12 ARALIK 2017 SALI

GİRİŞİMCİ KAPİTAL

Dünya 5G kongresinde konuşmak için geldiğim Amsterdam sokaklarında Tesla taksileri görünce aklıma geldi. Mart ayında Amerika'da Tesla tesislerini ziyaretten yeni dönmüştüm. Gazetede okuduğum bir haber Tesla'nın uzaktan yazılım yüklemesi ile oto pilotu getirdiğini söylüyordu. İlginç değil mi?  Arabaya cep telefonunuz gibi bir uygulama yüklüyorsunuz ve aracınız otobanda artık şoförsüz gider hâle geliyor. Şu anda basit bir yazılım yüklemesi için servisten randevu alıp arabasını iki üç saat boyunca servise vermek zorunda kalan bizler için bu tip bir otomobil anlayışı bir çok şeyi kökünden değiştirecek diyebiliriz. Elbette, elektrikli araba, sistemi daha da basitleştirdi ve ağır içten yanmalı motorun getirdiği yedek parça külfetinden bizi kurtardı. Örneğin Tesla'da periyodik serviste yalnızca silecekler değişiyor!

 

Arabaların bir uygulama pazarı olması otomotiv pazarını alt üst eder mi? Arabanın sahibi İnternet şirketleri mi yoksa otomotiv şirketleri mi sorusu yavaş yavaş sorulmaya başladı.  Uzun yıllardır dokunulmayan otomotiv endüstrisi internet şirketlerinin yoğun ilgisinde son yıllarda. Herhangi bir arabayı da otomotiv uygulamalarının yükleneceği bir platform olarak görme şüphesiz girişimcilerin en büyük özlemi.

 

Türkiye'nin gündemi hazır yerli teknoloji iken ve önümüzdeki günlerde Tech Türkiye'yi daha çok  konuşuyor olacakken ulaştırmada bu yeni anlayışa değinmekte fayda görüyorum.

 

Geleceğin taşıma anlayışını sadece yılların araba şirketleri değil; günümüzün Google, Apple gibi şirketleri de düşünüyor. Yaptıkları hamlelerle cep telefonu sektöründe liderliği ele geçirip eski oyuncuları yarışın dışına atan bu firmaların gözünün bu sektörde olduğu kaçınılmaz.

 

Birden arabalar nasıl yazılım odaklı hale geldi?  Aslında her diğer teknolojik atılımda olduğu gibi bu da bir birikimin eseri.   1950'li yıllardan beri çalışılan konular aşama aşama ticarileşti, ticarileştikçe ucuzladı ve arabaların donanımlarını daha sofistike yazılımlar için hazır hâle getirdi.

 

Örneğin hız sabitleyici 1965'te tam anlamıyla ticarileşti ve otomatik vitesin üzerine bina edildi. Şimdi ise sensörler kullanarak adaptif çalışabilir hale gelerek öndeki arabayı takip ediyor ve ona göre hızlanıyor ya da yavaşlıyor. Bu özellik neredeyse söförsüz araçların yapı taşlarından birisi.

 

Öte yandan şerit ihlal mekanizması artık çoğu araçta hazır geliyor. Şerit ihlalinde hafif dokunuşlarla sürücü uyarılıyor ama gelecekte araç otomatik olarak kendi yoluna geçecek. Buna GPS ve navigasyonun yaygınlaşmasını da ekleyin.  Araçlar yakındaki diğer araçlarla konuşarak neredeyse çarpışmayı minimize edecekler ve 360 derece çarpışma önleyici sistemler için zaten her araba sensörlerle donatılıyor. Bu sadece diğer arabaları değil etrafında tehlike arz eden her şeyi tespit edecek ve uyarı vermekten ziyade kendisi aksiyon alacak.

 

Arabaların kendini park etmesi standartlaştı. Sadece park uygulamalarını düşündüğümüzde uçsuz bucaksız bir yazılım denizi bizleri bekliyor. Alış veriş merkezinin kapısında inip park yapmayı arabaya bırakmaktan tutun da sabah garajdan arabanızın yavaş yavaş çıkıp hazır halde sizi beklemesine kadar nice uygulamalar araba uygulama pazarlarında yerlerini alacak ve biz içlerinden en iyisini seçerek kullanacağız. Bu kadar varyasyona ve olanağa açık bir platformu konvansiyonel araba şirketlerin geliştireceği uygulamalar ile doldurmayı beklememiz mümkün değil. Bu süreç içinde donanımın da yavaş yavaş standartlaşması bekleniyor. Böylece marka algısının bilgisayarlarda olduğu gibi ortadan kalkmaya başlayacağını düşünebiliriz.

 

İnovasyon birikimdir bir süreçtir ve bu süreçte bir kesit aldığımızda belki büyük bir teknolojik zıplama görmeyiz ama süreç bu birikimlerden hayatımızı değiştirecek yepyeni yaşam biçimlerini ve bunu destekleyen ekonomiyi getirir. Otomotiv teknolojilerindeki iterasyon insansız arabaları ticarileştirdiğinde, yaratacağı etki yaşamımıza ve ekonomimize büyük farklılıklar getirecektir.  

 

İnsansız araba aslında şoförsüz araba, siz normal yolcu gibi arabanıza bineceksiniz ve o sizi istediğiniz noktaya götürecek. Araba alacak mıyız? Evet. Arabanın marka gücü devam edecek mi? Ona da evet. Ama, yaşantımızda ve ekonomik anlayışımızda verimlilik ve tekrar organizasyon tetiklenecek. Yani aslında uzun vadede araba markalarına yatırılmış rakam artarak çoğalacak. Her ne kadar İnternet, cep telefonu derken tüketici elektroniğine yatırılmış paralarımız gittikçe artsa da bir markalı arabaya verdiğimiz rakam hala toplamda her şeyin üstünde. Ne de olsa 50 iPhone bir Mercedes etmiyor.  Bu noktada Alman ekonomisinin gücünü görebiliriz.

 

Silikon Vadisi araba markasını gündemden düşürmek üzere UBER ve LYFT gibi birilerinin kendi arabaları ile başkalarını taşıması üzerine monopol olma kapasiteli girişimci şirketlere yatırım yapıyor. Herhangi birisi monopol olursa,  otomotiv endüstrisinin üstüne konumlanabilir. Bu arada pazarı ele geçirmek için UBER 5.9 Milyar dolar, LYFT 1 Milyar dolara yakın risk yatırımı aldı. İnanılmaz değil mi?  Teknolojisi neredeyse bir akıllı telefon uygulaması olan bu şirketlerin pazar yaratmak için harcayacağı miktarların büyüklüğünü görünce bu oyunun ne kadar ciddi olduğunu görebiliriz. Bu arada UBER'in CEO'sunun yaşı diğer araba şirketlerinin CEO'larının yaşının yarısı kadardır.

 

Peki ya uçan arabalar? Uçan arabalar,  ekonomimizi ve yaşantımızı yollardan ve yolların sosyal hayata getirdiği yaşantıdan bağımsızlaştıracak, her yönden deprem yaratacak.  Piyasaya atıl arsaları katarak arsa fiyatlarını neredeyse bedava hale getirecek, off-grid yaşam yani elektrik ve suyu belediyeden veya devletten istemeden kendi üreten yaşam şekillerini ilerleterek,  sistemi demokratikleştirecek.  Ekonomi ve yönetim anlayışımız yeniden tanımlanacak. Başka? Mesela, nüfusumuz sınırsız artacak.

 

- ÖZGEÇMİŞ

-

DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  652635

-