15 AĞUSTOS 2018 ÇARŞAMBA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

FRENKLEŞMENİN VÂSITASI OLARAK UYDURMA DİL PROJESİ -22

Yesevîzâde Alparslan Yasa

Bu tesbîtler üzerinde, şu tavzîhle bir arada düşünmek lâzım:

Kâbus görürcesine, bir ân, mübârek ecdâdımızın bin senelik dilini beğenmeyip kendi uydurmalarına mürâîce “Öz Türkçe” diyenlerin, Târihî Türkçeyi tasfiye edip yerine, târihî derinliği, tedâîleri, zenginliği bulunmıyan, yâni Türk târihinin mahsûlü olmıyan uydurma veyâ doğru türetilmiş yeni kelimelerle ve bunlara Frenkçeden ithâl edilmiş on binlerce kelime ilâvesiyle inşâ edilmiş 100 bin kelimelik yeni bir dil (sun'î bir dil) ikame etmeye muvaffak olduklarını farzedelim… Bu takdîrde dahi, sırf bu kelime hazînesinin zenginliği, bizi millî izmihlâlden kurtarmaz. Çünki biz artık târihî Türk milleti olamayız. Böyle hâin bir ameliyatın adı ise, kültür jenosididir; millî kültürüne kasdederek bir milleti yok etmektir.

 

 

Yeni Türkiye mecmûasında (Aralık 2013/55: 937-951) neşredilen “Resmî Dilde Frenkleşme” başlıklı makalemizin “Netîce” kısmı:

1928'de hazırlanıp 1932'den îtibâren tatbîkata konan Resmî Dili Frenkleştirme Projesinin dilimizde yaptığı tahrîbatın şu beş cihetten olduğunu kaydedebiliriz:

1) Kelime yapısı. En vahîm tahrîbat, bu cihetledir. Zîrâ, bu sûretle âdetâ dilin irsiyeti (Fransızcasıyle genetiği –génétique-) bozulmuştur. Bu cihetten tahrîbatın başlıca dört vechesi şunlardır:

a) Kaidesizlik (Türkçenin değil, Fransızcanın umûmî teşkîl kaidesine göre kelime türetme, ki bu, Târîhî Türkçenin mantığının iki bin senelik üssülesâsı olan isim köklü kelimelerin türetmelikleri ile fiil köklü kelimelerin türetmeliklerini birbirine karıştırmak ve Türkçeyi temelinden yıkmak demektir);

b) –Al, -sAl, -mAn, -v, -gen gibi Fransızcadan devşirme eklerle kelime teşkîli;

c) Ön ek ihdâsıyle kelime türetme;

ç) Husûsen mürekkeb kelimelerde Fransızca söyleyişe uygun teşkîller.

2) Kelime hazînesi.

3) Telâffuz âhenginin bozulup dilin kabalaşması (ki bunun sebebi de, Ses Uyumu kaidelerinin umûmîleştirilmesi ve zevksiz Uydurmalar teşkîlidir).

4) Cümle yapısının Frenkleştirilmesi (yâni devrik cümlenin modalaştırılması).

5) Konuşma tarzında da yer yer Fransızca söyleyişin taklîd edilmesi.

Netîce îtibâriyle Türk dilini altüst etmek mânâsına gelen bu resmî ameliyâtın başlıca ideolojik mesnedi, “Güneş-Dil Teorisi” ve “Türkçülük” iddiâsı olmuştur. “Türk” kelimesi, içi boşaltılarak, İslâma zıd, fakat Avrupalılığa muvâfık bir mânâyla kullanılmış ve Avrupa'ya temessül siyâsetine kılıf vazîfesi görmüştür. Bu durumda, aslında “Türk” kelimesiyle kasdedilen “Frenkleşmiş bir Türkiyeli”dir.

Benzeri bir tâbiye, “Öztürkçe” kelimesiyle de tâkîb edilmiştir. “İnkılâb”, -“hukuk inkılâbı”, “harf inkılâbı” tâbirlerinde de müşâhede edildiği üzere- toptan değiştirme, meselâ ictimâî bir müessesenin yerine bambaşka bir müessese ikame etme mânâsına geldiğine göre, “dil inkılâbı” da, Târîhî Türkçenin, dîğer tâbirle İstanbul Türkçesinin yerine bir başka dil ikame etmek demektir. Bu ikame dile, “Öztürkçe” denmiştir. Milletin en az iki bin senelik dili beğenilmeyip onun yerine bir başka dil geçirilmek istenmiştir. Fakat, kelime bir yanıltmacadır. Gûyâ Türkçenin en öz hâli inşâ edilmek istendiği iddiâ edilirken, Türkçe, olabildiğince Fransızcaya benzetilmeye çalışılmış ve bunda da muvaffak olunmuştur.

