Hüseyin Yağmur

ERBİLLİ ŞEYH ESAD EFENDİ'Yİ ANARKEN

Hüseyin Yağmur

Bugün, 88. senei devriyesi münasebetiyle 3 Mart 1931 tarihinde Menemen Vakasının ardından zehirli iğne ile şehit edilen Şeyh Esad Erbili Hazretlerinden bahsedeceğiz.

Şeyh Esad Erbili

Anne ve baba tarafından seyyid olan Erbilli Şeyh Esad Efendi'nin dedesi Şeyh Hidayetullah Efendi, Mevlânâ Halid-i Bağdadi Hazretleri'nin Erbil Halifesi'dir. Hem Nakşî hem de Kadiri icazeti alan bir âlimdir. 1883'de İstanbul'a gelir. Fatih Camii'nde ders okutur. Ünü kısa zamanda yayılan Erbilî Hazretleri'ni Abdülhamid Han'ın damadı Halid Paşa saraya davet eder, sohbetlerinden istifade eder. İstanbul'da bütün tarikatları aynı çatı altında toplayan heyetin isteğiyle Şeyhler Heyeti'nin reisi seçilir.

Dergâhına gelip gidenler arasında âlimler, reîsü'l-kurrâlar, dersiâmlar, paşalar, yüksek idâreciler, zâbitler ve münevverlerden tutun da, halkın her sınıfından insan vardı. Yüksek rütbeli subaylar, memurlar ve zenginler, eski ve solmuş elbiseler giyen yoksullarla gerçek bir din kardeşliği içinde diz dize otururlardı.Dergahtaki dini hayat,   Danimarkalı müsteşrik Carl Wett tarafından  ‘Kelami Dergahından Hatıralar' isimli eserde ayrıntılarıyla anlatılır.

Şeyh Esad Erbili, Cumhuriyet'ten sonra bir kenara çekilir, zikir ve ayini terk eder. Yalnız ilmî ve dinî sohbetler yapar. 1925'te İstiklâl Mahkemeleri ile başlayan rüzgâr onu da içine alır. Zira 1930'da özellikle Nakşîler aleyhinde kampanyalar başlar. Menemen olayında ise bir numaralı suçlu olarak gösterilir.

Hãdisenin ardından Muğlalı Mustafa Paşa başkanlığında kurulan mahkeme 100'den fazla kişiyi yargıladıktan sonra aralarında Şeyh Esad Efendi'nin de bulunduğu 37 kişiyi idama mahkum eder. Şeyh Esad Erbili'nin oğlu  ile birlikte 35 kişi asılarak idam edilir.Kendisi o sırada yaşı 90'ı geçtiği için yürümekte bile zorlanıyordur. Cezası müebbede çevrilir. Üremi tedavisi için Menemen'e askerî hastaneye gönderilir. Tedavisi devam ederken 4 Mart gecesinde damar içi enjeksiyon ile zehirlenir. Cenazesi ailesine verilmez, Menemen'de defnedilir.

Menemen Tertibi

Resmi tarihin kurgulanmış anlatımına göre, 23 Aralık 1930 Pazar günü İzmir'in Menemen ilçesinde Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile Hasan ve Şevki isimlerini taşıyan iki bekçi “mürteciler tarafından şehit edilir.”

İşin doğrusu Serbest Fırka'nın kapatılmasının hemen ardından patlak veren “Menemen Tertibi, tıpkı Şeyh Said İsyanı (?) gibi bir toplum mühendisliği çalışmasıydı. Tek parti haline dönüşmüş Cumhuriyet Halk Fırkası iktidarının muhalifleri ve geniş halk kitleleri önünde gücünü ispatlaması bakımından Menemen iyi bir fırsat olmuştu.” Serbest Fırka'nın belediye başkanlığını kazandığı yirmi civarındaki merkezden biri olan ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın esasen hedefinde olan ilçe bu tertip için pilot ilçe seçilmişti.

Devrin ABD Ankara Büyükelçisi'nin kayıtları olaya projektör tutan çarpıcı tespitlerden müteşekkildir. Grew, ‘Bir takım uyuşturucu kullanmış şahısların önlerine çıkan Kubilay isimli şahsı öldürerek İnkılaplara karşı nutuk attıklarını; hükümet yanlısı gazetelerin Kubilay'ın başının kesilip kanının içildiğini uydurduklarını, İsmet Paşa hükümetinin bu hãdiseyi devrimleri yerleştirmek için kullandığını' Yeni Türkiye isimli eserinde zikretmektedir.

