23 EYLÜL 2019 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

FERYAT EDER VAKTİ SEHER!

Hüseyin Yağmur

Son Dönem Erzurum ulemasından ve Nakşi-Halidi meşayıhından  Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi (1868-1956)  yada meşhur unvanıyla  Alvarlı Efe Hazretlerinin sonradan bir divanda toplanmış 700 civarında ilahi metni var. Bunlardan çoğu  da bestelenmiş  durumda.

‘Vakti Seher' başlıklı olan ilahide bütün azalarıyla hissetmiş bir şekilde Alvarlı Efe Hazretleri şöyle diyor:

Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher

Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher

Ol demde gül handân olur bülbül görüp nâlân olur

Her ehl-i dil şâdân olur feryâd eder vakt-i seher

Yıllar önce bir kitapta okumuştum .Kızılderili reisi beyaz adama şöyle sitem ediyordu: Yeryüzünde her şey konuşur, dağlar, taşlar, ovalar, ağaçlar.. Ancak beyaz adam kimseyi dinlemiyor.

Esasen Alvarlı Efe Hazretlerinin  ‘gönül kabartarak' duyduğu ile Kızılderili reisinin ‘kulak kabartarak' duydukları bir birine çok benzeyen şeyler.

Yeryüzünün ve  yeryüzü iktidarlarının bir sorunu da ‘beyaz adamlaşma'.İnsan beyaz adamlaştıkça dinleme ve duyma ve yeteneğini kaybediyor. Zaman içerisinde kendi sesinden kendi nağmesinden başkasını dinlemez ve duymaz hale geliyor.

Halbuki dağlar, taşlar, ağaçlar feryat ediyorlar. Bazen bir müjdeyi, bazen bir felaketi feryat ederek haber vermeye çalışıyorlar.

İnsan gün geliyor en yakın dostlarına yeryüzünden gelen feryat çığlılarını duyuramıyor. Halbuki çağlar boyunca yeryüzü, iktidar sahiplerine sayısız mesajlar göndermiş.

Bu gün yeryüzünden gelen o mesajlardan iki tanesini sizlerle paylaşalım:

Zindandaki Endülüslü Bilge

Rivayet olunur ki;

İspanya topraklarında kurulmuş ve yaklaşık 800 yıl saltanat sürmüş Endülüs Emevi Sultanlığı üzerine İspanyollar Fransızlarla birleşip yola çıktığında sultanlıkta derin bir uyku hali hüküm sürüyormuş.

Sultan; saz ve müzik eşliğinde, saltanat gemisi ile gezmeyi kendine adet edinmiş imiş.

Sultanın Genç Veziri; olanları görüyor ancak “Eğer şimdi hakikatleri sultana söylersem görevimden olurum” diye hesap yapıyormuş. O, daha uzun süre Sultana vezirlik yapma hayalinde imiş.

Sultanın Ordularının Başkomutanı; olanları görüyor ancak “Eğer şimdi hakikatleri sultana söylersem görevimden olurum” diye hesap yapıyormuş. O, orduya akrabalarını doldurmakla meşgul imiş.

Sultanın Maliye Bakanı; olanları görüyor ancak “Eğer şimdi hakikatleri sultana söylersem görevimden olurum” diye hesap yapıyormuş. O, şehrin en güzel yerlerini kapatarak hanlar kervansaraylar yaptırmakla meşgul imiş.

Sultanlıkta Şam'daki halifenin bir temsilcisi varmış. Halifenin temsilcisi; temsilciliğin masraflarını Sultan karşıladığı için sesini çıkarmıyor, sadece Şam'dan gelen yazıları tebliğ etmekle meşgul oluyormuş.

İspanyollar böylesine bir büyük gaflet içinde yüzen sultanlığı ilk hamlede ele geçirmişler, şehri yağmalamışlar. Namazlar kılınan şehrin en güzel tepesinde kendilerine içki alemi yapmışlar. Sultanı rencide etmek için kadınlar pazarına götürüp üç kuruşa satmışlar.

İspanyol Kralı şehrin neden bu kadar kolay düştüğünü merek etmiş. Zindanda bir yaşlı adam bulmuşlar. Bu soruyu yaşına hürmeten ona sormuşlar.

O “Ben size anlatayım” demiş. Ve Sultan, Sultanın Genç Veziri, Sultanın Ordularının Başkomutanı, Sultanın Maliye Bakanı, Halifenin temsilcisi başta olmak üzere yöneticilerin hallerini anlatmış.

