26 MAYIS 2019 PAZAR

Yunus Ekşi

FİNANS SİSTEMİNİN HİÇ Mİ SUÇU YOK?

Yunus Ekşi

Türkiye genelinde işsizlik on beş ve daha yukarı yaştakilerin 2019 Ocak döneminin geçen yılın aynı döneminde, 1 milyon 258 bin kişi artarak 4 milyon 668 bin kişiye ulaştı. İşsizlik oranı, % 3,9 artarak % 14,7 seviyesine ulaştı.

İstihdam, % 1,9 puan düşüşle 872 bin kişi azalarak, 2019 Ocak bir önceki dönemine göre 27 milyon 157 bin kişiye düştü. Bu işsizliğin işi olanları da nasıl etkileyeceğini önümüzdeki aylarda göreceğiz.

Verilen rakamlara göre, genç işsizlik 2018 de oranı % 19,9 olup, 2019 Ocak ayında ise % 26,7 oldu.

Enflasyon, tarım sektöründe yapılması gereken finansal yapısal çözümler (faizsiz biçimde % 100 tarım desteği) için adım atılmadığından dolayı, tarım sektöründe de işsizliğin arttığını görüyoruz.

Tarımda çalışan sayısı 345 bin kişi azaldı. Bu tarımsal üretimdeki azalma doğal olarak üretim azlığına, oda enflasyonist bir baskıyla fiyat artışına neden olacak.

İmalat sanayinin üretimini sağlayan yarı mamuller, bir yönü ile de üretimle zaten ithalatı besliyor. Yani ihracat yapabilmeniz için, ihraç ürünlerinin oluşmasında ihtiyaç duyduğunuz ara mamulleri ithal ederek yapabiliyorsunuz. Bu dış ticarette bir bağımlılıktır.

Türkiye'nin temel üretim anlayışı sorunlarından bir tanesi de üretim kalemlerinde tam bağımsız yerli bir üretim tedarik zincirinin oluşmasıdır. Bunun gerçekleşmesi için temel bir değerler dizisi değişiminin olması şarttır.

Mevcut eğitim biçimi direk üretim anlayışına yansıdığı için öncelikle eğitimde ciddi bir reform hareketi ile hem tarım hem sanayi sektörlerinin insan gücü kaynağı yeni bir milli değer sayımla kurgulanmalıdır.

Bu işin önemli bir tarafıdır. Bütün siyasi kaygılardan uzak,  uzun vadeli olarak ‘'eğitimde yeni bir kalkınma modeli'' kurgulanmalıdır.

Sanayideki üst üste üretim kapasitesinin daralmasının uygulamadaki nedenlerinden olan düşük kur etkisi, ihracat yapmak için ihtiyaç duyulan yarı mamul bağımlılığı, ihracatı da ithalata bağımlı hale getirmiştir. Bu açık ekonomilerde ticari bağımsızlığı kaybetmek demektir.

Şu bir gerçek ki, Türkiye'de birbirini taklit eden sisteme bağımlılıklarını, öğretileri gereği her fırsatta tazeleyen ekonomistler, işin temeli olan finansal devrimsel değişime gidilmesi gerektiğini, istisnalar hariç, cesaret ederek söyleyemiyorlar. Öğretilerinin de buna müsait olmadığını biliyoruz.

Sermaye mallarını neden üretemiyoruz?

Sermaye mallarında da (üretimde kullanılan temel dayanıklı mallar) tabloya baktığımız zaman % 7,8 gibi bir daralma olduğunu görüyoruz. Bu açıkça üretimin daha da daralacağını gösteriyor. Küçülen ve kapanan firmaların çoğalacağı açık olarak görülüyor.

Sanayideki bu daralma işsizlik artışına neden olurken, hane halkının harcamalarının da daralmasına neden olur. Bu da tüketim ihtiyaçlarının giderilemeyişi,  üretimi de daraltarak zincirleme bir ekonomik kaosa doğru zorlanacaktır. Toplam tüketimdeki bu daralma mevcut üretimdeki şirketlerin üretimlerini de olumsuz etkileyerek, maalesef zincirleme bir ekonomik kargaşa oluşacaktır.

Para kredi sisteminin başında bulunanlar, yani bankacılık sistemini elinde tutanlar, ülkenin kalkınmasına yönelik sermaye malları üretimi konusunda kredi vermekten hep imtina etmiştir. Çünkü bu uzun vadeli bir kredidir. Faizci bankalar kısa vadeli sömürü düzeneğini sever. Sermaye mallarına verilecek uzun vadeli krediler, faizli bir düzende bile üretimin dışa bağımlı oranını azaltacak ve istihdam oluşturabilecek bir nitelikte olabilir. Mevcut borca dayalı para sistemi sahipleri bunu istemiyor.

Selam ve dua ile

Yunus EKŞİ

 

YUNUS EKŞİ - TERCÜMEİHÂL

YUNUS EKŞİ DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  513426

-