28 MAYIS 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

GAZETECİ VE AYDINLARA DEVLET TERÖRÜ

Hüseyin Yağmur

1938'de yönetimi devralan İnönü başkanlığındaki Milli Şeflik Rejimi'nin kırsal kesimlerde yaşayan düşmanları daha ziyade muhafazakar köylü vatandaşlar iken, şehirlerde düşman konseptinin içini rejime muhalif aydınlar doldurmaktaydı. Her kesimden ve düşünceden fikir üreten, şiir ve yazı yazan ancak rejime bir türlü angaje olmayan aydınlar, Şeflik rejiminin boy hedefi olmuş, ağır saldırı ve tecavüzlere uğramışlardı.

 Devrin o günkü siyãsî ve fikri atmosferi içersinde daha ziyade sol kulvarda bulunan aydınlar, Şeflik Rejiminin boy hedefi olmuşlardı. O günlerde “Sol fikirli aydınlara uygulanan baskı ve işkence günlük hãdiselerdendi” (Sertel Sabiha,1987:373).Çünkü “O günün şartlarında rejim için en kolay ve tesirli yol, sol aydınları tepelemek gözüküyordu” (Tanju,1996:17).

 Bu anlayış istikametinde devrin sol çizgide yer alan edebiyat ve fikir adamlarına karşı sistemli bir yıpratma ve baskı rejimi uygulandı. Devrin aydınları “Abdulkadir Gölpınarlı ve Adnan Berk tıpkı katiller gibi ellerinde kelepçeyle Galata Köprüsü'nden yürütülerek” (Bilim Ütopya,2002) mahkeme salonlarına yargılama için götürülüyorlardı.

 Bir kısım aydının ne yaptığı ise polisler tarafından adım adım takip ediliyor, fişlenerek kayıt altına alınıyordu. “Nazım Hikmet, Şevket Süreyya, Vedat Nedim, Burhan Belge bunlardan bazılarıydı” (Vanu,Tarihsiz:147).

Rejimin polis gücü tarafından fişlenerek takip edilen sol aydınların bir kısmı Ankara ve İstanbul'da bazı üniversitelerde öğretim üyesi olarak vazife yapan şahıslardı.“Esasen bunlar Sol Kemalist olmalarına” (Uyar,1999:191). rağmen Rejim'in tarassutundan kendilerini kurtaramıyorlardı.

 Ankara Dil Tãrih Coğrafya Fakültesi'nde vazife yapan Niyazi Berkes, Behice Boran, Pertev Boratav, Mehmet Ali Aybar, istenmeyen adam ilan edilmiş, “Yürütülen sistemli baskılar neticesi üniversitedeki kürsülerinden uzaklaştırılmışlardı” (Tanju,1996:16).

 Polisin hışmına uğrayan bu şahıslar kurtuluş çaresini yurt dışına çıkmakta bulmuşlardı. “Muzaffer Şerif, ABD'ye, Pertev Boratav Fransa'ya, Niyazi Berkes Kanada'ya yerleşerek buradaki fakültelerde görev almışlardı” (Sertel Zekeriya,1968:245).

 Polis devletinin hedef tahtasında bulunan önemli noktalar arasında Tan Gazetesi ve Resimli Ay Gazetesi ile yıllardır rejime karşı demokrasi mücadelesi vermiş Sertel ailesi yani Zekeriya ve Sabiha Sertel çifti  de bulunuyordu.Gazeteleri CHP iktidarının bir provokasyonuyla yerle bir edilen Sertel ailesi evlerinin içi de dahil olmak üzere takip ediliyorlardı. Polis, bazı ajanlarını Sertellerin aile sohbetine sızdırmıştı. “Ajanlar, Sertellerin evindeki dost sohbetlerinden ayrılmıyorlardı” (Sertel Zekeriya,1968:272).

 Zaman içerisinde baba Sertel bu polisli hayata o kadar çok alışmıştı ki, “Saklayacak bir şeyimiz yok.Gelsinler,görsünler' şeklinde umursamaz bir tavır izlemeye başlamıştı”(Sertel  Yıldız,1990:40).

 Ancak Sertellerin genç kızı açısından her şey bu kadar kolay değildi. “Sokağa çıktığı zaman arkasına takılan, ağaçlıkların arkasından yahut ayakkabı boyacısı kılığıyla takip edilen ailenin genç kızı bütün bu baskıyı göğüslemekte bir hayli zorlanıyordu” (Sertel  Yıldız,1990:103).

