17 KASIM 2018 CUMARTESİ

'FETÖ DİNİ CEMAAT DEĞİL, İSTİHBARAT SERVİSİDİR'

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında İBB Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi'nin işgaline ilişkin davanın gerekçeli kararında, 'Ortadaki örgütün bir dini cemaat olmayıp bir istihbarat servisi olduğu açıktır.' ifadesine yer verildi.


'FETÖ DİNİ CEMAAT DEĞİL, İSTİHBARAT SERVİSİDİR'

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ15 Temmuz darbe girişimi sırasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi'nin işgal edilmesine ilişkin davanın gerekçeli kararında, örgütün dini cemaat değil, istihbarat servisi olduğu belirtildi.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Ekim'de karara bağladığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi'nin işgal edilmesine ilişkin davadaki tutuklu 7 sanıktan 5'inin ağırlaştırılmış müebbet ve 200'er yıl hapis cezası, 2 sanığın da müebbet ile 166'şar yıl hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin gerekçeli kararın yazımını tamamladı.

Mahkemenin 86 sayfalık gerekçeli kararında FETÖ'nün kuruluşu ve yapılanmasına yer verildi.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in 1970'lı yıllardan sonraz dini motifleri istismar eden bir yapılanma içerisinde hareket ettiği, 13-18 yaş grubundaki öğrenciler ve genç kesim üzerinde yoğunlaşarak görüşlerini ulaştırdığı sempatizan grubuyla bu örgütü kurduğu anlatılan kararda, Gülen'in dönemsel iktidar dengelerini okuyarak siyasi partilerden özerk kalmaya özen gösterdiği, "din, siyaset ve para" üçgeninde etkinliğini artırarak örgütünü geliştirdiği kaydedildi.

Kararda, 1990'lı yılların başından itibaren yurt dışına açılmaya başlayan örgütün, hızlı büyümeyle kısa zamanda dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösterir hale geldiği ifade edilerek, 21 Mart 1999'da sağlık sorunlarını gerekçe göstererek ABD'ye giden Gülen'in aralarında eski CIA Yöneticisi George Fidas, eski CIA Ajanı Graham Fuller, eski CIA Ajanı ve eski ABD'nin Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz'in de bulunduğu 27 kişinin referans mektupları sayesinde burada oturma izni aldığı kaydedildi.

"Gülen, Pensilvanya'da CIA korumasında"

Gülen'in, Pensilvanya'da CIA koruması altında ikamet ettiği ve örgütü de buradan yönettiği belirtilen kararda, örgütün, devlet modeline paralel bir yapılanmayla gizlice başta siyaset, mülkiye, adliye, askeriye ve emniyet olmak üzere devletin tüm kılcal damarlarına sızarak yasama, yürütme ve yargıda kadrolaşarak teşkilatlandığı dile getirildi. Kararda, Gülen'in konuşmalarından alıntılar yapıldı.

Kararda, örgütün sadece Türkiye'deki değil, yapılanmaya gittiği her ülkedeki anayasal rejimleri değiştirmeyi hedeflediği anlatılarak, Gülen'in amacına ulaşmak için örgüt üyelerine, anayasal müesseselerdeki güç dengesini lehlerine çevirinceye kadar "esnek ve iki yanlı olma", "sivrilmeden can damarları içinde dolanma", "gizlenme", "varlığını fark ettirmeme" şeklinde tanımladığı "tedbir" stratejisini uygulattığı aktarıldı.

Bu strateji doğrultusunda örgüt üyelerinin tespit edilmelerini engellemek için "kod" isimler kullandıkları, dışarıya karşı "dindar değil" imajı oluşturmak için özel çaba gösterdikleri belirtilen kararda, şu tespitlere yer verildi:

"Eve-lojmana herkesin görebileceği şekilde alkollü içkilerle gelerek, bunu lavabo veya banyoya boşalttıktan sonra boş şişeleri akşamdan kapı önüne herkesin görebileceği şekilde koyarak 'alkol kullanıyor' intibası uyandırmaya çalışmışlardır. Çocuklarına, doğrudan dini bir anlam çağrıştırdığı yönünde toplumsal algı bulunan (Muhammed, Ebubekir, Enes, Hacı vb.) isimler koymaktan özellikle kaçınmışlar, bu isimleri taşıyanlar mahkeme kararıyla adlarını değiştirme yönüne gitmişlerdir. Örgütün ilk dönemlerinde başı kapalı bayanlarla evlenen örgüt üyelerinin kamuya girdikten sonra eşlerinin başını açtırdıkları, eşleri bunu kabul etmeyen örgüt üyelerinin boşanarak başı açık örgüt üyesi kadınlarla evlenmişlerdir. Bu davranış biçimleri örgüt üyelerinin örgütsel kimliklerini saklama ve farklı bir kişilik algısı oluşturmaya dönük çabalarının açık kanıtıdır."

''Örgüt içinde 'Ru be ru' görüşmeleri yapılıyordu''

Gerekçeli kararda, örgüt içi haberleşmede "Ru be ru" olarak adlandırılan yüz yüze görüşmenin tercih edildiği belirtilerek, bunun mümkün olmadığı durumlarda kurye ve dijital aygıtlar üzerinden özel olarak geliştirilmiş kripto yazılımlar (ByLock vb.) kullanarak, özel not göndererek, internet ağı, sosyal medya veya basın yayın organları üzerinden kimliği gizleyen yazılımlar tercih edilerek haberleşildiği kaydedildi.

