgarlar başa çıkabilir” şeklinde cevap vermişti (Düzdağ,2016:141).

 Enver Paşa'nın tarih sahnesindeki üçüncü önemli rolü, 23 Ocak 1913 tarihinde bir grup fedai ile Devletin Hükümet merkezini basarak, bazı devlet adamlarını öldürmesi ve hükümeti bir darbe ile devirmesidir.

 Balkan Savaşı'nın kötü gidişatını ileri süren bir grup ittihatçı, Enver Paşa başkanlığında Bab-ı âli'yi basmış, Kamil Paşa'yı istifaya mecbur etmiş, kendilerine karşı koymaya çalışan Harbiye Nâzırı Nazım Paşa'yı öldürmüşlerdi. Enver Paşa, aralarında Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın bulunduğu bir grup İttihatçı arkadaşıyla birlikte 23 Ocak 1913 Darbesi'ni gerçekleştirir. Diğer katılımcılar: Sapancalı Hakkı Bey, Kara Kemal, İzmirli Mümtaz, Filibeli Hilmi, Mithat Şükrü [Bleda], Mustafa Necip, Yakup Cemil ve Ömer Naci. Celal Bayar'a göre karar alınırken Said Halim Paşa, Hacı Adil, Ziya Gökalp, Binbaşı İsmail Hakkı Bey, Mithat Şükrü [Bleda], Dr. Nazım, Kara Kemal, Mustafa Necip Bey, Talat, Cemal ve Enver Paşa bir aradadır  (Dündar,2008:61).

 Enver Paşa'nın tarih sahnesindeki dördüncü önemli rolü, 29 Ekim 1914 tarihinde Osmanlı Devletini 1.Dünya Savaşına sokmasıdır.

 22 Ekim 1914 günü Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın Osmanlı Donanması Birinci Komutanlığı'na getirilmiş olan Alman Amiral Schonuan'a  çok gizli işaretli, kapalı bir zarf içinde gönderdiği emir şuydu: Türk Donanması Karadeniz'de bahri hakimiyeti temin edecektir. Rus donanmasını  arayınız ve onu nerede bulursanız ilan-ı harpsiz hücum ediniz!Bu gizli emrin ardından Amiral Schonuan  komutasındaki Osmanlı Donanması Rus limanlarını bombardıman etmiştir.

 Birinci Dünya Savaşı başladıktan bir gün sonra, 2 Ağustos 1914'te Osmanlı Devletini bir diktatör gibi tek başına yöneten Enver Paşa, Almanya ile  gizli bir anlaşma imzalamıştı. Bu antlaşma imzalandığı günlerde Osmanlı İmparatorluğu'nun ortağı sayılan Almanya, Çarlık Rusya'sına savaş ilan etmişti.

 Enver Paşa'nın tarih sahnesindeki beşinci önemli rolü, 18 Aralık 1914 tarihinde, Almanlara yardım hevesiyle, Osmanlı Ordusunu Sarıkamış Cephesinde taarruza sokması ve 90 bin askerin kurşun atamadan donmasına vesile olmasıdır.

 Enver Paşa, ordu kumandanı Hasan İzzet Paşanın, bu mevsimde harekat yapılamayacağı, taarruzun bahara bırakılması tavsiyesine karşılık, onu vazifesinden azletti ve taarruza karar verdi. Üçüncü Ordu Komutanlığı vazifesini de üzerine alan Enver Paşa, 18 Aralık 1914 tarihinde, kıtalara, taarruz emrini verdi.

 Binbaşı Ziya Yergök, Enver Paşanın Sarıkamış macerasını şöyle anlatıyor: Başkomutan Enver Paşa karargâhını bir kayanın arkasında kurmuş, bir an önce Sarıkamış'ı ele geçirme sevdasına düşmüş, daima o tarafı gözetleyip duruyordu. Kendi birliklerimizin durumunu bir defa olsun gözden geçirmemişti. Aldığı raporlara göre emirler veriyor, kolordu ve fırka komutanlarını aracı olarak kullanıyordu. Sarıkamış işi gittikçe sarpa sardığından Enver Paşa sinirlendikçe sinirleniyor, ne Almanlar ne de bizim komutanlar ona karşı herhangi bir görüş açıklama cesaretini gösteremiyorlardı. Böylece işler çığırından çıkıyor, görüşme imkânı olmuyor, her teşebbüs ve her taarruz olumsuz sonuç veriyordu (Yergök-Önal,2006:113).

