Fahri Sarrafoğlu

FETİH ORDUSUNUN SAKASI: 'DERYA ALİ BABA'

Fahri Sarrafoğlu

İstanbul'un fethi sırasında en önemli ihtiyaç elbette ki sudur. İstanbul'a fetih için gelen askerlerin su ihtiyacını karşılayan bir veliden bahsedeceğiz. Fetih ordusunun sakası Derya Ali Baba'nın İstanbul'un fethi sırasında büyük fedakârlıkta bulunmuştur. Kendisi Anadolu velilerindendir. On beşinci yüzyılda yaşadı. İsmi Ali olup, İstanbul'un fethi sırasında orduda Sakabaşı olarak vazîfe yaptığı için Saka Ali Baba veya Deryâ Ali Baba diye meşhur olmuştur. Doğum yeri, doğum ve vefat tarihi bilinmemektedir. İstanbul'da vefât etti. Türbesi, İstanbul Kazlıçeşme'dedir. İşte onun hikayesi şöyle:

FATİH SULTAN MEHMET ÖNCE KIZIYOR
Fatih Sultan Mehmet Han, hem ordunun sevk ve idaresi ile uğraşırken hem de ordunun başta su ve yiyecek ihtiyacını da düşünüyor. Kulağına gelen bir haberden dolayı çok sinirleniyor. Habere göre orduda asker su kıtlığı çekiyor. Sefer sırasında yeterli su bulamıyor. Asker susuz kalıyor. Genç hükümdar kır atının üstünde heybet ve celâlletle haykırıyor. -Tiz varıp saka başını bana getiriniz!. Diye haykırdı. Nefes nefese bir koşuşmadır başladı.. Az sonra sırtında kırbası, hafiften beli bükülmüş, fakat yüzünde nurlar harelenen Ali Efendi genç padişahın huzuruna getirildi…Fetih ordusunun başbuğu telaşlı ve üzüntülüydü. Aksine Ali Efendi tebessümler yağdırarak genç hükümdarın güzel yüzüne nazar ediyordu. Artık bu kadarı da fazla idi. Fatih'in sabrı, kararı, iradesi elden gitmek üzereydi.

- Ey sakabaşı olanlardan haberin yokmuş gibi duruyorsun! Ordu susuz kalmış, asker susuzluktan kırılmak üzere. Neden tedbir almazsın da bizi müşkül duruma düşürürsün, söyle neden?

Sakabaşı Ali Efendi sanki Hızır'ın kutlu çeşmesine malik gibi bir tavrın içindeydi. Hiçbir şey olmamış gibi sakin ve güleçti:

-Devletlü Padişahım, merak buyurmayınız, su çok!

Fatih büsbütün öfkelendi:

-Alay mı edersin sakabaşı?

-Haşa sultanım!..

-Benim askerim susuzluktan kıvranıyor, bu ne biçim söz ki sen işin dalgasındasın!

- İş bildiğiniz gibi değil devletlüm!.

-Ben su istiyorum bre!.Sen hala konuşuyorsun

Ali Efendi birden arkasını döndü ve sırtındaki kırbayı Padişaha göstererek tane tane konuştu:

-Ben yalan söylemem sultanım! Bakın istediğiniz kadar su… Bunun ile kaç orduyu sularım ben. Yeter ki siz su isteyin!

Genç hükümdar yerinden bir ok gibi fırladı. Fena halde öfkelenmişti. Elini su kırbasına takıp içine bir nazar etti…

O da ne?

Gözleri yuvalarının içinde fır fır dönüyordu. Çünkü gördüğü manzara akılları oynatacak derecede dehşetti. Kırbada sanki okyanus kaynıyordu. Bir değil, belki yüzlerce orduya yetecek su vardı. Belki gözlerim aldanmıştır diye düşündü…Tekrar tekrar baktı…

Ali Babanın kırbası denizler misali çağlıyordu…

Bu defa paşalara, vezirlere seslendi:

- Tiz koşun ve siz de bakın!..

