23 ŞUBAT 2020 PAZAR

Ayşe Yıldız

ESER VE SEMER

Ayşe Yıldız

Reis düşer mi?

Neden böyle bir kaygıyla seçime giriyoruz ki?

Sonuçta güç ve kudret yalnız Allah'a ait değil midir?

Şu an bu durumu düşünen, idrak eden, konuşan ve ona göre hesap yapan herkes elli yıl gibi kısa bir süre içinde tarih sahnesinden çekilmeyecek mi?

Geriye sadece eserler ve semerler kalmayacak mı?

Eser ve semer, ilginç bir ikili.

İkisi de insan eliyle yapılıyor, aslında ikisi de eser sayılır.

Farkı şurada; biri kişinin yaptığı, diğeri ise bir başkasının kişiye ettiğidir.

Neyse lafı uzatmaya gerek yok. Eser ve semeri biraz daha netleştirelim.

Çok geriye gitmeye de hacet yok. Mesela yirmi yıl önce yani bizim henüz genç olduğumuz ve geleceğe dair hayal kurduğumuz döneme.

Gençler siz hatırlamazsınız, büyüklerinize sorun bence.

Bu memlekette yaşayan nüfusun en az yüzde yetmişinin temsil edilmediği ve horlandığı yıllar, tahsil yapma ve kamusal alanlara girmekte zorlandığımız yıllar. Adı 28 Şubat konulsa da acının ne zamanı ne mevsimi vardı. Bir dip not pardon ip not düşeyim buraya. Saadet vaat edenlere göre biz esnek olmalıydık o zaman, suçluymuşuz, suç bizde de varmış. Örtümüzü esnetsek sorun kalmayacakmışız. Şubat soğuğu haziran sıcağına dönüşebilirmiş esnek olsaydık.  Likralı eşarplar vardı da biz mi giymezdik? Üşümüzlüğümüz ta da ısınmaya başlamışken bir saadet vaatçisi “esnek olmalıydık tesettürde” demesi neyin eseri? 

Evet yıllara dönelim, hayata dair umutların fantastik film kategorisinde değerlendirildiği yıllar. Yüzde yetmişe kapı arkalarında değil ekran önlerinde aptal denildiği yıllar. Gerçi tarih tekrar ede gelen bir tarih,  iyilerin kraliçesinden bu kez de bir nida gelmedi değil, özgürlüğe sahip çıkmak isteyen kitleye “salaklar” yakıştırması.

Aşağılanmak, horlanmak, sömürülmek ve en önemlisi yok sayılmanın normalleştiği, bir kadermiş gibi algılandığı yıllar.

O yıllarda da değişim şart diyorduk!

Değişim sadet getirecek, değişim refah getirecek, değişim selamet getirecek diyorduk.

Değişti, Elhamdülillah çok şey değişti.

Her şey mükemmel olmadı elbette.

Mesela, hala o yıllardan kalan mahkûmlar cezaevinde kendilerini kurtaracak kardeşlerini bekliyorlar.

Mesela, hala tam bağımsız olup emperyalist baronlardan azade günler özlemle bekleniyor.

Mesela, hala adil ve özgür bir dünyanın inşa edileceği mutlu bir memleket sevdası var yüreğimizde.

Ama az ama çok, bu yolda ilerlediğimizi inkâr eden varsa gitsin sırnaştığı efendisinin yanına. Bu İngiliz kanı mıdır, Rus kırması mıdır yoksa asil İran kedisi midir beni ilgilendirmez… Nankördür ya, gerisi hava cıva.

Neyse, birileri eski Türkiye özlemi içinde can çekişirken, birileri de onların dış kapısına mandal olabilmek için tekrar değişim rüzgârı estirmek istiyor.

Öyle ya karanlığı aydınlığa çevirirken değişim rüzgârını onlar estirememiş ve haset ruhlarını saman alevi gibi sarmıştı… Şimdi bir fırsat daha doğdu galiba; eskisi gibi bağımsız da değiller. Efendileri onlara değiştirse değiştirse siz değiştirirsiniz diyor (buna gaz verme deniyor ya, onlar rüzgâr anlıyor!) Bu seferki değişim rüzgârını kaçırmak istemiyorlar.

Daha önce halkın nefesi ile başlayan değişim, bu sefer Hakkın nurunu söndürmeye yönelik bir rüzgâr, ama olsun, değiştirecekler illa!

Sırtlarındaki yük çok ağır ve bu yükün altından kalkarlar mı belli değil. Belki de muratlarına erer ve değiştirirler; o yük iner. Ve her şey geride kalır. Eser bırakanlar da gider, onlar da… En fazla kaç yıl sürer, bilemez kimse.

Ama geride kalacak olan, ortada olandır; eser ve semer!

 

 

 

AYŞE YILDIZ - TERCÜMEİHÂL

AYŞE YILDIZ DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  389189

-