 Enver Paşa'nın Turancı maceraları ne yazık ki bir imparatorluğu derin bir uçuruma sürüklemiştir. Afganistan'dan Ural Dağlarına kadar bütün Türkleri tek bir çatı altında toplayacak bir Türk birliği hayal ediyordu General Enver Paşa... Enver Paşa yaşadığı hayal kırıklığını hayatının son demlerinde ‘Turan olacaktık, viran olduk' şeklinde kısaca itiraf eder. İtiraf eder etmesine ama koskoca imparatorluk Enver Paşa'nın maceralarıyla darmadağın olmuştur.

 Ahmed İzzet Paşa'nın çekilmesinden sonra yerine rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilen Yarbay Enver Bey Harbiye Nazırı olur.4 Ocak 1914'te iki rütbe birden yükseltilerek Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı ve birinci Dünya Savaşının yaklaştığı günlerde başkumandan vekili) olur.

 Enver Paşa'nın Harbiye Nezaretine atanmasına ilişkin haberin padişah üzerindeki etkisini Liman Von Sanders şöyle anlatıyor: Sultan o sabah odasında gazete okuyordu. Birdenbire elindeki gazeteyi düşürdü. Odada bulunan yaverine “Enver'in Harbiye Nazırı olduğunu okudum. Bu mümkün değil. O bu görev için henüz çok genç” der. (Sanders,1999:16).

Radikal ve köktenci kararlarla yüzlerce yıllık devlet birikimini bir anda yok etmişlerdi. Enver Paşa harbiye nazırı olduktan birkaç gün sonra, Türk ordusundaki 2000 kadar karargâh zabiti ve yüksek rütbeli zabitanı aynı zamanda işten el çektirmeyi öngören bir irade çıkartıp kumandan olarak kolordulara albaylar, fırkalara yarbaylar, alaylara binbaşı ve hatta yüzbaşılar atandı.

Enver Paşa'nın Harbiye Nazırı olmasından sonra orduda  yapılan tasfiye şöyledir: 2 Müşir, 3 birinci Ferik (Orgeneral), 30 Ferik(Korgeneral), 95 Mirliva(Tuğ ve Tümgeneral), 184 Miralay(Albay),  236 Kaymakam (Yarbay). 236 binbaşı 4 Kolağası, 4 yüzbaşı 4(üsteğmen), 2 Mülazim (teğmen)" (Sanders,1999:16).

 Mümtaz Turhan Enver Paşa'nın bir başka özelliğinden şöyle bahseder: Atatürk tarafından 1928 yılında Latin Alfabesine geçilme kararından yıllar önce Enver Paşa öncülüğünde Latin Alfabesine geçiş ile ilgili bir deneme çalışması esasen başlatılmıştı. Bazı münevverler, Arap harflerinin Lâtin alfabesinde olduğu gibi yan yana getirilmek suretiyle yazılmasını ileri sürerek bu fikirlerini gazetelerde, mecmua ve broşürlerde tatbik etmeye başlamışlardır. Hükûmet bu teşebbüslere karşı lâkayt kalmış, yalnız Harbiye Nezareti, Enver Paşa zamanında bu usulü benimsemiş ise de sonraları tatbikattaki güçlük dolayısıyle o da vazgeçmiştir. Buna mukabil Lâtin harflerini kabul etme temayülü ve buna ait münâkaşalar kuvvetlenmiştir (Turhan,2002:188-189).

İttitihat ve Terakkinin üç elebaşısı bir çok bakımdan tartışmalı kimlik ve kişiliklere sahip şahıslardı. 1.Dünya Savaşında İstanbul'da görev yapan Avusturya Macaristan generali Pomiankowski'nin naklettiğine göre;Komitenin en nüfuzlu üyeleri, özellikle iktidar mevkiinde bulun Enver, Cemal ve Talat'tı. Üçü de en yüksek mevkilere kadar yükselmelerini devrime borçluydular. Sırp-Arnavut asıllı olan Enver, inkılaptan önce teğmendi. 1914 yılında 30 yaşlarında iken general ve ardından da Harbiye Nazırı olmuştu (Pomiankowski,1997:32).

 Cemil Topuzlu'nun anlattığına göre; Sultan Reşad kendisine şöyle söylemişti: Yaptığım tahkikata göre Talât, Edirneli bir çingenenin, Enver de ölü yıkayıcı bir kadının oğlu imiş. Bunlardan ne beklenir” (Topuzlu,2017:199).

 Yüzbaşılıktan, ‘Ordular Başkumandanlığı'na gelen Enver Paşa ile yine yüzbaşılıktan ‘4 Ordu Kumandanlığı ve Bahriye Bakanlığı'na getirilen Cemal Paşa ve telgraf memurluğundan ‘Sadrazamlığa'(Başbakanlık) yükselen Talat Paşa, sadece İmparatorluğu batırmakla kalmamış, İmparatorluğu bitirmişlerdi  (Akdoğan,2011:229).

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  117410

-