Yalnız, burada bir husûsa dikkat etmek lâzım: Bu şekilde inşâ edilip bilhassa 1945, 1962 ve 1982 Darbe “Anayasa”ları (Esâs Kanûnları) ve “Öztürkçe”ye çevrilen (yâni harfiyen tercüme edilen) Medenî Kanûn, Cezâ Kanûnu gibi hukukî metinlerle resmî dil yapılan bu sun'î dil, resmiyette Târîhî Türkçenin yerini almış ve resmî baskı ve vâsıtalarla geniş halk kitlelerine yayılmış olsa dahi, Târîhî Türkçe mevcûdiyetini idâme ettirmektedir. O, her şeyden önce, milyonlarca sayfalık matbû metinlerde yaşamaktadır. İkinci olarak, halk arasında konuşulan Türkçe, hâlâ büyük ölçüde Târîhî Türkçeye uygundur ve hâlâ birçok muharrir ve ilim adamımız eserlerinde o dili kullanmaya devâm etmektedir. Kısaca, dilimiz, bütün zenginliğiyle, elimizin altında tekrâr resmî dil olmaya hâzır vazıyette beklemektedir. Bütün yapmamız gereken, evvelâ kendimiz örnek olarak, bütün Milletdaşlarımızı o dili kullanmaya, aksine de hiçbir Uydurma kelime kullanmamaya teşvîk etmektir. Bu meyânda bir Barbarca-Türkçe Lûgat'e şiddetle ihtiyâç vardır. Îzâhlı, misâlli böyle bir lûgat, hepimize daha fazla dil şuûru ve mahâreti kazandıracak, Barbarca kelimeler kullanmadan merâmımızı en iyi şekilde ifâde etmeyi öğretecektir. Milletimizin sînesinde gelişecek böyle bir dil şuûru,  herhâlde siyâsetçilerimizi de er-geç asıllarına rücû etmeye icbâr edecektir. En azından kanâat ve temennîmiz, bu istikamettedir.

 

 

 

 

Ğ) Sözün Doğrusu'nun Têsîri (Neden Gidişât Değişmedi?)

600 sayfa boyunca, hemen her satırda, zımnen, müellifin şu çığlığı duyuluyor:

Neredesiniz ey Türkçe sevdâlıları? [Dil fâciası karşısında, dilimizi hâince katledenler karşısında] sesinizi neden yükseltmiyorsunuz? (Bâkiler I/159)

Hakîkaten, İsrâfil'in Sûru gibi handiyse ölüyü diriltecek bir kalem kudretiyle kaleme alınmış bir kitap dahi, neden bir Târihî Türkçe hassâsiyeti meydana getirmedi, mürâice “Öztürkçe” denilen Uydurmacaya karşı halk nezdinde şiddetli bir aksülamel doğurmadı, milliyetçi Devlet adamlarını harekete geçirip Uydurmacayı Resmî Dil tahtından al aşağı etmedi?

Üstelik, “Mücâhid Kalem”in mücâdelesi, belki onlarca baskıyla on binlerce okura ulaşan bu kitapla da mahdûd kalmadı. Kitaptaki makaleleri zâten senelerce televizyon ekranından yüz binlerce seyirciye de ulaştırmıştı. Günümüze kadar da ara ara muhtelif televizyon kanallarında aynı tesbîtleri dile getirmeye, Milletimizi ve husûsen yazarlarımızı ve idârecilerimizi îkaz, hattâ inzâr etmeye devâm etti. Buna rağmen, gidişât değişmedi. Bütün dehşetiyle dil fâciası yine karşımızda duruyor…

 

 1_6 

İbretâmîz bir ithâf yazısı…

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz'ın fevkalâde emek mahsûlü ve gayet şâyân-ı istifâde olan Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi) isimli kitabının (Ankara: T: Dil K. Yl., 2003) ithâf yazısı…

Akademisyenler, üniversiteler, mektebler, bütün Devlet Kemalizmin hizmetinde…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  755691

-