12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

EZBER’E DAİR

Elif Sönmezışık

Ramazan günlerinde sadece yeme ve uyku alışkanlığımız dahi modern insanınkinden bariz biçimde ayrışınca, prensipleri farklı ve yeniden yontulmuş gibi duran bir hayatın içinde buluyoruz kendimizi. İlâhî nizama biraz daha yaklaşıp fıtratımıza uyak yaşamaya başlıyoruz. Hayatlarımızın tek biçim standartlara hapsolmuşluğunu kırıp mekanik sisteme gedik açıyoruz. Hafifliyoruz böylece, şifa olacak kadar sadeleşiyoruz. Zamanın hız saltanatını deviremesek de, verimli kullanma kaygısı taşıyoruz. 

Bedenimizde ve nefsimizde meydana gelen yenilenme, tefekküre de alan açıyor. Ramazan, yaşadığımız çağın çıkmaz sokaklarını sık sık sorgulamaya itiyor. Toplu iftarlar bütün aynaları birbirine yaklaştırıyor, tanıştırıyor, yabancılığı gideriyor.

Güngörmüşlerin sık sık eski-yeni Ramazanların maddi ve manevi farkları üzerine bir şeyler söylediği şu günlerde, geçmişi doğru hatırlama ve doğru kaydederek güvenilir bilgi kaynağı oluşturma meselesi önem kazanıyor.

Bütün bu akış ve düşünce silsilesi içinde, elbirliği ile toplum hafızasını diri tutmak meselesine kafa yoruyordum ki, notlarımın arasında Umberto Eco'nun bir tavsiyesi ile karşılaştım: “Ezberlemek zorunda olmadığımız günümüzde, bu günlük alıştırmayı bir şekilde kendimize dayatmamız lazım, yoksa erken bunama tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.” (Umberto Eco - J.-C. Carriere, Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, İstanbul 2012.)

Cümlenin asıl kaynağını basılı kitabın, dijitalleşme karşısında terk edilme ihtimali oluşturuyor. Anında ulaştığımız ve cebimize sığabilen dünyalar dolusu bilginin, hayata değmeden hatta belleğimizde iz bırakmadan kaybolup gittiğinin gün geçtikçe farkına varıyoruz. Aklı yoran, tefekkürü tetikleyen, sorgulayan birikimden yoksun kaldıkça, insanın “öz”e ve onun nasıl fark edileceğine dair muhakeme kabiliyeti de azalıyor, yok oluyor.

Teknolojinin “vakıf olma” meselesine dair tüm yükleri üzerimizden çektiği bu çağda, makinelerin hafızasına yaslanmış ve biraz da bu durumu umursamaz haldeyiz. Nitekim bilgi, her zamankinden daha zor tecrübeye dönüşüyor. Kitleleri muhakemeden yoksun bırakan boşlukların çoğalışına, bilgilerin doğruluğuna dair yüzeysel çatışmalara şahit oluyoruz.

Kişilerin genel alışkanlıkları toplumun bütününe dair genellemelere konu olabilir. Eco'nun artık ezberlemek zorunda olmamamız meselesine eğilişi teknolojinin buna ihtiyaç bırakmaması üzerinden. Bugünün pratikleri onu haklı çıkarıyor. Alıntılardan yazılmış yeni kitapların çoğaldığı, satırların özetlendiği bir derleme çağında gibiyiz. Diğer taraftan bilgi kalabalıklaşıyor. Daima bir “öz” yakalama çabamız var, ama bu çabaya rağmen bilgi ne kadar hayata katılıyor, ne kadar zihin dolduruyor ya da kalplere dokunuyor, orası belirsiz.

Bizim ilim geleneğimiz, bilgiyi herhangi bir makinenin korumasına bırakmadan zihinden zihine aktaran yapıda. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Sahabe-i Kiram'ın arasından seçilen “vahiy kâtipleri” ayetleri muhtelif levhalara yazarken, diğerleri hafızadan hafızaya nakledilebilmesi için en doğru biçimiyle ezberliyordu. Bu ezberler sık sık tekrarlanıyor, böylece unutulması önleniyor ve doğruluğu teyit ediliyordu. İslam coğrafyası için mihenk bu işleyiş oldu ve asırlar boyunca âlimler ilmî eserleri medreselerde ezberleyerek, o ezberi sık sık tekrar ederek zihinlerinde taşıdılar, yeni bilgilerle muhakeme ettiler. Böylece bilgi damıtmada ve özü kavramada ihtiyaç duyulan her türlü bilgi konforu mevcut tutuluyordu.

Bugün ise “ezber” kelimesi, mana itibariyle eğitime dair eleştirilerin başköşesinde yer alıyor. “Ezber bozmak”, “ezberci yaklaşım” gibi deyimlerle genç nesillerin zihnine en kötü ibarelerle mühürleniyor. Ezberin bir aktarım aracı, manevi beslenme ve irfanî yolculuklara gebe olduğu unutuluyor. Bugün tiyatro, sinema ve musiki gibi birçok sanat alanının ezber üzerinden yol alması ve tarih birikiminin ezberi kuvvetli insanlarla pekiştiği göz ardı ediliyor. Ve en önemlisi Kur'an-ı Kerim'i ezberlemenin ne kadar kutlu bir gayret olduğu unutuluyor.

Batı, teknolojinin bile düzene koyamadığı bilgi karmaşasını irfanla çözme adına yeni yöntemler üretirken, kendi irfanî yükselişini umursamayan, kadim usullerini yadsıyan bir topluma dönüşüyoruz. Bu dönüşüm bir yerde durmak zorunda. Doğu'yu iyi tanıyan Eco'nun, aynı kitapta bir nevi tartışmaya açtığı ve Batı'nın zihin lisanıyla dile getirdiği ezber ve irfan konusu, bizde asırlardır yerleşik olan bir öğrenme geleneği ve bunun için postmodern söylemlere ihtiyaç yok.

Olur ya; bir gün ezberin değeri Batı üzerinden ve yepyeni bir buluşmuş gibi anlaşılmasın diye, bu mesele bir anekdot olarak burada dursun…

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  811728

-