İspanyol Kralı “Peki bu adamları hiç mi uyaran olmadı? diye sorunca Zindandan çıkan yaşlı adam şu tarihi cevabı vermiş: Yapılan yanlışları görenlerin hepsi Sultandan besleniyorlardı. Sistemden beslenenler sistemi düzeltemez ve değiştiremez. Böylece devlet çürür gider.

Dağdaki Derviş ve Saraydaki Helvacılar

Rivayet olunur ki Gazneli Mahmut döneminde Afganistan taraflarında bir Müslüman Sultanlık debdebe ve şatafat içerisinde yaşardı.Bu topraklarda daha önceden çok zorluklar çekmişler, putperestlerin ağır baskısı altında yaşamışlardı.Şimdi ise saraylarda keyifli bir hayat sürüyorlardı.

Günlerden bir gün Sultanın genç kızı ağır bir hastalığa yakalandı.Sarayın hekimleri hastalığa ilaç yapmak için  dağdan gelen süt ve yoğurdun faydası olacağını söylemişlerdi.Sarayın aşçıbaşının  yakındaki dağda yaşayan bir tanıdığı vardı.Aşçıbaşı sütü dağda çobanlık yapan bu dervişten istiyordu.Dağdaki derviş her gün düzenli olarak saraya sütü getiriyor sonra da ayrılıyordu.

Bir gün sarayın mutfağına sütleri teslim ederken Sarayın  mutfağındaki rafta bulunan eşyalar devrilip düşmeye başladı. Bir büyük sarsıntı olmuştu.Derviş ile Aşçıbaşı "Bu neyin nesidir? diye dışarıya çıktılar. Sarayın cilalı mermerleri, beyaz taşları, avizelerin ışıltıları arasında bu gürültünün sebebini anlamak zordu.

Derviş merdivenlerden koşarak inip sarayın önce kapısından sonra da avlusundan da dışarı çıktıktan sonra huşu içinde dikkatle yere kapandı ve kulağını toprağa dayadı.Gönlüyle,ruhuyla ve can kulağı ile toprağı bir süre dikkatle dinledi.

Sonra şaşkın gözlerle kendisini inceleyen sarayın aşçıbaşına tane tane şunları söyledi: Bu tarafa doğru fillerden oluşan bir büyük Ordu  geliyor.Siz bunu bu zamana kadar nasıl duymadınız?Sen bunu hemen koşup Sultana haber ver.

Derviş bir süre daha toprağı dinledikten sonra yaşadığı dağa doğru yola çıktı.Sarayın Aşçıbaşı dervişin ardından bir süre bakakaldı. Sarayın mutfağında hem keyfi hem yeme içmesi yerindeydi.

Şimdi aslı olup olmadığı belli olmayan bu kötü haberi Sultana söylemesi herkesin keyfini kaçırabilirdi. Zaten Sarayda uzun zamandır keyif kaçırıcı sözlerin söylenmesi yasaktı. Böyle bir şeye kalkışanın sahip olduğu konfor elinden alınıyordu.

Aşçıbaşı mutfağa dönüp yarınki şenlik için helva kavurmaya koyuldu. Bir yandan da pişen helvadan Saraydaki dostlarına paket servisi yaparak mevcut konumunu güçlendirmenin hesaplarını yapıyordu.

Ertesi gün tam şenlik başlamak üzere iken binlerce  filden oluşan düşmanlar gözüktü.

…………………..

Moğollar Orta Asya'daki Türk devletlerini kasıp kavurmaya başladıklarında sene 1221 idi. Anadolu'daki Selçuklu Türkleri bundan ne bir ders ne bir ibret aldılar.

20 yıl sonra Moğollar Anadolu'ya gelip ortalığı kasıp kavurup Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti Konya'yı ele geçirdiklerinde artık çok geçti. Halbuki tarih, Anadolu Türklerine hazırlık yapmaları için yaklaşık 20 yıl fırsat vermişti.

Yaklaşan tehlikeyi sarayın ve iktidarın nimetlerine gark olmuş insanlar bir türlü duymadılar. Tehlikeyi hissedenlere ise küçümseyerek bakıp, kulak asamadılar.

Eba Müslim Horasani'nin ifadesiyle “Yıkılmaları mukadder oldu.”

………………

Tekrar başa dönecek olursak,

Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher

Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher….

………………

Yeryüzü feryad ediyor, duymuyor musunuz?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  529266

-