21 ŞUBAT 2020 CUMA

FETÖ ALDATMA FORMÜLÜNÜ YALAN RÜYALAR ÜSTÜNE KURMUŞ

Örgütün, elemanlarını ve çevrelerindeki insanları yönlendirmede sıkça kullandıkları yöntemlerden biri de görülen veya görüldüğü iddia edilen rüyalardır. Genellikle söz konusu rüyalarda güya Hz. Peygamber görülmekte ve somut bir talimat vermektedir. Arsanın bağışlanmasından okul yapımına, tweet atmaktan oy vermeye kadar rüya formülü sıkça kullanılmaktadır.


FETÖ ALDATMA FORMÜLÜNÜ  YALAN RÜYALAR ÜSTÜNE KURMUŞ

FETÖ /PDY'NİN DİNÎ BİLGİ KAYNAKL ARI ŞAİBELİDİR (2)
Peygamberler dışında hiç kimsenin korunmuşluk/yanılmazlık (masumiyet, masûniyet ve mahfuziyet) niteliği olmadığı için kişilerin ileri sürdükleri görüş ve yorumlarının geçerliliği Kur'an-ı Kerim ve Sünnet'e uyumlu olmasına bağlıdır. İslam geleneğinde bu uyum, Kelam ve Fıkıh Usulü ilimlerince denetlenmiştir. Buna göre dinî otorite mutlak anlamda Allah'a aittir; peygamberler, Allah'tan aldığı vahyi insanlara tebliğ ederler. Allah Rasulü vefat ettikten sonra artık mutlak otorite ya da yakînî bilgi kaynağı kalmamıştır. Âlim, mürşit, müçtehit de olsa, hiç kimse hatadan berî değildir. Onların söyledikleri, dinin iki kaynağını anlamak ve yorumla- maktan ibarettir. Yorumların da mutlak bir hakikat iddiasının olmadığı ittifakla kabul edilmiştir. İnsanların hayatlarını yönlendiren kimseler ilim ölçülerine uydukları oranda meşruiyet daire- sinde kalırlar. Veli, mehdi, mürşit veya hoca görülüp ilim ölçüsüne riayet etmeden insanlar üzerinde keramet, rüya, ilham ve benzeri yollarla otorite kurmaya çalışanlar, İslam adına hüküm veremezler. Zaten İslam âlimlerinin üzerinde icma ettiği temel gerçek, dinî kuralların (şer'î hükümlerin) ancak ilim sahiplerinden alınacağı, ilham, rüya, keşif ve benzeri yollarla herhangi dinî bir hükmün tespit edilemeyeceğidir.

Örgütün, elemanlarını ve çevrelerindeki insanları yönlendirmede sıkça kullandıkları yöntemlerden biri de görülen veya görüldüğü iddia edilen rüyalardır. Genellikle söz konusu rüyalarda güya Hz. Peygamber görülmekte ve somut bir talimat vermektedir. Arsanın bağışlanmasından okul yapımına, tweet atmaktan oy vermeye kadar rüya formülü sıkça kullanılmaktadır.
Gülen, rüyaların dinde delil olmadığını bildiği ve rüyalarla amel edilemeyeceğini söylediği hâlde hem kendi rüyalarını hem de müntesiplerinin rüyalarını birer hüccet gibi kullanmış, onlarla istediği yönlendirmeyi gerçekleştirmiştir. Onun bu tutumu, zamanla bağlılarını yönlendirici ve rüyalar üzerinden mesaj verici bir boyut kazanmıştır.

Nitekim Gülen'in “Doğru ve sadık rüyalarda ilham ve irşat yüklü mesajlar vardır. O yüzdendir ki nice büyük keşifler rüyalar sayesinde elde edilmiş ve niceleri de fert ve milletlerin kaderini tayine vesile olmuştur.” “…rüyaların mübah meselelerde, rüyayı görene münhasır kalmak şartıyla, yönlendirici bir fonksiyonunun olduğu da her zaman kabul edilebilir.” şeklindeki beyanı bunu teyit etmektedir. Her ne kadar sözlerinin devamında bunun için Kitap ve Sünnet ölçüleri esas alınmalı şeklinde bir kayıt düşmüş olsa da uygulamada buna riayet ettiği söylenemez.

Hâlbuki rüyaların Kur'an ve Sünnet'e aykırı olanlarının hiçbir değeri olmadığı gibi, aykırı olma- yanlarının da bağlayıcı bir değeri bulunmamaktadır. Hatta rüyada Hz. Peygamber'in görüldüğü ve belli mesajlar verdiği iddia edilse bile bu herhangi bir hüküm değeri taşımaz. Kaldı ki rüyaların birçoğu, uyku hâlinde bazı harici etkenler sonucunda ruhi ve zihinsel dünyamızda ortaya çıkan sübjektif görüntülerdir. Öte yandan kişinin görmediği rüyayı görmüş gibi anlatması ise Hz. Peygamber tarafından “Yalanların en büyüğü” olarak nitelendirilmiştir [Buhârî, Tabir, 45; Ahmed b. Hanbel, II, 96, 119].
Örgütün takipçilerini etkilemede kullandığı keşif ve kerametin de dinde bağlayıcılığı yoktur.

