23 EKİM 2017 PAZARTESİ

Altan Çetin

GDO, TOHUM, TARİH

Altan Çetin

Hayat tohumdur.

Tarlamız, insanlarımız, suyumuz, güneşimiz, alet edevatımız olsa da eğer tohumumuz yoksa beyhude ürün bekleriz. İnsanın, sonsuz döngüyle arasında kurduğu bağın maddi unsuru olarak varlıkta sürekliliğin esası da buna istinat eder.

Sosyal hayatımızın bu manada sürdürücüsü tarihtir. Bir toprağı vatan, bir insan topluluğunu millet, sair tüm imkânlarımızı bir “sebeb”e ve “yer”e bağlayan şey tarihtir. Sürekliliğin teminatıdır. Tarihi olmayanın varlığı, şahsiyeti ve izi de olamaz.

Nurettin Topçu vatan anamız, tarih babamız derken tam da ifadeye çalışılan hususa temas eder. Anavatanda tarihimizle kimliğimiz teşekkül eder. Milli hayat, milli vatanda milli tarihle gelişir, devam eder.  

Tarih tohumdur.

Tarihin çerçevesi içinde 3D hayati ölçüde önemlidir. Dil, din ve devlet. Tarihi süreç içinde kendi yerini, şahsiyeti ve gelecek yaklaşımını düşünen insan için bu üç başlığa dair verdiği cevaplar kimliğini tayin eder. Tarihe muhtevasını kazandıran da bu noktada durulan yerdir. Tarihin içinden “Türk” kelimesini çıkardığımızda tohumun neliği/kimliği meselesi ortaya çıkar.

Fasulye yerine mısır ektiğimiz yerden beklenen ürünün çıkmayacağı aşikârdır. Bu bakımdan Türk Milleti, süreçte Türk tarihi ile vatanda teşekkül etmiş topluluktur. Dili Türkçedir. Dini İslam'dır. Devleti ise nizam-ı âlem esasında süreklilik bağlamında binlerce yıldır süren Türk Devletidir.

Bu üç ayak üzerinde teşekkül eden bir zihin Türk Milletinden olduğunu idrakle âlemde yerini bulmuş olur. Milli mektep, milletin mektebi olarak bu esaslar üzerine müstenit bir şahsiyeti arar ve yetiştirir.

Düşünce tohumdur.

Âlemde yerini bulan insan, düşünen bir varlık olarak, bahsedilen esasları felsefe, sosyoloji, sanat açısından şekillendirerek kendi varlık çerçevesinin otantik sınırlarını çizer.

Tohumun gelişmesi ve meyveye durması için nasıl tarım düşüncesine, toplumuna, su ve güneş gibi katkılara gereksinimi varsa bu manada millet tohumunun neşv'ü nema bulması bu anlamda var edici 3D'sinin bahsedilen çerçeveler içinde varlık, bilgi ve ahlak boyutuyla yerine oturtulması ile mümkündür.

Bu bakımdan klasik zaman ve modern asırlarda Türk felsefesi, sosyolojisi ve sanatı bu açılardan yükseldiğinde medeniyet kadrosu haline gelen Türkler kurdukları müteselsil umranlarla kültürel sürekliliği ve medeniyet içerisindeki yerlerine katkı manasında mefkûreleri bağlamında hareket etmişlerdir.

Düşüncenin büyük ırmağına kovasını daldırıp kendi dünyasını kuramayıp, toplumsal gerçekliklerini bu bağlamda bir zemine kavuşturamayan ve bu noktada bir ahlak ve estetik oluşturamayan bir yapı için eldeki tohumun yeşerip büyümesi muhaldir. Ahmet Yesevî ocağında yanan çerağ, bahsedilen noktada tarihi tecrübemizin izinde, gelecek adına, dilimizin dinimizle imtizacı ile devletin hareketleri sonucunda Osmanlıya varan süreçteki gelişmeler ile bize ilham verir.

Tohum sürekliliktir.

Türkçemizin Orhun Abidelerinden bugüne varlığımızın evi olan sürekliliği, İslam'ın Türkistan'daki tohuma sağladığı muhteşem neşet kabiliyeti ve devletimizin ebed müddet çizgiden binlerce yıllık yürüyüşü içinde milletimiz Türkiye'de nihai olarak şeklini almış ve kendi geleceğine doğru yürümektedir.

Tohumun toprakla buluşup gelişme kabiliyeti kadar tohumu toprağa atacak düşünsel gelişmişliğin de bir o kadar önemli olduğu asla unutulmamalıdır. Türk milliyetçiliğinin bu manadaki tarihi işte bahsedilen bu unsurları düşünmek ve anlamanın tarihidir. 

Merhum Osman Turan Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi adlı eserinden bu manadaki milli hayatımızın tohumdan sonsuza giden yolcuğunun enfes bir resmini idrakimize sunar. Bu bakımdan bu ülkeye dair milli ve yerli her zihnin olmazsa olmaz müracaat etmesi gereken esas menbalardandır.

Nurettin Topçu'nun felsefe, Erol Güngör'ün sosyoloji boyutuyla bu manada ortaya koydukları aynı bağlamda değerlendirilmelidir.

Süreklilik gelecektir. Varlığımızın evi olan tarihimiz geleceğimizin de garantisidir. Hayat, tarih ve düşünce ile harekete geçtiğinde mazinin ilham yüklü mevcudu günün malumu olarak süreklilik sağlanır.

Bunun aksi GDO (genetiği değiştirilmiş organizma)'lu tohum nasıl bedenimize/toprağa zararsa GDO (gerçekliği değiştirilmiş olay)'lu tarih de vatanı/milli hayatımızı zehirler.

Nesneleştirmeden nesnelleştiren tarih hayata değer katar. Öznelleştirmeden özneleştiren bir tarih hareket sağlar.  Nesneleştiren öznellik insanı kendi maslahat dünyası içine hapsederken, nesnelleşen özne dünyaya maslahat/fayda için yaşar. Değersiz hareket beyhude bir gayret iken, hareketsiz değer beyhude olan bir potansiyeli ifade eder.

Hibrit/kısır tarih ile cafcaflı görünse de, “nesneleşen öznel” bağımlı zihinlere sahip olunur, organik tarih ise ağırbaşlı, mütevazı ve hür “nesnel özneler” var eder. Gelecek tohumda meknuzdur: GDO'ya dikkat.

Vesselam…

 

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  134894