Paşalar ve vezirler tarifi imkânsız bir merakla Ali Efendi'nin başına düştü. Kırbaya göz atan içeride deryaların kaynadığını görüyordu…

Fatih Sultan'ın sesi yine gök gibi gümbürdedi

- Bre nedir bu yaptığın?

Ali Efendi neler olduğunu tek tek anlatmaya başladı.:

- Ey alem Padişahı!.. Su işte burada. Fakat ben askere suyu doyumluk vermiyorum. Çünkü onlar cenk meydanında vuruşuyor ve terliyor. Diledikleri kadar su versem belki hasta olurlar ve zaferimiz tehlikeye girer..

 

20180301_150940

 

 

Fatih Sultan Muhammed Han, sakabaşı Ali Efendi'nin kerametler sahibi mübarek bir zat olduğunu anladı ve ona:

- Ne murat edersin ey derya Ali? İste ki verelim!

Derya Ali'nin bu dünya ile nesi olabilirdi ki… O tamamıyla gönlünü yüce Rabbine bağlamış, Hakkın zikriyle ömür nefeslerinin incilerini pırıldatmıştı. Bir başka sevdanın, bir başka aşkın deryasında gark olmuştu.
TÜM MALINI VAKFETTİ
Fâtih Sultan Mehmet Han, fetihten sonra Sakabaşı Deryâ Ali Baba'yı unutmadı. Ona şimdi Kazlıçeşme'nin Kurulu bulunduğu yerde geniş bir arâzi tahsis etti. Uzun yıllar civârın en sevilen kişisi olarak yaşayan Deryâ Ali Baba; kendisine tahsis edilen arâziyi sağlığında vakfetti. Ömrünün sonuna geldiğinde yakınlarına da; “Bunlardan fakir fukara sebeplensin” diye vasiyette bulunduktan sonra vefât etti. Türbesi, İstanbul Kazlıçeşme'dedir...

FAHRİ SARRAFOĞLU - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci, Yazar, Manevi Şahsiyet Eğitim Uzmanı1966 yılında Aksaray’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Aksaray’da tamamladı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Bir yıl Londra’da dil eğitimi aldı. Daha sonra Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesini de bitirdi ve “Din Psikolojisi” alanında çalışmalar yaptı. Bu alanda İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öncelikli olmak üzere birçok psikolojik eğitimlere katılarak Psikologlar ve Psikiyatristler Derneği’nin sertifkalarını aldı.Gazeteciliğe 1990 yılında İhlas Holding’de “Turkey” İngilizce ekonomi gazetesinde başladı. Aynı yayın grubu ile bir de dergi çalışmalarını yürüttü. İstanbul Kuyumcular Odası ile birlikte Gold News kuyumcu dergisini çıkardı. İHA’da Ekonomi Müdürü olarak çalışmaya devam etti. Çeşitli radyolarda haftalık programlar yaptı. Gazetecilik ve yazarlık mesleğine ara vermeden MÜSİAD basın danışmanlığı ve Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü görevini yürüttü. Aynı zamanda Akit Gazetesinde ekonomi yazıları yazdı ve röportajlar yaptı. 1998 yılından 2013 yılına kadar ise Yeni Şafak gazetesi ekonomi servisinde çalışmalarını sürdürdü.Bu süre içerisinde çeşitli internet sitelerinde sanat,iş, ekonomi ve akademik çevrelerle özel röportajlar yapmıştır. Aynı zamanda farklı dergilerde kişisel gelişim, İstanbul gibi konular başta olmak üzere çeşitli yazı ve röportajları yayınlanmıştır.Sarrafoğlu aynı zamanda İSTANBUL’un SIRLARI adıyla İstanbul’u tanıtan ve sevdiren sunumlar yapmakta, İstanbul’u farklı bir gözle gezmekte ve gezdirmektedir.Yine kişisel gelişim konusunda D.K.D (Düşün Konuş Dinle) eğitim seminerleri- Basın ve Halkla İlişkiler Semineri –Morİnek(Farkındalık) adıyla çeşitli eğitim seminerleri de vermektedir. Sarrafoğlu, evli ve dört çocuk babasıdır.Röportaj dalında MÜSİAD ödülü sahibidir.

FAHRİ SARRAFOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  749611

-