10 ARALIK 2019 SALI

Elif Sönmezışık

EVLİYA ÇELEBİ’Yİ ANARKEN

Elif Sönmezışık

Onu ne tarihle, ne edebiyatla, ne kültür taşıyıcılığıyla, ne de “masalcı” sıfatıyla sınırlandırabilirsiniz. Evliya Çelebi, tarihe zar zor sığabilen nevi şahsına münhasır kişiliği, yaşayışı ve eserindeki benzersiz anlatımıyla unutulmaz ve ihmale gelmezler arasına çoktan karışmıştır.

Miladi yıla göre doğumu 25 Mart 1611, hicri yıla göre ise 10 Muharrem 1020. Osmanlı'nın klasik devirden kopmak üzere olduğu bir zamanda dünyaya geldi. Devrin padişahı 1617'ye kadar tahtta kalacak olan Sultan I. Ahmed'di. Babası ve ondan önceki ataları, İstanbul fetholunduğundan itibaren İstanbulluydu, hem saraya hem de padişahlara daima yakın olmuşlardı. Evliya Çelebi'nin çocukluğu ve gençliği, neredeyse I. Ahmed sonrasındaki saltanat kadar hareketli geçti.

1635'te babasının eşliğinde, Sultan IV. Murad ile Revan Seferi'ne katıldı ve bir yıl kadar sonra ise saraya kabul edildi. Sarayda kalışı IV. Murad'ın vefatına dek sürdü. Peşi sıra saray hizmetini bırakarak seyahat macerasına başladı. Peygamber Efendimiz'i gördüğü meşhur rüyasını, seyahatleri için bir vesile ve ilâhî bir “onaylama” kabul etti.

Asker kimliği düşünülürse, Evliya Çelebi'nin maceracı kişiliği biraz daha anlaşılabilir. Seyahatnamesinde yalnızca gördüğü durağan manzaraları anlatmakla yetinmedi, savaş, kuşatma, isyan gibi toplumsal olayların yanında, şaşırtıcı diyaloglar, ikili anlaşmazlıklar ya da anlaşmalar gibi olaylara da yer verdi. Dünya henüz, zamanı ağır akan ve mesafeleri zor kat edilen, serüven yüklü yolculuklara gebeydi ve Evliya Çelebi o çağdaki hayatların değerini iyi bildi.

Babasınınki gibi bereketli bir ömür yaşadı ve yarım asır boyunca yolculuklarla doldurduğu hayatından on cilt dolusu tasvir, anı, gözlem ve tarih notlarını miras bıraktı.

Bursa, Trabzon, Kırım, Erzurum, Tebriz, Bakü, Şam, Sivas, Van, Bitlis, Lehistan, Çanakkale, Edirne, Bosna, Mora, Belgrat, Amsterdam, Viyana, Macaristan, Eflak, Boğdan, Dağıstan, Rusya, Girit, Mısır, Sudan, Habeş, Adana, Misis, Maras, Ayıntap, Kilis, Halep, Suriye, Mekke, Medine de dâhil birçok beldeyi gezdi. Bu seyahatlerin -birkaç İstanbul dönüşü haricinde- neredeyse tamamı saraydan yapılan atamalar ve verilen görevler üzerineydi. Kadı, vali yardımcılığının yanında, kaymakam olarak atandığı da oluyordu. Katıldığı seferler, fetihler, Avrupa ve Rusya içlerine uzun yolculuklar yapmasını sağladı. O da bütün bu yaşadıklarını otobiyografisi eşliğindeki geniş anlatımlarla kayda geçti.

Evliya Çelebi'nin seyahatnamesi -zaman zaman abartılı bulunan hatta abartılı olduğu bariz olup gülümseten ifadelerini bir kenara bırakırsak- ciddi bir kültür tarihi kaynağı. Düzyazı yoluyla ve olay anlatımlarındaki kendine has üslûbuyla 17. yüzyıl Osmanlı ve yakın coğrafyadaki yaşayışlara dair çok önemli veriler sunuyor.

