22 OCAK 2020 ÇARŞAMBA

FETÖ DİN MÜHENDİSLİĞİ YAPAN VE KELİME-İ TEVHİDİ PARÇALAYAN BİR HAREKETTİR

FETÖ/PDY batılı kamuoyunun ilgi ve desteğini sağlamak, medeniyetler çatışması tezine karşı duyarlılık üretme adına ‘Dinlerarası diyalog’ ve ‘ılımlı İslam’ diyerek şaibeli girişimler başlatmış, pek çok sırlı ve gizemli ilişkiyle uluslara- rası dünyada Müslümanların aleyhine oluşturulan karanlık projelerin bir parçası olmaktan çekinmemiştir.


FETÖ DİN MÜHENDİSLİĞİ YAPAN VE KELİME-İ TEVHİDİ PARÇALAYAN BİR HAREKETTİR

Hiç şüphe yok ki Allah katında hak din İslam'dır. Başka din mensuplarıyla dinî özgürlükleri zedelemeden barış içinde yaşamak esas olup insanlığın faydasına olacak her işte onlarla ortak zeminde yardım- laşma ve dayanışma mümkündür. Dolayısıyla dinlerarası diyalog adı altında belli bir siyaset mühendisliği olduğu anlaşılan ortak bir dinî teoloji veya dinî kültür birliği oluşturma çabası hiçbir şekilde tasvip edilemez. İslam'ın temel esaslarından ödün vermek, söz gelimi kelime-i tevhidin ikinci kısmı olan Hz. Muhammed'in (s.a.s.) risâletini göz ardı etmek asla kabul edilemez.

Doksanlı yıllarda Gülen örgütünün giriştiği en ilginç faaliyetlerden biri de “Dinlerarası Diyolog” çalışmalarıdır. Her ne kadar “Bu diyalog tüm farklılıkları koruyarak herhangi bir zorlamaya girmeden, hoşgörü ve anlayış içinde ortak meseleleri konuşma, müzakere etme ve işbirliği yolları arama gayreti” gibi takdim edilse de, aslında bunun Kilise ve Batı ile sıkı bir ilişki kur- ma, onların desteklerine mazhar olma gibi gizli bir amaca matuf olduğu zaman içerisinde anlaşılmıştır. Nitekim Gülen'in 9 Şubat 1998'de Papa'ya bizzat sunduğu mektubundaki şu açık ifadeleri bu konuda yeterli kanıttır: “Papa VI. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardım- larımızı sunmak için size geldik.”

Gerçekte II. Vatikan Konsil'inde alınan kararlara dayanan Dinlerarası Diyalog projesiyle Gülen, ulusal ve uluslararası birçok etkinlik düzenleyerek, bir taraftan bağlılarını Hristiyan kültürüne yaklaştırırken diğer taraftan da örgütün Batı dünyası tarafından akredite edilmesini sağlamıştır. Bu sayede Gülen, kendisine Pensilvanya'da bir üs kurma fırsatı bulurken, birçok batılı ülkenin kapıları örgüte açılmış, neticede tüm dünyada pek çok imkâna kavuşturulmuştur.

Yıllardır sürdürdüğü diyalog çalışmalarından sonra Fetullah Gülen'in bir sohbetinde dile getir- diği Haçlı seferleriyle ilgili şu ifadeleri, bu sürecin Gülen'i nerelere kadar sürüklediğinin açık bir göstergesidir:

“Haçlı'nın ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Çünkü sizinle onlar arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar sizin kadınınıza, kızınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. İlişmemiş Haçlılar.”

Diyalog sürecine meşruiyet kazandırmak için, Âl-i İmrân Suresi'nin 64. ayeti istismar edilmiş, bilinçli bir şekilde kelime-i tevhidin sadece ilk kısmı öne çıkarılmıştır. Nitekim bazı konuş- malarında Gülen “Lâ ilâhe illallah” diyeni başıma koyarım” diye bir ifade kullanmış, bu da müntesiplerince Kelime-i Tevhidin ‘Muhammedün Rasûlullah' kısmı söylenmese de kurtuluşa erilebileceği şeklinde algılanmasına yol açmıştır. Müslüman olmak için kelime-i tevhidin ilk kısmı olan “Lâ ilâhe illallah” demenin yeterli olduğu ve Hz. Muhammed'e iman etmeyenlerin de cennete girebileceği safsatası ileri sürülmüştür. Nitekim örgüt mensubu bir yazar tarafın- dan kaleme alınan eserde “Ancak O'nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak ken- disini kabul etmese bile -Lâ ilâhe illallah- diyen herkesi buraya getirmekti. Çünkü O, -Kim Lâ ilâhe illallah derse cennete girer- buyuracaktı.” ifadelerine yer verilmiştir.

