24 AĞUSTOS 2017 PERŞEMBE

G20 VE PAYLAŞIM EKONOMİSİ İLE TEKNOLOJİLERİ

Antalya, 15-16 Kasım'da önemli bir toplantıya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu toplantıda G20 ülkeleri Türkiye'nin başkanlığında onuncu kez toplanacak. G20 bizim tabirimizle Gelişmiş 20 veya İngilizcesi The Group of Twenty  on dokuz ülke ve Avrupa Birliği tarafından  oluşturulan etkin bir platformdur. Türkiye'nin yanında üye olan ülkeler Arjantin, Avusturalya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Kore, Meksika, Rusya, Sudi Arabistan, Güney Afrika, İngiltere, Amerika ve Avrupa Birliği'dir. G20 başkanlığını geçen sene Avusturalya'dan almıştık gelecek senede Çin'e bırakacağız.

G20, ilk olarak 1999 yılında Asya Krizinden sonra ülkelerin ekonomi ve hazine bakanlarının bir araya gelmesiyle  doğmuş, liderlerin katılımı ile 2008 yılında daha da etkin hale gelmiştir.  Her krizden sonra bir üst organizasyona geçen G20 ile ülkelerarası katılımcılık sağlanması ve ekonomik krizlerin engellenmesi amaçlanmıştır.

Sadece devlet büyükleri arasında değil toplumun diğer atardamarları olan iş dünyasını, kamuyu, çalışanları, üniversiteleri ve gençliği hedef alan B20, C20, L20, T20 ve Y20 gibi oluşumlarıyla  da yıl boyu çalışmalar gerçekleştirir. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar tarafından  da desteklenir. 

Bu çalışmalar G20'yi yeni dünya düzeninin vazgeçilmez bir enstrümanı yapmıştır ve hedefleriyle beraber küresel ekonominin iyileşmesi için ülkelerin finansal enstrümanlarının  ve regülasyonlarının reformunun stratejisi yıl boyunca yapılan toplantılar ile sıkı sıkıya takip altına alınmıştır. Böylece ekonomiye güven tesis edilerek krizlerden etkilenmemesi sağlanmaktadır. Her ne kadar gündemde olmasının etkisiyle bir ekonomik kriz yaşanmamışsa da global ekonominin sürdürülebilir büyütülmesi bir ödev olarak ortaya çıkmıştır.  

Türkiye G20'de öncelik olarak da katılımcılık (inclusiveness), icra (implementation) ve yatırımı (investment) öne çıkarmıştır. Katılımcılık için  G20'ye dahil olmayan düşük gelirli ülkeler (LIDC) ile KOBİ'leri global ekonomiye sokmaya çalışmayı amaçlamıştır. Kararlaştırılan hedeflerin icrasını sıkı tutarak da gerçekleşmesini izlemektedir. Yatırımın stratejik artırılarak iş kaybının engellenmesinin ötesinde yeni iş alanlarının artırılması hedeflenmiştir.

Burada sürdürülebilir ekonomik büyüme için katılımcılık, katılımcılık içinse dünya genelindeki nüfusun ekonomiye bağının olması gerekiyor ki herkes katkı verebilsin.  Dünya nüfusu 7 milyardır. G20 ise bunun yüzde 64'ü olan 4 küsur milyarını kapsar.  Dünya nüfusunun yarısı olan 3 milyar kişi ise fakir olarak sınıflandırılmakta ve  günde 2.5 dolardan daha az para ile yaşantısını idare etmektedir. 1.4 milyar kişi ise günde 1.25 dolardan daha az para ile geçinmektedir. 1 milyar kişi ise günlük gıdaya uzaktır. Dünyanın fakir kesiminin yarısı da G20 içindedir.

Bu fakir kesimin önemini ve potansiyelini Türkiye kendi döneminin hedefi olarak görmektedir. Global büyümenin onları da sisteme sokarak olacağını düşünmektedir. Böylelikle daha katılımcı tepeden tırnağa herkesin ekonomiye bağlı olduğu bir dünyanın oluşması ve  büyümenin sürdürülebilir olmasını amaçlamaktadır. Ekonomiye  ve sosyal hayata bağlı nüfus etkileşimi artırır. İnsanlar etkileştikçe de tesadüfi karşılaşmalar (serendipity) artar bu da inovasyon ve girişimciliği artırır. 

G20'de ülkemizin koyduğu bu yeni hedef için öncelik bu fakir kesimin yaşamını iyileştirmek ve dünyaya bağlamaktır. Bunun hangisinin önce olacağı veya hangisinin hangisini tetikleyeceği bir tartışma konusudur. 

Burada teknoloji unsurunu göz önüne almamız gerekir. Örneğin herkesin enerjiye ulaşması bir teknoloji sorunudur. Dünya genelinde yılda heba edilen 1 ila 3 milyar ton gıdanın doğru yerlerde değerlendirilmesi de bir teknoloji sorundur. Bu sorunlara çözüm olabilecek teknolojilerde devletlerden değil kar etmeye dayalı kalp atışları olan girişimcilik ekosisteminden çıkmaya başlamaktadır.

