Hüseyin Yağmur

ESKİ GÜNLERE GERİ Mİ DÖNÜYORUZ?

Hüseyin Yağmur

Malum olduğu üzere Danıştay'ın 8. Dairesi okullarda ‘Andımız' okunmasını ortadan kaldıran yönetmeliği iptal etti. Yürütme organı “Ben Milli Eğitimde insan eğitiminde artık böyle bir ihtiyaç hissetmiyorum” diyor. Yargı organındaki yargıçlar “Biz görüyoruz” diyorlar. Böylece İktidar ile yargı organı arasında bir bilek güreşi başlamış oluyor,

Peki o zaman kimin dediği olacak? Bu tarihi soru eskiden çok karşımıza çıkardı. Çünkü 27 Mayıs Darbesini yapan Darbeciler, ‘artık iktidarların sözü geçmesin diye' bir ‘otomatik pilot rejimi' kurmuşlardı. Darbecilerin kurduğu Anayasa Mahkemesi milletin seçtiği Parlamentoyu, yeniden dizayn edilmiş Danıştay Hükümeti, Milli Güvenlik Kurulu ise bütün rejimin işleyişini kontrol ediyor, eğer milletin talep  ve beklentileri doğrultusunda bir karar çıkarılırsa hemen düdüğü çalıyor, kırmızı kartı basıyorlardı.

Danıştay ‘Andımız' ile ilgili bu kararı verince şimdi millet sormaya başladı: Acaba eski vesayet günlerine geri  mi dönüyoruz?

Peki ne oldu da millet bu soruyu sormaya başladı? O zaman Andımız meselesi ne idi önce ona bakalım.

Andımız isimli her sabah okullarda tekrarlanan metnin sahibi Dr. Reşit Galip. Dr. Reşit Galip bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı yapmış bir şahıs. İttihatçı kökenden gelen Dr. Reşit Galip birkaç dönem İstiklal Mahkemesi yargıçlığı yapmış.

(İstiklal Mahkemelerinde avukat bulundurulamıyor ve kararları da temyiz edilemiyordu. Dolayısıyla adalet ve hukuk dağıtan mahkemeler değil rejim muhaliflerini sindirme ve tasfiye mekanizmalarıydılar. Bir gece bir baloda ansızın Atatürk tarafından kaldırıldılar. Yargıçlar arka taraftaki pencereden atlayarak baloyu terk etiler.)

Andımız daha sonra bir kere 1971 Darbe döneminde bir kere de 1980 Darbe döneminde değiştirilerek son haline getirilmişti.

Yani çocuklarımız her sabah bir İstiklal Mahkemesi yargıcı ve darbeciler tarafından sahiplenilerek revize edilmiş  bir metni tekrarlıyorlardı.

Türkiye ve yeni nesiller için artık bu  uygulamayı çağdaş ve demokratik bulmayan Hükümet 2013 yılında bu uygulamaya son vermişti.

....................

Çünkü bu  tür uygulamalar ülkemiz insanını ‘yönetme değil gütme' anlayışı içinde olan vesayet odaklarının bir İngiliz anahtarından ibaretti.

Yakın zaman önce liselerden kaldırılan, derslerine bir subayın girdiği Milli Güvenlik Dersleri  de  vesayet odakları için işte bu İngiliz anahtarlarından biriydi.

Nitekim Gölcük'teki Donanma Komutanlığından çıkan Balyoz Darbe Planında şu ifade yer alıyordu: “Milli Güvenlik Dersinde öğretmen olarak görev yapan subayların okullarda ve kurumlarda kılık kıyafet yönetmeliğinin uygulanması konusunda ‘asla geri adım atmamaları' , subayların bu konuda hazırlayacakları raporları Milli Güvenlik Bilgisi dersi öğretmen planlaması yapan komutanlığa bildirmeleri…”

Halbuki biz  subaylar çocuklarımıza ders vermeye geliyor zannediyorduk ama meğer başka amaçlarla geliyorlarmış… Bunu çok geç fark ettik.

Tekrar başa dönecek olursak; Yaklaşık 90 yıl boyunca abartılı sözlerle kendisini yücelten bir milletin evlatlarıyız.