Bilindiği gibi İslam dininin özü ve temeli, Allah'a imandır. Bu ilkenin ifadesi ve Müslüman olmanın ilk şartı: “Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in (s.a.s.) Allah'ın kulu ve Rasulü olduğuna şahitlik ederim.” anlamına gelen şehadet cümlesini inanarak söylemektir [Müslim “İman” 1]. Kelime-i şehadetin; “Lâ ilâhe illallah” bölümü tevhidi, “Muhammedün Rasûlullah” bölümü ise, Hz. Peygamber'in risaletini ve O'nun Yüce Allah'tan getirdiği ilahî esasların tümünü ifade eder. Kelime-i şehadetin bu iki kısmı, aynen İslam ve iman gibidir, biri diğerini içinde barındırır. Kaldı ki “Cibril Hadis”i [Buhari, İman, 37] başta olmak üzere pek çok rivayette “Lâ ilâhe illallah” ile birlikte “Muhammedün Rasûlullah” ifadesi yer almıştır [Buhari, Zekât, 1; Müslim, İmare, 116].

Şu hâlde şartlar öyle uygun düştüğü için, çıkarcı bir yaklaşımla Peygamber'e iman vb. konuları göz ardı etmek, İslam itikat ve davetinin tabiatı ile uyuşmaz.

FETÖ / PDY AVRASYA COĞRAFYASINDA İÇİ BOŞ BİR İSLAM ANLAYIŞI İLE NESİLLERİ OYALAMIŞTIR 

FETÖ/PDY, başta ülkemiz olmak üzere dünyanın pek çok yerinde özellikle Asya ve Afrika'da açtıkları okullar marifetiyle içi boş bir İslam söyleminin öncüsü ol- muş, bu bölgelerde yaşayan Müslümanların umut ve enerjilerini heder etmiştir.

FETÖ/PDY doksanlı yıllarda SSCB'nin dağılmasının ardından, ülkemiz yöneticilerinin ve halkın desteği sayesinde, Orta Asya ülkelerinde komünizm sonrası ortaya çıkan eğitim boşluğunu doldurma ve Anadolu'nun Müslüman kimliğini oralara taşıma iddiasıyla okullar açarak faaliyetlerde bulunmuştur. FETÖ/PDY, sözde bu gayeleri gerçekleştirme görüntüsü altında ülke- mizde toplum ve yönetici desteğini arkasına almak için İslam'ı ve okullarına verdiği ülkemizin adını, gizli ajandasını gerçekleştirmek üzere bir perde olarak kullanmıştır. Aslında, kurduğu bu kuruluşlar vasıtasıyla küresel güçlerin siyasi emellerini hayata geçirmenin bir aracı hâline gelmiştir. Böylece örgüt, gerek insan gerek mali kaynaklarını artırmanın ve ülkelerin yöneti- minde söz sahibi olmanın yollarını kolayca elde etmiştir.

FETÖ/PDY, dinî, kültürel, ekonomik ağır bir sömürge yaşamış Afrika'nın mağdur insanlarına yardım ulaştırma ve onlara İslamî eğitim verme söylemi altında, ülkemizin hayırsever insanlarının dinî duygularından faydalanarak zekât, sadaka, kurban vb. adlar altında büyük meblağlarda yardımlar toplamıştır. Bu sözde gayelerle gidilen Afrika ülkelerinde insanlara İslam ya hiç anlatılmamış ya da örgüt içerisinde üretilen ve kendi gizli amaçları doğrultusunda şekillendirdikleri içi boşaltılmış bir İslam öğretisi aktarılmıştır.

Netice olarak FETÖ/PDY, mezkur coğrafyalarda yaşayan insanlara sahih bir din anlayışı ve eğitimi götürmeyerek hem o ülke insanlarını hem örgüte iyi niyetle destek verenleri sadece hayal kırıklığına uğratmakla kalmamış, aynı zamanda onların maneviyatlarını diri tutacak İslam'a dönük beklentilerini, umutlarını boşa çıkarmış, enerjilerini heder etmiştir.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  776125

-