Nitekim yakın zaman önce yayınlanan Genelkurmay Arşiv belgelerinde de hãdisenin faillerinin “bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplânan şahıslar olduğu, bunlardan Mehmet isimli olanın kendisini mehdi ilan ettiği”  belirtilmektedir.Bu bilgiler, faillerin akli melekeleri yerinde olmadan hareket eden yahut kullanılan hastalıklı tipler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Mete Tunçay da bu iddiayı şöyle aktarır: Menemen örfi idare komutanı Fahrettin Paşa'nın şu ifadesi çok düşündürücüdür. Bunların hepsi kömürcü, fırıncı, ayakkabıcı, kahveci çırağı. Bunlar mı inkılabı devirecek?(Tunçay, Türkiye'de Tek Parti Yönetimi) (Cebeci,2014:35)  

 

1930'ların sonlarında Hamdullah Suphi Tanrıöver'in Osman Yüksel Serdengeçti'ye, onun da 1973 yılında Hasan Külünk'e anlattığı olayın gerçek mahiyeti şu şekildedir: “Osman Yüksel Serdengeçti bana, ‘Hasan sana bir şey anlatacağım. Bu bir emanettir. Türkiye şartları müsait olduğu zaman sen bunu devredersin' dedi. Bir gün Ankara'da Türk Ocakları'nda bulunduğu sırada Hamdullah Suphi Tanrıöver onu bir kenara çağırır ve gel sana özel bir şey anlatayım der. Bu Menemen olayı var ya, onu biz yaptık. Kabakçı taifesine (zamanın esrarkeşleri) üç beş kuruş verdik. Bir nümayiş tertipledik. Fakat kontrolden çıktı, zavallı Kubilay kurban oldu. O bizim günahımızdır. Osman bunu sana söylüyorum, münasip bir zamanda, münasip bir yerde neşredersin. Şimdi günü değil“  (Külünk,tvnet,2012)

Şeyh Esad Erbili ile İlgili Şahitlikler

Sultan 2.Abdülhamit Dönemi valilerinden ve sonraki dönem Dahiliye Nazırlarından Ebubekir Hazım Tepeyran, Hatıralarında Erbil Valiliği sırasında Esad Erbili Hazretleri ile karşılaşmasını ve yaşadığı olayları şöyle anlatıyor: İstanbul'da bulunan tarikat şeyhlerinden Esad Efendi namında bir zat, mürit ve müntesiplerinin dikkati çekecek derecede çoğalmasından ve belki de bilinmeyen başka sebeplerden dolayı Musul'a uzaklaştırılmıştı. O zaman ben Musul'da idim. Esad Efendi İstanbul'da maliye memurlarından olan akrabamdan Emin Bey'in pek ziyade iltizam ile yazılmış bir tavsiye mektubunu getirmişti.

Emin Bey akrabamdan olmasa bile her suretle hürmete layık bir ihtiyar olduğundan Şeyh Esad Efendi'yi, sürgünlüğünün benim için sebep olabileceği tehlikeye rağmen her suretle korumayı bir vazife saydım.Şeyh Efendi Musul'da ikamete memurdu. Kendisi Erbil ahalisinden olduğundan orada evi ve akrabası vardı. Erbil'e gitmesi mümkün olsa sefaletten kurtulacağını söyledi. Musul adını bütün vilayete şamil sayarak vilayet dahilinde bir kazanın merkezi olan Erbil'e gitmesine müsaade ettim.

Bir sene kadar sonra Kerkük'e giderken yol üstünde bulunan Erbil'de iki gün kaldım.Erbil alimleri ve şeyhleri arasında Esad Efendi de hükümet konağına gelerek beni ziyaret etti.Başkalarını ziyaret edip de, sürgün olduğu için Esad Efendi'nin evine gitmemek yakışıksız olacağından işlerimi ve yorgunluğumu bahane ederek kimseyi; bütün vilayet dahilinde biricik heyet [astronomi] müderrisi olması ve benim heyet ilmine heveskârlığımın o senelerde başlaması dolayısıyla tanıştığım ve çok sevdiğim Hoca Bekir Efendi bana tekrar tekrar geldiği halde onun ziyaretlerini de, dönüşte yine Erbil'den geçeceğimi söyleyerek ertelemiştim.

