28 ŞUBAT 2020 CUMA

FETÖ DİN KİSVESİ ALTINDA BİR GÜÇ VE ÇIKAR HAREKETİDİR

Dinî görünümlü eğitim faaliyetlerini bir güç ve çıkar ağına dönüştürerek dünyevî, siyasî ve ekonomik bir yapı oluşturmak, böylece her türlü gizli ve kirli ilişkilerini perdelemek, İslam’ın temel ilkeleri ile hiçbir şekilde bağdaşmaz. Öte yandan din üzerinden menfaat elde etmenin ve nüfuz oluşturmanın da herhangi bir dinî temeli yoktur.


FETÖ DİN KİSVESİ ALTINDA  BİR GÜÇ VE ÇIKAR HAREKETİDİR

Gülen örgütünün başından beri yanında bulunmuş, özel eğitiminden geçmiş, öğretilerini benimsemiş, misyonunu üstlenmiş ve uzun yıllar hizmetinde ve maiyetinde yer almış çok sayıda kişinin tanıklığı, Gülen'in kişiliğine ve kamuya kapalı özel ilişkilerine dair çarpıcı veri- ler sunmaktadır. Kurgulanmış rüya seansları, planlı kitlesel etkileme yöntemleri, bağlılarına sanal manevî hazlar ve tecrübeler yaşatmıştır.

Böylece bağlılarında tecrübî bir yanılsamayla Gülen'in manevî otoritesi iyice güçlendirilmiş, kendisinin kutsal(!) kişiliğine inanç ve yanılmaz- lığına dair kanaat perçinlenmiştir. Örgüt içerisinde yer alanların özgür düşünme ve rasyonel değerlendirme yetileri zayıflatılmış, hatta köreltilmiştir.

Örgüt lideri, hareketin ilk evresinde din üzerinden kazandığı itibar ile önce manevî bir güç elde etmiştir. Örgüt, din yolunda hedefi saptırarak Allah'a yöneltilmesi gereken itaat ve teslimiyeti din kisvesi altında konuşan liderine karşı göstermiştir. Öte yandan “zahidane, mütevazı bir hayat” görüntüsü veren örgüt, dershanelerin ve bilhassa yurtdışındaki okulların açılmasından sonra hem zenginlerden hem de devlet imkânlarından sayısız maddî güçler devşirmiştir.

Gençlik yıllarından itibaren politikaya sözde mesafeli duran Gülen, siyasetle temasını sürekli güç ve menfaat teminini hedefleyerek ‘faydacı' ve ‘pazarlıkçı' bir çizgide yürütmüş, böylece adım adım ‘seçilmeden muktedir olma' stratejisi izlemiştir. O, gerçek amacını gizleyerek ileri gelen birçok yöneticiden hatırı sayılır destek almış ve böylece yıllar ilerledikçe gücüne güç katmıştır.

Okullar aracılığıyla dünyanın farklı ülkelerine gönderilen iş adamlarından himmet adı altında alınan çok yüksek meblağlar, örgütü tam bir çıkar hareketi hâline çevirmiştir. Büyük ulus- lararası ticari şirketlere ve bankalara sahip olmuştur. Öyle ki bu bankalar zarara girdiğinde örgüt liderinin talimatıyla müntesipleri ellerinde avuçlarında ne varsa buralara yatırmışlardır.

Önceleri sözde “Hizmet hareketi” iken, doksanlı yıllardan itibaren cebir, hile, entrika, montaj ve şantaj veya psikolojik baskı yöntemleriyle tahsil edilen bir “Himmet hareketi”ne dönüş- müştür. Himmet de haraç sistemine dönüşmüştür. Burs, kurban ve diğer himmetlerle astro- nomik meblağlar toplanmıştır.

Örgüt, bürokraside, emniyette, askeriyede, adliyede, siyasette, iktisatta ve akademide elde ettiği nüfuzunu, daha etkin bir güç odağı olmak için var gücüyle kullanmıştır. Örgütün basın, eğitim, maliye, emniyet ve yargıdaki gücünü gören esnaf ve iş adamları, “himmet” adı altında gizli rüşvetler vermeye başlamışlardır. Yine memuriyette olan mensupların maaşlarından ortalama 10 oranında yapılan kesinti ve aktarımlar (ayrıca “Hocaefendi hakkı” denilerek alınan ilk maaşın tamamı) örgütün temel finans kaynaklarını oluşturmaktadır.

