5 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

GEÇ AMA GÜÇ DEĞİL

Elif Sönmezışık

İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminde dünya, uzay çağını tetikleyen bir gerilime sürüklenmişti. Takip, istihbarat, komplo, tuzak, küreselleşme, pasif yönetim, iç savaş, kripto, casus kelimelerinin dijital teknolojiyle diplomatik paranoyaya dönüşmesi macerası da böyle gelişti.

Onun için dünyada yankı bulan iyi-kötü her meseleye yaklaşımlarımızda bir miktar tereddüt oluşmuşsa ve bazılarımız komplo meselesine biraz daha fazla kafa yoruyorsa bolca aldanarak kendini aldatmak fikrinden usanmışlığımızdandır. Hele ki savaş makinesi Batı'nın ne yapmaya çalıştığını az çok anlamışsak kafa karıştıran, uyuşturan bol pembeli bulutlardan çoktan inmişizdir. “Resmî” kostümüyle dayatılan tarihî safsatalardan da sıyrılmak azmindeyizdir hiç olmazsa.

Neticede hakikati arama fikri kalbimize düşmüştür. Uyanan fikirler de kolay kolay uyumaz.

Halis niyetle hakikat arayışın sürdüren insanın kimseye zararı olmaz. İçinde bulunduğu âlemde el yordamıyla sürdürdüğü anlama çabası, en azından fıtratına yaklaştırır. Dünyanın bütün varlığıyla koştuğu bitişe ne kadar yaklaştığına ve bu gidişatta insanlık seviyesinin hiç düşmediği kadar düştüğüne tanıklık ettiğinde yaşadığı gönül yorgunluğu ile ancak böyle başa çıkabilir zaten.

İnsan böyle bir dünyaya kapılmayıp direniyorsa ve sorguluyorsa, bu hep içinde taşıdığı Yaradan kudretine tutunmuşluğundandır.

Bu toprakları bereketlendiren, feyzi binyıla yayılan Yunus Emre de Yaradan'ın kudretine tutunmuşlardandı.

İsimden öte bir devir, bir ekol, bir çığır, bir rehber, bir anlayış ve anlatıştır Yunus. Parçalanmıştan doğan karmaşa yüzünden bugüne has anlama ve anlatma güçlüğünü, gönlü yormayan sadeliği ile teskin edebilir.

Yunus Emre ve şiirinin kuşatıcılığını misal olarak sunmanın ve eğitime adapte etmenin önemli olduğu bir zamandayız.

Gerilimi, savaşı, zıtlıkları, parçalanmışlıkları, düşmanlıkları, acımasızlığı, hissizliği artan; derinliği giderek azalan, manadan uzaklaşıp maddeye yönelen ahalinin emsal insanların irfanına ihtiyacı var.

Mevlana Hazretleri, “aşk” demeseydi manevi meselelere tuhaf şekilde yalnızca romantizmle ikna olan Batı kanatlı zihniyetle tanışabilir miydi, bilinmez… Ama çoğunluk yalnızca ismen ve “imaj” giydirmelerle andı bu büyük veliyi.

Yunus Emre'yi ise uluslararası camiada daha çok entelektüel araştırmacılar sahiplendi ve bir ölçüde doğru kimliği ile ona hayranlık duydular. Popüler kültüre adapte edilmesi kolay değildi. O yüzden herkesin, Yunus'u “kendince” tanıma ve yakıştırdığı sıfatla anma özgürlüğü saklı kaldı.

Tasavvuf ile olan bağı ile şiirin çok ötesinde bir derdi olduğunun mısralarından anlaşılması, bugün için zor iş. Yalnızca şiirinin mükemmelliği ile değil, entelektüel ve sosyal manada anlaşılması ve anlatılması gerekiyor.

Ne şair olmak, ne de mükemmel şiiri yakalamak için yazmadığı hâlde, mısralarının şiirden onun da şairden çok daha fazla oluşu, bu ülkede her kesimin kabul ettiği nadir kanaatlerden biri. Zaten bunu yapabilmekten alıyor gücünü de.

Birçok tespit ortaya koydu ki Batı hükmetme gücünü kültürel dönüşümler sayesinde kazandı. Aslında bu meselenin yüzyıllara yayılan uzun bir hikâyesi var. Ama İkinci Dünya Savaşı bitimi ve Soğuk Savaş dönemine girişle birlikte medya iletişimi sayesinde sistemli ve çok hızlı gerçekleşti bu dönüşümler. Her toplum kendine uyarlanmış bir sistematik akışla muhatap oldu. Dönüşümün hızı tıpkı zaman akışı gibi fark ettirmeden çoğalıyordu.

Bu hız sayesinde paket programlara geçildi. Geçmişten sözlü hafızayla taşıdığımız tecrübelere ve kimliklere de el atıldı. Medyanın algıları çarpıklaştırma gücüyle janjanlı paketlere sarıp sarmalanıp yeniden önümüze konuldu. Mevlana Hazretleri de bu sistem tarafından İslam'la hiçbir ilgisi olmayan oryantalist zırvaların ve dejenere imajların gölgesine çekildi. Hazret'le gönül bağı kurabilmiş herkesi kahreden bir sunum malzemesine dönüştürüldü. Yani komplo başarılı oldu.

Üstümüzdeki ağır yükleri atmaya çabaladığımız bir dönemde olduğumuz hâlde, sesimiz hâlâ yeteri kadar çıkmıyor ki ikrah getiren bu budala yaklaşımlardan kurtulmuş bir Mevlana Hazretleri'ni dünyaya anlatamıyoruz. Hâlâ kendi nesillerimizi bile, en basit hâliyle yazar kılıklı yalancı bir kalem celladının kıytırık romanına hapsolmuş “kurgu Mevlana” algısından kurtaramıyoruz.

Bu bizim kabullendiğimiz ve ibret almamız gereken bir ayıbımız olarak başköşemizde dursun.

Yunus Emre'yi feyizsiz ellerde kurban etmeme gayretiyle eğitim, kültür ve sanat adına önemli bir tema olarak hayata kazandırmanın yollarını aramak için geçtir, ama o kadar da güç değildir. En azından tekelleşmesin, çevirileri sorgulansın, tek elden çıkmış Yunus biyografileriyle yetinilmesin. Dileriz ki Mevlana Hazretleri'nin de zahiri itibarı, böyle gayretler sayesinde geri iade edilsin.

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  713241

-