TSK imamları ile TSK mensubu örgüt üyeleri arasındaki haberleşmede "yüz yüze görüşme yapma", "buluşma yerine sinyal verici cihazla gitmeme", "telefon vb. dijital aygıtlarla iletişim kurmama" prensiplerine uyulduğu dile getirilen kararda, üyelerin, telefonla iletişim kurma zorunluluğunun bulunması halinde kamuya açık alanlardaki kulübelerden iletişim kurdukları bildirildi.

Kararda, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda kamu ve kuruluşlarına sızan ve kendini gizleyen mensuplarının, yürüttükleri kamu görevi gereği elde ettikleri bilgi ve belgeleri kurum dışına çıkartarak örgüte aktardıkları anlatılarak, şöyle devam edildi:

"Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan örgüt mensuplarının, personel hakkında din, dil, ırk, siyasi düşünce, etnik köken ve mezheplerine, örgüte bağlılık derecelerine göre fişleme yapmışlar, kişilerin zaafları ve kötü alışkanlıkları kayda alınmıştır. Bu kayıtlar, her bir kamu kurum ve kuruluşunun birim sorumluları tarafından örgüt üyelerinden temin edilen bilgiler sentezlenerek tutulup bir üst sorumlu aracılığıyla örgütün veri havuzuna aktarılmıştır. Devletin resmi makamlarında bulunan her türlü gizlilik içeren bilgi, belge ve kayıtlar, kamu personeli hakkında yapılan fişlemeler, o kurumda çalışan örgüt üyeleri tarafından örgütün birim ve bölge sorumlularına ulaştırılmış, bilgi havuzunda toplanan bu tür veriler örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda kullanılmıştır. Örgüt liderinin tedbir diye tanımladığı gizlilik stratejisi, terör örgütleri ve istihbarat servislerince uygulanan ve istihbarat literatüründe İKK (istihbarata karşı koyma) olarak adlandırılan koruyucu güvenlik tedbirlerindendir. Örgüt liderinin belirlediği strateji çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarına sızan örgüt üyelerinin, yine istihbarat literatüründe espiyonaj ve kontraespiyonaj olarak tanımlanan teknikleri kullanmaları göz önüne alındığında, ortadaki örgütün bir dini cemaat olmayıp bir istihbarat servisi olduğu açıktır."

"Gülen subliminal mesaj verdi"

Fetullah Gülen'in, üyelerine örgüt yararına olmak kaydıyla gerektiğinde her türlü büyük günahı (intihar-canlı bomba olma, öldürme, zina, hırsızlık, soru çalma, devlete isyan, yalan yere yemin, rüşvet verme vs.) dahi işleyebilecekleri yönünde subliminal mesaj verdiği belirtilerek, Gülen'in, örgüt yararı için "hakim de avukat da kiralanabileceğini" söyleyerek bu yönde örgütsel bilinç aşıladığı kaydedildi.

Gerekçeli kararda, FETÖ elebaşısı Gülen'in "mehdi, mesih, kainat imamı" olduğu inancı etrafında şekillenen, sadece liderin bilip (rüyalar yoluyla) erişebildiği tartışılmaz yasaların varlığına inanılan kendine özgü bir inanç ve ideolojisi olduğu belirtildi.

Lojistik Destek Merkezi'nin işgali

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi'nin konumu ve stratejik öneminin anlatıldığı kararda, kalkışmanın yaşandığı 15 Temmuz günü, sanıklar eski Binbaşı Özgür Araz, eski Yüzbaşılar Muhammed Hayretin Şahin, Yavuz Selim Dayi ve Levent Güngör'ün Kara Harp Akademileri Komutanlığı'nda öğrenci subay olduğu kaydedildi.

Sanıkların akademide "başhoca" olarak bilinen ana dava sanıklarından eski Albay Ahmet Zeki Gerehan'dan talimat aldıkları ifade edilen kararda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi'ne gitmekle görevlendirilen Yavuz Selim Dayi, Muhammet Hayrettin Şahin ve Levent Güngör'ün, Özgür Araz komutasına verilecek alay personeliyle binayı ele geçirdiği, öncelikle iş yeri personelinin telefonlarının toplandığı, darbe teşebbüsüne katılan birliklerin yemek ihtiyaçlarının karşılanması için 10 bin kişilik yemek çıkartılması yönünde talimat verildiği anlatıldı.

Araz'ın sanık Ayhan Bağdat'ın emri altında bulunan erlerle birlikte bina çevresinin kuşatılması talimatını vermesi üzerine askerlerin saat 22.13'te binanın çevresinde bahçeyi çevreleyen duvar dibine sıralı halde konuşlandığı ve mevzi aldığı dile getirilen kararda, Özgür Araz'ın erlerin başındaki Ayhan Bağdat'ın yanına gelerek "Polis gelirse sıkın" şeklinde emir verdiği aktarıldı.

Karar

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanıklar, eski Binbaşı Özgür Araz, eski Yüzbaşılar Yavuz Selim Dayı, Muhammed Hayrettin Şahin ile Levent Güngör, Üsteğmen Ayhan Bağdat'ın "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 18 kişiye karşı ayrı ayrı "cebir ve şiddet kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak" ve benzer suçlardan toplam 200'er yıl hapis cezası verdi.

Heyet, Mehmet Türkmen Seyhan ile Fatih Alkan'ı da "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçundan müebbet ile çeşitli suçlardan da 166 yıl 8'er ay hapisle cezalandırdı.

Yorum Yaz

  227138

-