Geçen hafta bir arkadaş anlatmıştı. İnsanlardaki cep telefonu bağımlılığı o kadar artmış ki, cep telefonunu evde unutarak çıkan insanlar, kendilerini o gün boyunca, sanki bir organları eksikmiş gibi hissediyorlarmış.

Ben ‘Andımızın' da bazı insanlarda böyle bir bağımlılık yaptığına inanıyorum. Andımızın kaldırılmasından dolayı, sanki bir organı eksikmiş gibi hisseden insanlar var gibi geliyor bana.

Biz millet olarak andımız ve benzeri metinlerle kendimizi yıllarca yücelttik. Bu da yetmedi, hızımızı alamadık, gördüğümüz bütün yüksek yerlere Atatürk heykeli ve bayrak diktik.

Bu yüzden bütün şehirlerimizin en yüksek yerleri heykeller ve bayraklarla doludur.

Hatta Kadir Mısıroğlu'nun naklettiğine göre; 27 Mayıs Darbecileri İstanbul'un Çamlıca Tepesi'ne az kalsın dev bir Atatürk heykeli yapacaklarmış.

Bizim ilçemizin en yüksek tepesine de zamanında dev bir Atatürk heykeli diktiler. Heykel demirden olduğu için zaman içerisinde şiddetli rüzgarın tesiriyle eğilip büküldü. Bunun üzerine çare olarak demir heykelin üzerinde hava delikleri açarak rüzgarın tek bir yüzeye çarpmadan geçmesini sağladılar. Böylece heykel, bükülmekten kurtuldu.

Biz gördüğümüz her yere böyle semboller dikerken, Avrupalılar farklı faaliyetler peşindeler.

Bir ara TRT'de bir haber görmüş ailece izlemiş, hayran kalmıştık. Bu haberi sizlerle de paylaşayım:

*Norveç'in Güneş Almayan Kasabasını Aynalar Işıtacak

Rjukan, Norveç'in başkenti Oslo'nun 150 kilometre batısında yer alan bir şehir. Bir sanayi kenti olan Rjukan, sarp dağlarla çevrili vadinin tabanında kalıyor. Bu yüzden şehir, yılda beş-altı ay boyunca doğrudan güneş ışığı alamıyor. Ancak Rjukan'da yaşayanlar, güneş ışığından mahrum kalma sorununa bir çözüm buldu. Şehrin tam karşısındaki tepenin en üst noktasına yerleştirilen aynalar sayesinde, kış aylarında güneş ışığını şehre yansıtmayı başardılar. 3 bin 500 kişinin yaşadığı şehre kurulan aynaların maliyeti 835 bin dolar. Heliostat olarak bilinen gün düşürücü aynalar, ışık ışınlarını toplayıp şehri aydınlatacak.

Bölge sakinleri proje sayesinde kış ayları boyunca daha fazla turistin gelmesini umuyor. Şu an park yeri olan şehrin meydanı, buz pateni pistine dönüştürülecek. Aynaların resmî olarak hizmete açılışı ise 31 Ekim'de. 2006'da, İtalya'daki Viganella köyü de, aynı şekilde, güneş ışığından yararlanmak için yansıtıcı yüzey olarak çelikten heliostat inşa etmişti

Biz ezber tekrarı yapıp, ‘kendimizi kendimize her sabah överken' bakın elin oğlu neler yapmış?

İşte böyle! Türküm, doğruyum, çalışkanım demekle bu işler olmuyor. Tepelere bayrak dikmek yerine ağaç dikseydik şimdi ülkemiz bugünden daha farklı olurdu.

................

Sonuç olarak diyebiliriz ki  ‘yargıçlar iktidarı'da denilen Jüristokrasi bu kararıyla Hükümete bir deneme atışı yapmış oldu. Bu atışın doğurduğu sonuçlara göre İktidarla yeni bir bilek güreşine soyunacaklar.

Bakalım Hükümet ne yapacak?

“Herkes işine baksın” deyip milletin emanetine sahip mi çıkacak?

Yoksa vesayete boyun mu eğecek?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  283480

-