Özellikle Gülen ABD'ye gittikten sonra örgüt, uluslararası alanda gücünü daha da arttırmıştır. Artık sadece Türkiye'de değil başta Türk cumhuriyetleri ve Afrika ülkeleri olmak üzere birçok ülkede benzer faaliyetler yürütmeye başlamıştır. Elbette bu dünyaya açılım hedefinde küre- sel güçlerin, sistematik desteği açıktır. Yeni dünyada üstlendiği gizli işbirlikleri ve misyonlar, örgüt liderinde ve mensuplarında “güç zehirlenmesine” yol açmıştır. O kadar ki, örgütün lideri neredeyse Türkiye'de iktidarları, siyasi partileri, ordu ve emniyetteki hiyerarşiyi hatta basın ve medyadaki dengeleri tanzim etmeye kalkışmıştır.

'FETÖ / PDY SAHTE BİR MEHDİ HAREKETİDİR' 

Tarih boyunca toplumun güvenliğini tehdit eden mehdici-mesihçi ve hu- rufî-bâtıni karakter arz eden pek çok fitne ve fesat hareketi ortaya çıkmıştır. Sır, gizem, adanmışlık, karizmatik kişilik gösterisi ve takıyyecilik/çift şahsiyetlilik bu hareketlerin en bariz özelliği olmuştur. Modern zamanlarda ise bu tür hareketler, uluslararası siyasal mühendisliklerin güdümünde İslam toplum- larının parçalanması ve sömürülmesinin birer aracı olarak kullanılmışlardır.

Dinî otorite meselesinde Gülen'in yaptığı çarpıtmalar içerisinde en önemli konulardan biri, mehdilik ve mesihliktir. Kendisi açıkça söylemese de bağlılarında böyle bir algının oluşmasına hem sebep olmuş hem de göz yummuştur. Bu konuyla ilgili görülen rüyaları ve müntesipleri arasında yayılan söylentileri reddetmemiş, âdeta bilinçli bir şekilde bu algının yerleşmesine katkıda bulunmuştur.

Bağlılarının, onunla ilgili algı ve açıklamalarından anlaşıldığına göre, Gülen beklenen mehdi ve mesih olarak görülmektedir. Nitekim darbe teşebbüsüne günler kala örgüt mensubu bir hâkim, mahkeme kararına bile Gülen'in mehdi olduğunu yazdırmıştır. Bu inanış, lidere bağlılığın ve onu kutsamanın başka bir aracı olarak kullanılmıştır. Görülmüş- tür ki, mehdi inanışı bu örgüt eliyle ülkemizi kana bulayan bir ideolojiye dönüşmüştür.

Dinin sahih yollarla öğretilmesi süreçlerinde büyük kırılmaların yaşandığı, buna karşılık dinî anlayış ve pratiklerde mistik öğelerin çok baskın olduğu toplumlarda, bu türden bâtıni (ezo- terik) ve mistik (gizemli) iddialar çok kolay bir biçimde insanları etkileyebilmektedir. Örgüt içerisinde mehdilik, mesihlik ve velilik kavramları üzerinde çokça durulmasında, Gülen'in bağlılarının zihninde kendisini “mutlak otorite” olarak algılatma arzusu yatmaktadır.

Untitled-2_49

Bu yolla Hz. Peygamber ile rüyada ve rüya dışında sürekli görüşme iddiaları daha kabul edilebilir hâle getirilmektedir. Böylece Allah tarafından seçildiği düşünülen bir insanın söz ve davranışlarının Allah'ın iradesini yansıttığını kabul etmek çok daha kolay hâle gelmektedir.

İslam dininin ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'de, gelecekte bir kurtarıcının gönderilece- ğine dair açık bir kayıt bulunmamaktadır. Mehdinin geleceğine dair delil olarak zikredilen ayetlerde [Ra'd, 13/7; Enbiya, 21/105; Saff, 61/9] gelecekte bir kurtarıcının zuhur edeceğine ilişkin herhangi bir açık ifade yoktur. Mehdi ile ilgili rivayetler Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde bulunmazken, diğer bazı hadis kaynaklarında yer almaktadır. İçeriklerinde pek çok ihtilaf bulunan bu rivayetlerin bir kısmı isnad açısından sahih veya hasen olmakla birlikte çoğu zayıf olarak değerlendirilmiştir.

Kaldı ki bu rivayetler, âhâd haberlerdendir. Bu türden ha- berlerin/rivayetlerin inanç konularında bir dayanak kabul edilemeyeceği âlimler tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra ilk dönem Sünnî kelam âlimlerinin çoğu eserlerinde mehdilik konusuna yer vermemiş, sonraki dönemlerde ise kıyamet alametleri sayılırken birkaç cümle ile mehdilikten söz edilmiş, fakat bunun bir inanç konusu olmadığı belirtilmiştir [Taftazani, Şerhu'l-Makasıd, İst. 1305, II, 307].

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  984729

-