Dönemin sosyal hayatı hakkında ya da tarih mukayeselerinde es geçilmeden kaynak gösteriliyor. Kesinliğinden emin olunmayan olaylar ya da yerler için en azından görüşüne yer veriliyor. İstanbul'daki camiler hakkındaki zengin içeriğinden dolayı, Hadikatü'l-Cevami'den sonra başvurulacak başat kaynaklardan sayılıyor.

Evliya Çelebi yaşadığı dönemin hareketliliğini yansıtan İstanbul'u ve Osmanlı coğrafyasını, kendi bakışı ve yorumuyla, gündelik bir dil kullanarak çizmiş âdeta. Kendince bir edebiyat formuna uyarlamış yaşadıklarını.

Resmî görevlerin vazgeçilmez adamı olduğu hâlde, şaşırtıcı ölçüde halktan/sivil bakışını elden bırakmamış. Evliya Çelebi, vakanüvislerin ön pencereden gördüklerini anlatıp durmasından çok sıkılmış olacak ki, arka pencereden görünenleri de anlatmayı yeğlemiş. Ve bu cesaret onu benzersiz bir serüvenciye dönüştürürken, Seyahatname'nin de elimizdeki ilk sivil tarih olabilmesini sağlamış.

Elbette Batı'nın Doğu'ya dair gözden kaçırmadığı bir şahsiyet Evliya Çelebi. Oryantalist kimlikli Batılı yazarların neredeyse tamamı, Evliya Çelebi'nin üslûbunu hayranlıkla anmıştır. Hatta insanlık tarihine yön veren yirmi kişi arasına alınacak kadar önemsenmiştir. Bununla da kalınmayıp UNESCO tarafından ölümünün 400. yılı dolayısıyla 2011, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir.

Peki, Seyahatname'nin bizim için önemi nedir?

Osmanlı sokak ve ev yaşantısına dair tasvirlere ulaşabileceğimiz neredeyse en eski kaynak olup doğallığı elden bırakmayan anlatımıyla duyduğumuz kahramanlık hikâyelerinin gerçekliğine daha bir yaklaştırdığı, bizi bize anlatan mesafesiz bir dil kullanabildiği için.

Evliya Çelebi niye bu kadar önemli biridir?

Resmî bir devlet adamının yaşadığı ömrü heba etmeyip nesiller boyunca dilden dile dolaşacak bir esere dönüştürme gayretine inandırabildiği, kendi çağının ötesindekileri düşünüp onlar için bir eksiği gidermenin farkına varabildiği için. Yalnızca mizah barındıran birkaç alıntı ile basit bir fıkra adamına indirgenemeyecek kadar önemli bir iş yapmıştır.

Evliya Çelebi'nin kıymetini ilk anlayanların Şemseddin Sami ve Ahmed Vefik Paşa olduğunu söyler Nijat Özön. Tanzimat'tan sonra basılan nüshalar hakkındaki“eksikti, fazlaydı” gibi tartışmalar ise, günümüz araştırmacılarını halen meşgul ediyor.

Biz onu tanımakta epey gecikmiş sayılırız. Orhan Şaik Gökyay, en güvenilir nüshasından Seyahatname'yi Latinize ettiği sıralar, 1990'ların başıydı. Sonrasında YKY, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı'nın çabalarıyla Gökyay'ın başlattığı çalışmanın tamamını sadeleştirilmiş hâli ile literatürümüze kazandırdığında ise yıl 2003'tü. Hakikaten kendi adımıza çok geç bir tarih.

Kültür ve tarih meraklılarının eseri sadeleştirilmemiş baskılarından ya da orijinal baskısından okumaya gayret ettiği bir zamanda yaşıyor olmak ise ayrı bir kazanım ve mutluluk elbette. Orijinali keşfetmeye dair takdir edilesi bir çaba.

Diğer taraftan yerli-yabancı başlıca klasikleri okuyup da Seyahatname'yi halen okumadıysak, geleceğe her gün biraz daha geç kalmış sayıldığımızı, bu yazıya not düşmeyi de ihmal etmeyelim.

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  428346

-