 Tarassut altındaki sol aydınlardan biri de Sertel ailesinin yakın dostu Vâlâ Nureddin idi. “Vâlâ Nureddin muhalif olmasının bedelini 40 yaşından sonra Konya'da askerliğe gönderilerek ödemişti” (Tanju,1996:10).

 Rejimin bir başka hedefi devrin ünlü şairi Nazım Hikmet idi. “Polis tıpkı bir gölge gibi Nazım'ın arkasında dolaşıyordu. Maksatları bir yanlışını bulup onu hapse atmaktı. Bunu başaramayınca Nazım'a bir suikast düzenlemeye karar verdiler. Nazım'ı kaza süsü verilmiş bir saldırıyla ortadan kaldıracaklardı” (Sertel Zekeriya,1968:297).

 Sonunda Nazım, ‘askeri öğrencileri isyana teşvik' suçu şeklinde bir yakıştırmayla hapse konuldu. Cezasının miktarı olan 38 yıl, katillere verilen cezadan daha fazlaydı. Nazım uzun süre Bursa Cezaevi'nde gün doldurdu. Bu sırada yurt içinden ve dışından çok sayıda kişi ve müessese Nazım'ın serbest bırakılması için hükümete baskı yapıyordu.

 Tüm bu baskılara rağmen Hükümet, Nazım için bir af çıkarmaya yanaşmıyordu. “Nazım'ın annesi Celile Hanım boynuna bir tabela asarak köprü üzerinde dolaşıyor, oğlunun salıverilmesi için yalvarıyordu” (Sertel  Yıldız,1990:140).

 Rejim tarafından cezalandırılan sol aydınlardan biri de Mihri Belliydi.“O günlerde polis müdürlüğü olan Sansaryan Han'ın bodrumundaki lağım künkleri arasında gözaltında tutulan Mihri Belli, borulardan sızan pis sular ve pireler arasında”  (Belli,1989:234). gün saymıştı.

 Solcu aydınlar üzerinde uygulanan baskı, tam bir faşizm rüzgarı olarak üniversitelerde de esmeye devam ediyordu. Velidedeoğlu, o baskıcı günlerden bir hatırasını şöyle anlatır: Millî Eğitim Bakanı, Üniversitelerarası Kurulu Ankara'da toplantıya çağırdı. Bu Kurul, Bakanın başkanlığında rektörler, Senato temsilcisi olarak profesörler ve İstanbul ve Ankara'daki bütün fakültelerin dekanlarından oluşurdu. Ben İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı olarak katılıyordum. Başbakanlık binasına çıktığımızda, bizleri doğruca Bakanlar Kurulu salonuna aldılar. Az sonra gelip yerine oturan Başbakan Hasan Saka sakin görünmeye çalışıyor idiyse de, parmaklarını düzenli aralıklarla masaya vuruşundan, çok sinirli olduğu anlaşılıyordu. Rektör Onar'a yönelerek: «Ankara'mıza hoş geldiniz, bütün arkadaşlarınızı selâmlarım» dedikten sonra hemen Millî Eğitim Bakanına dönüp: «Reşat Bey, şu mesele nedir bakalım bir anlatın» dedi. «Sayın Başbakanım» diye söze başlayan Bakan, o sabah Üniversitelerarası Kurul toplantısında bizlere söylediklerini uzun uzun ona da anlattı ve sonunda bu üç doçentin Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesinden uzaklaştırılması gerektiğini bildirdi. Başbakan: «Eee bu durum karşısında zaten başka da çare yok» deyince, Onar söz alarak, Kurul toplantısında Millî Eğitim Bakanına söylediklerini, hemen hemen olduğu gibi, Başbakana tekrarladı.Bunun üzerine Hasan Saka sert bir sesle: «İşin öyle uzun boylu soruşturma yapılmasına ve bir rapor düzenlenmesine, yani medreseye dökülmesine tahammülü yok. Meclis isterse üniversite özerkliğini de kaldırır.” Demişti (Velidedeoğlu;1977:307-308-309-310).

 Başbakan Hasan Saka, Meclis'te Üniversite özerkliğini kaldırtamamış fakat üç solcu akademisyene ait kadroyu üniversiteden ayırmak için yasa çıkartılmıştı.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

-

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  877338

-