Şimdilerde dünyada yeni bir teknoloji dalgası olarak gelişen bu dalgaya ortak tüketim (cooperative consumption) ya da paylaşım ekonomisi (shared economy) denmektedir. Kişisel arabanız ile başkalarını taşıma hizmeti veren Uber şirketi, kendi boş odanızı başkalarına kira vermenizi sağlayan Airbnb şirketi, evinize usta gibi küçük işleri bulmanızı sağlayan TaskRabbit şirketi ve kısıtlı olan doktorları internet ile herkese ulaştırmaya çalışan HealtTap şirketi  atıl kapasiteyi tekrar ekonomiye sokarak akışkan kapasite yapmaya çalışan şirketlerden önde gelenlerdir. Türkiye'de bunlara benzer sırasıyla BiTaksi, HemenKiralık, Armut ve Doktr tarzı girişimler mevcuttur.

Buradaki sorun bu girişimlerin girişimciliğin kar etme doğasından dolayı G20'nin zengin kesimleri için başlamış olmasıdır. Ama bu teknoloji trendinin daha geniş ve gerçekten ihtiyaç duyan kesimlere ulaştırılması şimdiden bir çok kurumun ve düşünce kuruluşunun gündemine girmiş gözüküyor.

Örneğin katılımcılığın artması için düşük gelirli insanların işe gidiş gelişlerinin Uber tarzı sistemler tarafından yapılması bir çok defa dile getirilmiştir.

Bu şekilde daha katılımcı şehir ekonomileri yaratmak konusunda Brookings Enstitüsünden Jennifer Bradley'in 2013 yılında Techonomy konferansında dinlediğim Metropolitan Revolution adlı kitabındaki çalışmasında bir başka örnek ise üretim konusunda 3 boyutlu yazıcıların, üretim aletlerinin paylaşımı tarzı kullanımlardır.

Kitap, toplumsal olarak paylaşmanın bir motto olarak bir yaşam biçimi haline getirilmesini öne çıkarmaktadır. Eğer bu paylaşma kültürü  toplumsal DNA'mıza işlerse teknolojinin bu hızı ile küresel bir iç dinamik harekete geçip tabandan tavana doğru herkese dokunarak herkesi ekonomik katılım için hazırlayacak bir toplumsal harekete dönüşeceği üzerinde durmaktadır.

Bu zamana kadar paylaşmanın getirdiği külfetten kaçma, paylaşmanın getireceği karizma ile yer değiştirmelidir.

Bu şekilde atıl kapasite daha verimli kullanılabilecektir. Örneğin fakir olarak tanımlanmayan üç milyar kişi bir çift fazla ayakkabı alsa dünyada ayakkabısız kimse kalmaz. Her ne kadar bu çözüm kolay görünse de ayakkabı temin edilse bile bunun ihtiyaç sahibine ulaştırılmasında büyük bir organizasyon ve taşıma problemi vardır.

Teknolojiyle belki öyle bir paylaşım sistemi kuracağız ki evimizdeki fazla ayakkabılar evimize gelen kargo şirketlerinin boş yerlerine konularak bedavaya bir merkezde toplanacak, o merkezlerin maliyeti sorunu da  belki bazı işletmelerin süreli olarak kullanmadıkları alanları tahsis etmesi ile aşılacak.

Oradan başka merkezlere başka paylaşım teknolojilerini kullanarak dağılacak ve onlar da başka bir paylaşım teknolojisi ile sınırları aşacak.

Belki konteynırların veya uçakta seyahat ederken bavulların boş yerlerini değerlendirerek taşıma yapabileceğimiz bir sosyal ağ geliştirilecek ve gittikleri ülkelerde bunun gibi başka teknolojilerle ihtiyaç sahibine ulaştırılacak. Yani İstanbul'da ayakkabılıkta kullanılmayan bir ayakkabı belki yanımızdaki bir kişiye ya da Uganda'daki, Burkina Faso'daki veya Haiti'deki bir ihtiyaç sahibine tamamen bedavaya ulaştırılabilecektir.

Bunun için bu teknolojiler yanında neye gerek var diye sorarsak elbette internet diyebiliriz. Dünya üzerindeki herkes internete bağlı olmalı ve ihtiyaçlarını veya verecekleri hizmetleri sunan sosyal ağlara dahil olmalıdırlar.

 

Şu anda dünya nüfusunun üçte  ikisinin  yani beş milyarının İnternet bağlantısı bulunmamaktadır. Sebebi herkese yaygınlaştırmak için teknolojinin pahalı olmasıdır.  İdealler ise 5G ve ötesinde dünya yüzeyinde yaşayan insanların internete bağlantısının ötesine makinelerin bağlantısına doğru ilerlemektedir.