Gülen, söylem ve eylemlerini sahih dinî bilginin kontrolünden kaçıran denetimsiz bir ‘teoloji' oluşturmuştur. Bu tasarruflarına dair tefsir, hadis, siyer ve fıkıh gibi İslamî ilimler müktese- batı içinde kendince bir meşruiyet aramış ve bulmuş; bunun mümkün olmadığı zeminde ise bilhassa Hızır ve Mesih imaları ile rüyalar yoluyla Kur'an ve Sünnet'e aykırı da gözükse yaptık- larında bir ‘hikmet' ve bir ‘ilâhî onay' olduğu kanaatini yerleştirmiştir. Gülen'in şahsı üzerinde oluşan bu kült, bizatihi onun tarifiyle ‘örnekleri kendinden olan hareket'ine de kollektif bir kibir yüklemiştir. Her yaptığında ilâhî bir sevk olan seçilmiş bir önderin rehberliğinde Allah'ın yeryüzündeki iradesini ve ‘istikbal projesini' temsil ettiğine inanan kişi, darbe dâhil, her şeyi meşru görebilmiştir.

Sonuç olarak keşif, keramet, rüya ve benzeri hususların, birey ve toplum için dinî bir bağla- yıcılığı söz konusu değildir ve bunlar üzerine herhangi bir hüküm bina edilemez. [Bkz. Nesefî,
Tebsıratü'l-edille, I, 22-24; Teftâzânî, Şerhu'l-akâid, s. 72-74; İbn Haldûn, Şifâü's-sâil, s. 61-69; Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VI, 4259-4260; Talat Sakallı, Rüya ve Hadis Rivayeti, Isparta, 1994].

Untitled-1_22

 FETÖ / PDY İSLAM ÜMMETİNİN VAHDETİNİ PARÇALAYAN BİR TEFRİKA HAREKETİDİR 

İslam toplumunda, farklı mezhep, meşrep ve düşünce ekolleri ahenkli bir şekilde bir araya gelmiş ve büyük bir zenginlik oluşmuştur. Ancak İslam'da Müs- lümanların birliği esas olduğundan vahdeti parçalayacak her türlü tefrika ve gruplaşma yasaklanmıştır. (FETÖ/PDY) Hakikati kendi tekeline alarak kendisi- nin dışında herkesi dışlayan bir yapı İslam geleneği ile bağdaşmaz.

Dolayısıy- la İslam ümmetini parçalamayı esas alan hiçbir yapı, düşünce ve hareket ma- sum kabul edilemez.
Dinlerarası diyalog çalışmalarında gayrimüslimlere oldukça hoşgörü ile bakan ve onlarla sıcak ilişkiler içerisinde olan örgüt, kendilerinden olmayan Müslümanlara karşı ise olabildiğince soğuk, dışlayıcı ve ötekileştirici bir tavır sergilemiştir. Fetih Suresi'nin 29. ayetinde zikredilen nitelemenin tam tersine “müminlere karşı şiddetli, kâfirlere karşı ise merhametli” diye özet- lenebilecek bir tavır takınmıştır. Gayrimüslimlerle kurduğu diyaloğu, Müslüman gruplardan esirgemiş, onlara karşı daima mesafeli durmuştur.

Hatta kardeşlik hukukuyla asla bağdaş- mayacak şekilde İslami grupları küçümsemiş, bazen de hile ve tuzaklarla onları bastırmaya ve susturmaya yönelik tutumlar içerisine girmiştir.

Oysa birçok ayet-i kerimede Yüce Allah, mü'minleri bırakıp, kâfirleri, gayrimüslimleri daha açık bir ifade ile Allah ve Müslümanların düşmanlarını veli (üst ve dost) edinmeyi yasaklamıştır [Âl-i İmrân, 3/28; Nisâ, 4/139, 144; Mâide, 5/51; Mümtehıne, 60/1].

Örgütteki bu çarpık anlayış, yetiştirdikleri öğrencilerde vahdet ve aidiyet duygusunu yok et- miştir. Dinî eğitim almaları için aileleri tarafından örgütün okullarına verilen gençler, önce ailelerine, sonra kendi ülke ve toplumlarına ve nihayet İslam ümmetine ait olma inancını ve bilincini kaybetmektedirler. En önemli aidiyetlerinden kopartılan bu gençler, yapılan telkinlerin sonucunda sırf örgüt liderinin emrini yerine getirmeye programlanmış kapı kulları hâline gelmişlerdir.

Artık onlar için ne ailenin ne vatanın ne de İslam ümmetinin bir önem ve önceliği söz konusudur. Bu hâlleriyle onlar, tarihteki Haşhaşî grupların intihar timlerini anımsatmaktadırlar. Bu sonuç, örgütün nesilleri nasıl yok ettiğinin bir başka görünümü olup Bakara Suresi 205. ayetinde “…Yeryüzünde fesat çıkarır ve nesilleri yok eder…” şeklinde nitelenen şer odak- larının vasıflarıyla tamamen uyum arz etmektedir. Nitekim yıllar önceki bir sohbetinde Gülen “Zaman zaman hizmetin selameti için eğer yapılacaksa böyle bir fedailik, çarparız kendimizi bu ateşe ve yok oluruz!” diyerek intihara dahi yeşil ışık yakabilmiştir.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  585998

-