FETÖ BENZERİ YAPILARIN OLUŞMAMASI İÇİN...

Diyanet İşleri Başkanlığı, özellikle Din İşleri Yüksek Kurulu marifetiyle özgürlüklerine müdahale edilmeksizin Türkiye’de din hizmetine ve din eğitimine destek veren sivil dinî-sosyal teşekküllerle, İslam’ın tarih boyunca medeniyetler kuran ana yolundan ayrılmamak, her türlü ifrat ve tefritten uzak kalmak, daha şeffaf ve denetlenebilir yapılar olmak yönünde ortak çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca dinî ve ilmî denetim ve rehberlik için Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde üst kurullar oluşturulmalıdır.


FETÖ BENZERİ YAPILARIN OLUŞMAMASI İÇİN...

Din ve inanç özgürlüğünün kanunların teminatı altına alındığı ülkemizde, halkın bu alandaki bilgilenme ve aydınlanma ihtiyacını karşılamak üzere çeşitli resmî kurumlar bulunduğu gibi, mevcut birçok Sivil Toplum Kuruluşu da farklı açılardan bu sahada faaliyetlerini sürdürmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yasal sorumluluk sahibi olan kurumlar, devlet ve milletimizin geçmişten günümüze tevarüs ettiği “orta yolu”, her türlü aşırılıklardan, sapkınlıklardan azade bir şekilde bugünün ve geleceğin nesillerine devredebilme adına, din eğitimi alanında faaliyet gösteren çeşitli sivil teşekküllerle birlikte yeni eğitim politikaları üretmek, öğretim metotları oluşturmak ve teknolojik imkânları geliştirmek üzere periyodik olarak müşterek etkinlikler yapmalıdırlar. Bu çerçevede, ulusal ve uluslararası kongreler, çalıştaylar ve kurultaylarda resmî ve sivil teşekküller ortaklaşa plan ve projeler üretmeli ve uygulamaya konulmalıdır.

Kur'an ve Sünnet çizgisini aşmadıkça ve İslam'ın ana yoluna zarar vermedikçe, dinî ve ilmî faaliyetlerde görülen farklı yorum ve yaklaşımlar, elbette birer zenginliktir ve bu yaklaşımlara saygı duyulmalıdır. Ancak gerek yazılı ve gerekse görsel basında çarpıcı örneklerine rastlandığı üzere, idraklerin alamayacağı, tevilinin dahi yapılamayacağı birtakım hezeyanlar, halkımızın zihnini karıştırmaktadır. İşte böylesi yanlış söylemlerin sahih bilgi ile tashihi, halkımızın doğru bir şekilde aydınlanması, kabulü imkânsız olan çeşitli sapkın tespit ve düşüncelerin önünün alınması ve hakikat arayışında insanlarımıza doğru ve güvenilir bir rehberlik sunulması için Din İşleri Yüksek Kurulu'nun çalışmalarına ilmî ve fikrî bakımdan destek olacak bir genişle- tilmiş istişare heyeti oluşturulacaktır.

“Genişletilmiş İstişare Heyeti”, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dinî konularda en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu'nun yasada belirtilen görevlerini daha kuşatıcı bir şekilde yerine getirebilmesi için çalışmalarına destek olacaktır. Söz konusu heyet, hem yurt içine hem de yurt dışına dönük plan ve projelere imza atacaktır. Bilhassa taşra teşkilatın- daki sorunların, taleplerin ve beklentilerin karşılanabilmesi, bölgesel dinî konularla yakından ve mahallinde ilgilenilebilmesi adına önemli bir boşluğu dolduracaktır.

Bu heyetin, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda, İlahiyat ve diğer ilgili fakültelerde veya geleneksel din eğitimi veren kuruluşlarda hâlen çalışan veya emekli olan saygın ilim ve fikir adamlarından oluşturulması planlanmaktadır.

Ayrıca bu yapının teşekkülünde, gelişmesinde ve bugünlere gelmesinde toplumun bütün ke- simlerinin esaslı bir özeleştiriye ihtiyacının olduğu açıktır. Bu noktaya nasıl gelindiği sorusuna cevap ararken, benzer durumların ortaya çıkmaması için, Gülen'in sûiniyeti kadar, ilgili her kesimin ihmal ve kusurunun olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

FETÖ/PDY, ailelerin, çocuklarıyla ilgili beklentilerini fark edip ‘yetiştirme' yükünü onlardan devralarak; dindar ke- simlerin hassasiyetlerini istismar ederek; bürokrasinin kadro ihtiyaçlarını fırsata dönüştüre- rek gitgide büyümüş ve 15 Temmuz gecesi görülen o ‘canavar' portresine kadar ilerlemiştir.

Gelinen noktada kişisel, ailevî, ilmî, siyasî ve toplumsal sorumluluklarımız göz ardı edildiği takdirde yaşanan meş'um tecrübeden gereken derslerin alınması zorlaşacaktır.

Bu nedenle, başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurumu ve üniversiteler, gençlerin dinî ve millî değerlerini kazanmaları, sağlam bir karakter eğitiminden geçmeleri konusunda acil bir eylem planı or- taya koymalı ve derhal uygulamalıdır.

Mevcut şartlarda, özellikle ifrat ve tefrit içerisindeki bazı kişi, grup ve yapıların olup bitenin faturasını bilimsel veri ve argümanlara dayandırmadan doğrudan ‘cemaat' olgusuna kes- me yönündeki dar yaklaşım ve tavırları, son derece riskli ve tehlikelidir. Şu hâlde, yaşananın bir benzerinin başka yapılarda tezahür etmemesi için dinî-sosyal teşekküllerin hem düşün- ce-program-hedefler noktasında bir şeffaflığa hem de malî işlemler hususunda denetlenebilirliğe kavuşması önem arz etmektedir. Bunun için, hukukî düzenlemeler yapılmalı; ayrıca bu yapılar arasında iletişim, etkileşim kanalları açık tutulmalı ve geliştirilmelidir.

Sivil toplum alanının, topyekûn bir rehabilitasyon ile şeffaf, hesap verebilir, faaliyet alanı belli yapılardan oluşan sağlıklı bir konuma kavuşturulması için devlet kapsamlı, objektif bir dene- timi hayata geçirmelidir. Bu çerçevede sivil toplum kuruluşlarının devlete bağımlı hâle gelmesine yol açacak uygulamalardan da kaçınılmalıdır. Zira, bu durum bir yandan gizli ajandası bu- lunan grupların bu tür kuruluşlar üzerinden devlet içine sızmasına ve kayırmacılık, yolsuzluk gibi sorunların çıkmasına imkân tanımakta, diğer taraftan da sıradan insanları siyasileşmiş olan “sivil” örgütlere yabancılaştırmaktadır. Her iki sonuç da sivil toplum alanının sağlıklı işleyişini ve gelişimini engellemektedir.

Kamuda, bürokraside, akademide ve diğer tüm görevlerde “adalet, eşitlik, emanet, ehliyet ve liyakat” gibi temel ölçüler bihakkın çalıştırılmalıdır. Bu ilkelerin dışında kalan dinî, mezhebî, meşrebî, yöresel, etnik vb. hiçbir aidiyet, görevlendirmelerde asla tercih sebebi olmamalıdır.

Yorum Yaz

  336746

-