Erbil'den hareket edeceğimiz güne tekaddüm eden gece rüyada merhum babamı gördüm. Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Babam kavun içi renkli çuha kaplı kürkünü giymişti. Kendisini pek coşkun bir sevgiyle sevdiğim için heyecanla uyandım. Saate baktım; gün doğmasına daha bir buçuk saat vardı. Ağustosta bulunduğumuz için serinlikte gitmek üzere arkadaşlarımı uyandırarak hareket etmek istedim.

O tarihten on sekiz yıl önce ve kış mevsiminde ilk defa Niğde'den Konya'ya giderken babam, bineceğim yaysız yük arabasının her tarafını kalın keçe ile kaplattırmakla beraber belki lazım olur diye arabaya koydurduğu bu kürkü hiç giymediğim halde nasılsa arabada üstüne sigara düşürerek göğsünde küçük bir kuş  gözü kadar yanık deliği açılmıştı. Rüyada babamı bu kürkle görünce yanık hatırıma geldi, dikkat ederek küçük deliği de gördüm.

Uykudan uyanır uyanmaz, hatta daha yatağın içinde iken Esad Efendi'yi ziyaret etmeyi düşündüm. Hâlbuki onu ziyaret etmemek için hiç kimseye gitmemiştim. Dakikalar geçtikçe bu ziyaret sabit ve inatçı bir fikir halini aldı. Bir türlü hatırdan çıkaramadım. Nihayet hareket zamanı geldi. Atıma bindikten sonra mukavemet edemediğim bir kuvvet bana, Erbil Jandarma Kumandanına şu sözü söyletti: "Şeyh Esad Efendi'nin evi yolumuzun üzerinde midir?”

Kumandan şu cevabı verdi:"Asıl yol üzerinde değil fakat oradan da gidilir, nihayet birkaç dakika farkeder. "

"Öyle ise oradan gidelim."

Esad Efendi Musul'da oturmaya memur bir sürgün iken Erbil'e gitmesine müsaade etmek; Erbil'de hiç kimsenin ziyareti iade edilmemişken yalnız onun evine gitmek, o zamanlar her yerde pek çok olan jurnalcılar için iyi bir mevzu teşkil edeceğini de düşünmedim değil, fakat irademe sahip olamadım.

Güneşin soluk ve ılık ışıkları hiç bulutsuz mavi göğü hafifçe yaldızlamaya başlarken Esad Efendi'nin kapısı önüne vardık. Hizmetçi hemen kapıyı açarak beni selâmlık odasına çıkardı. Bir iki dakika sonra odaya gelen Şeyh Esad Efendi bir buçuk saat kadar evvel rüyada gördüğüm babamın kürkünü giymemiş mi?

Gözlerim, o kuş  gözü kadar yanık deliğine dikilip kaldı. Ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi şaşırdım.

Bu kürkü nereden aldığını, ne şekilde sorup anlamanın münasip olacağına derhal bir karar veremedim. Damdan düşer gibi: "Bu kürkü size kim verdi,” diye sormak tabii münasip değildi. Şaşkınlığımı Esad Efendi'ye anlatmamak için bu garip ve zorunlu ziyareti iki üç dakikadan ziyade uzatmadım.

Musul'a dönüşte Esad Efendi'den hiç bahsetmeyerek babamın kürklerini ne yaptığını annemden sordum.

Şu cevabı verdi: "Üçünü İzmir'de, Edirne'de münasip şeyhlere, hocalara verdirdim. Birini de İzmir'den Edirne'ye giderken İstanbul'da kendisinin münasip göreceği bir zata vermek üzere dayım Emin Bey'e bırakmıştım.”

"Hani," dedim. "Ben ilk defa Konya'ya giderken gördüğüm ve göğsünde kuş  gözü kadar bir yerini yaktığım kavun içi kaplı kürkü nerede ve kime verdin?"

- "Dayım Emin Bey'e bıraktığım kürk o kürktü. Onun kime verdiğini bilmiyorum." (Tepeyran,1998:502-504)

Esad Erbili Hazretleri, Cumhuriyet Döneminde de yakın takibe alınmaya devam eder. Nitekim son dönem meşayıhından ve ulemasından Yozgatlı Ahmed Şevki Efendi, Esad Erbili'nin bu haline şahid olanlardan birisidir.