Peki yine bu teknolojik atılım gelişmiş ülkelerin içerisinde mi olacak yoksa artık bütün herkesi mi kapsayacak? Bu sorun her ne kadar ülkelerin küresel politikalar konusunda sorunu ise de sıradan internet sayfası olarak bazıları tarafından görülen Google ve Facebook gibi şirketlerin de sorunudur.

Artık onlar da ulaşabilecekleri kişilere ulaşmış devletlerin internet hizmetini yaygınlaştırmasını beklemeden kendi bünyelerinde yenilikçi haberleşme teknolojileri çıkararak herkese ulaşmak için yatırım yapmaya başlamışlardır.

Google  Loon projesi ile  32 km yükseklikteki atmosfer katmanlarına balonlar göndererek bütün dünyayı kablosuz haberleşme ile kapsayacak proje üzerinde çalışmaktadır. Böylelikle herkese en az 3G hızında bedava internet bağlantısı sağlayarak geri kalan kesimi  sisteme bağlamayı amaçlamaktadır.

Facebook ise bünyesinde haberleşme laboratuvarı kurmuş ve buradan çıkan ilk ürün ise interneti gökyüzünde güneş enerjisi ile seyahat ederek dağıtacak insansız hava aracı (drone) olmuştur. Hatta Facebook kurucusu Mark Zuckerberg internet.org adlı sosyal bir dernek de kurarak herkese internet hareketini başlatmıştır.

Elbette, burada Google'ın ve Facebook'un bu harcamaları yapmasının piyasa ekonomisinde de bir sebebi vardır. Aksi halde kendi yatırımcıları da izin vermez. Bu kesimlere ulaşarak Google dünyanın tek arama motoru olmayı, Facebook da tek sosyal ağı olarak monopol olmayı amaçlamaktadır.

Aksi halde kaygan bir zemindedir ve ayakta kalmak için olası rakiplerini satın almak için harcama yapmak zorundadır. Bu atılım ile geri dönülmez olmayı ve bütün reklam gelirleri dahil para hareketlerini üzerlerinden geçirmeyi hedeflemektedirler. Bir üst katmandan bakarsak da Facebook'un yatırımcılarının yatırımcısı! olan Amerika devleti dünyayı kendi üzerinden geçen dijital ağlara bağlamayı amaçlamaktadır.

Bir taraftan fakirlik son bularak dünya genelinde insanlık kademeler atlayacak bir taraftan da başarılı olunursa bu şirketler kendi bulundukları ekonomiyi daha da güçlü hale getirecektir. Burada ABD'nin ARGE'yi artık özel şirketler tarafından yapmasını da not etmemiz gerekir. Çünkü bu tip riskli ARGE masraflarını hükümetlere bağlı ARGE kurumlarında yapmak yerine özel girişim şirketlerinde daha etkin insan sermayesi ile sübjektif ve hızlı kararlar alınarak yapılması yepyeni bir ARGE yöntemi olarak kendini göstermektedir. Devletler bunun için kendi içlerinden dolaylı olarak star kişi ve şirketler yaratmaktadırlar.

Paylaşma kültürünün doğası olan Kurban bayramı yaklaşırken, komşusu siftah etmeden kendisi siftah etmemek iliklerine işlemiş Ahilik kültürünün parçası olan bizlere paylaşım ekonomisi uzak değildir.

Uzaktaki komşuları da içine alacak dijital platformlara dünya genelinde bir açık vardır. Kendi etrafımızda toplanan yardımları eski yöntem taşımak yerine bu yardımları devlet öncülüğünde yeni dağıtım teknolojilerine yatırımda kullanmanın öncüsü olabiliriz. İyi icra edilirse ileride herkesin yardımlarını dağıtır hale gelen monopol platformlar oluşturabiliriz.

Bunun yanında yaklaşan G20 için, nüfus sıralamasını dijital dünyadaki sosyal ağları da ekleyerek tekrar düşünürsek 1. Google (Günde 3.5 milyar arama), 2. Facebook (1.5 milyar günlük aktif kullanıcı), 3. Çin (1.3 milyar kişi), 4. Hindistan, 5. Tencent, 6. WhatsApp, 7. Amerika, 8. Endonezya, 9. Linkedin, 10. Twitter sıralamasını buluruz.

Her G20 başkanının birden fazla misafir ülkeyi foruma davet etme hakkı da vardır.  Türkiye misafir ülke olarak belki herkese internet çalışmaları ve dijital dünyanın nüfus liderleri Google CEO'su Larry Page ve Facebook CEO'su Mark Zuckerberg'i de devlet başkanı statüsünde davet ederek fark yaratabilir. Böylece yeni dijital dünyaya da Türkiye'den teknoloji mesajını vermiş oluruz ve bu ritüel belki kalıcı da olur.

DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  908135