Şeyhzâde Ahmed Efendi, birinci askerliği döneminde Erbilli Es' ad efendiyi iki defa ziyaret etmiştir. Bu dönemler, Es'ad Efendi için takibat yılları olduğundan kendisine intisap fırsatı olmamıştır. İkinci ziyaretine dair şöyle bir hatırası da vardır. Erenköy'deki devlethaneyi ziyarete geldiğinde, kapı önünde kalabalık bir cemaatin ziyaret için beklediklerini ve evin merdiven başında bekleyen bir zatın da, bekleyenleri teker teker sırayla içeriye aldığını görmüş. Bu beklemelerle ziyaret imkânı olmayabileceğini düşünerek, bir pusulaya; 'Yozgatlı Şeyh Ahmed Efendi'nin torunu ziyaret etmek istiyor' diye yazıp kapıdaki zâta uzatmış. Kapıdaki zât içeri girip çıktıktan biraz sonra yukardan bir münâdî: 'Yozgatlı Şeyhzâde gelsin!' diye çağırmış ve hemen içeri alınmış. Huzura girerken Es 'ad Efendi Hazretleri, Ahmed Efendi 'yi 'Gel Şeyhzâdem gel!' diye iltifatla karşılamış. Kısa fakat feyizli bir görüşmeden sonra, ayrılırken de: “Evlâdım buraları polis, jandarma takip ediyor”demiştir. (Ergin,2016:106)

Yapılan bu tarassutun ardından Şeyh Esad Erbili, Menemen Vakası fırsat bilinerek tasfiye listesine alınır. Son dönem Milletvekillerinden Cemal Cebeci, babası vesilesiyle yaşadıklarını Hatıralarında şöyle  anlatıyor: Babam Kelami Dergah'ında on beş gün kalır, 4 defa Şeyh Esad Erbili ile görüşür.Onun mahdumu, muhterem Şeyh Ali Efendi ile (Menemen'de idam edildi) defalarca ilmi münazaralarda bulunur. Manevi zevklerle dolu, on beş gün, on beş dakika gibi gelip geçer. Efendi Hazretlerinin telifatından bazı eserler babama hediye edilir. Babam huzur ve surur içinde Haymana'ya döndü. Geçmiş yılların sıkıntılarından kurtulmuştu. Adeta mana aleminde yaşıyordu. (Cebeci,2014:32)  

Babamın İstanbul ziyaretinden yaklaşık iki ay Sonra Menemen Hadisesi patlak verdi. Esat Efendi Hazretlerini ziyaret etmiş olması, Menemen hadisesi ile irtibatlandırılmasına yetti. Savcı "Yarın Menemen'e gönderileceksiniz” diye bir haber gönderdi.Bir küçük yatak hazırladık. Ertesi gün, Ramazan'ın 19. günü babam, anneme bir harçlık verdi. Sonra bana dönerek “Kurtulup gelirsem ne ala, mahkum olursam" dedi eliyle odanın ortasında serili kilimi göstererek ''Bunu satar, yol parası yapar, ananı kardeşini Develi'ye götürürsün '' dedi. Ağlaşarak vedalaştık.Aradan 80 yıl  geçti.Bu sahneyi ne zaman hatırlasam içimde fırtınalar kopar, gözlerim yaşarır. Babamla Sait Bey Amca iki jandarmanın nezaretinde arabaya binip Polatlı'ya gittiler. Polatlı'da müftü Mücteba Efendi de kervana katılmış, elleri  kelepçeli olarak, jandarma muhafızlarınca trene bindirilip, Menemen'e gönderilmişler. (Cebeci,2014:33)  

Son Dönemin önemli şahitlerinden Münevver Ayaşlı konuyla ilgili son noktayı  şöyle koyuyor: Bergama'ya gider ve gelirken haliyle, bedbaht şehir Menemen'den geçerdik. 1930 veya 1931 senelerinde CHP, Menemen'de yine cinayetlerinden birini işlemişti, birçok mazlum pir-i faniyi,(ki bunlar arasında 80 küsur yaşında olan Şeyh Es'ad Erbili Hazretleri de vardı) na-hak yere asmıştı. Bir tek Menemen hadisesi bile Halk Partisi'ni mahkum etmeye kâfi gelir. (Ayaşlı,2003:309-310)  

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  517845

-