23 ŞUBAT 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

GREGORYAN TAKVİM, ORWELYEN SÖZLÜK!

Hüseyin Yağmur

George Orwell'in 1984 isimli eserinde kahramanlardan biri devletin önemli bir dairesinde çalışan memurdur. Memurun görevi; ülke halkının kullandığı dilden oluşan sözlükten her gün bazı kelimeleri silmek, onların yerine yeni kelime ve kavramlar dikte etmektir.

 Kurtulma ve kurtarıcı sendromunu bir türlü üzerinden atamayan oligarşik devlet yapılanmalarında da benzeri bir faaliyet psikolojik harp taktiği olarak topluma karşı sürdürülür. Bu ülkelerde Papa XII. Gregor tarafından düzenlenen Gregoryan takvim, büyük birader(big brother) tarafından düzenlenen Orwelyen sözlük kullanılır.

 Bu tür ülkelerde kelimeleri, kavramları, olayları, tanımlama ve niteleme tekeli, adeta vaftiz etme kutsallığında oligarşik egemenlere aittir.

 Onların iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri kötüdür. Toplumun o kavramlar hakkında ne düşündüğü onlar için önemli değildir.

 Kavramsal çerçeveyi bizim ülkemizdeki bazı somut misallerle açıklayalım: İmaj oligarklarına göre devletin savcısını öldürmüş artist, Yılmaz Güney ‘çirkin kral'dır. Önemli bir sanatçıdır. Kimse onun bir katil olduğundan asla bahsetmez.

 Yargı oligarklarına göre ülkenin başbakanını yargılayıp idam eden süreç, devrim olup, coşkuyla gerçekleştirilmiş bir toplum hareketidir. Kimse ülkenin seçilmiş iktidarını deviren ve sonra da iktidarı topyekün rencide ederek, döverek, söverek yargılayan sonra da birkaç bakanla başbakanı idam eden darbecilerden asla bahsetmez.

 Medya oligarklarına göre Deniz Gezmiş ve arkadaşları romantik öğrenci liderleridir. Hiç kimse onların fakülte basıp hocalarını rehin aldıklarını, ülkenin asker ve jandarmasına silah çektiğinden bahsetmez. Onlara göre Uğur Mumcu bir araştırmacı gazetecidir. Kimse Mumcu'nun 9 Mart Cunta girişimi içerisindeki aktif görevinden bahsetmez.

 Erbakan'ın ‘Kanlı mı olacak kansız mı?(Bu sözü yayan Hakan Aygün daha sonra bu anlamda kullanılmadığını yazdı ya neyse) sözü parti kapatma gerekçesi, Bekir Coşkun'un “Önümüzdeki günler büyük olaylar gebe. Ama darbeli mi olacak yoksa darbesiz mi olacak?”* ifadesi bir Çılgın Türk şirinliğidir….

 Onlara göre milletin oyuyla seçilmiş Merve Kavakçı'nın başörtüsüyle Meclis'e gelmesi gayrimeşru, Kamer Genç'in Meclis kürsüsünü işgal etmesi ve kürsüyü işgal çağrısında bulunması meşru bir faaliyettir.

 Demokrasi oligarklarına göre 1961yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Adalet Partisi'nin Cumhurbaşkanı adayı Prof. Dr. Ali Fuat Başgil'in ölümle tehdit edilerek saf dışı edilmesi  kayda değer olmayan sıradan bir olaydır.

 O günlerde hangi zorbalıkların yapıldığına kısaca göz atalım: Yapılan seçimlerin ardından AP'nin kendi Cumhurbaşkanını seçebileceği çoğunluğa ulaştığını gören Darbeciler AP'nin adayı Prof.Dr.Ali Fuat Başgil Hoca'yı kendilerine nokta hedef seçtiler.

 Gürsel, her şeyi göze almıştı. Bazı dostlarına “Beni cumhurbaşkanı seçmeyen Meclis'i dağıtırım, ordu her zaman emrimdedir!” (Erkanlı,1972:152). açıklamasını yapmakta bir sakınca görmüyordu.

 Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel bir toplantıda şunları söyler: "Eğer Ali Fuat Başgil Cumhurbaşkanı seçilirse, Çankaya Köşküne ilk bombayı ben atarım” (Tunçkanat, 27 Mayıs 1960 Devrimi, s. 457) (Ertunç,2010:445).   

 Sonuçta Darbenin iki önemli kurmayı General Fahri Özdilek ve General Sıtkı Ulay, Türk siyaset tarihine o günlerde kara bir leke olarak geçecek bir olaya imza attılar.İki kafadar general, Adalet Partisi'nin Cumhurbaşkanı adayı Profesör Ali Fuat Başgil'i Başbakanlık binasına davet ederek onunla özel bir görüşme yaptılar. Demokrasinin üzerine gölge düşüren bu görüşme, daha sonra olayın kahramanları başta olmak üzere bir çok kişi tarafından yazılarak anlatıldı.

 Başgil'in anlatımına göre; General Sıtkı Ulay, önce Başgil'e Cumhurbaşkanlığına aday olup olmadığını sormuş, Başgil'den evet cevabını alınca ipler birden kopmuştu. General Sıtkı Ulay, Başgil'e “Adaylığınızı geri almanız gerekiyor. Gürsel Paşa'dan başkasının cumhurbaşkanı olmasına müsaade etmeyeceğiz. Bir cunta kurulmuştur. Bu size söylediğimiz cuntanın bir tebliğidir. Kabul etmediğiniz takdirde parlamento dağıtılacaktır. Sizin de hayatınızı garanti edemeyiz” diyerek açıkça tehdit etmişti (Başgil,1990: 98-99-100-101).

 Adalet Partisi'nin kurucu kurmaylarından Saadettin Bilgiç'e göre bu görüşmeye AP'li Gökhan Evliyaoğlu ile birlikte giden Başgil, böyle bir davete icabet etmekle baştan tarihi bir hataya imza atmıştı. Bilgiç'e göre Başgil otelde değil, kendi evlerinde misafir olsa, siyasi atmosferi yaşasa, durum farklı olacaktı.Sonradan çeşitli kaynaklara yansıyan bilgilere göre Sıtkı Ulay tabanca ile de Prof. Dr. Başgil'i ölümle tehdit etmişti  (Mangırcı,1999:70).

 Bir başka kaynağa göre; Generaller Profesör Ali Fuat Başgil'in başına silah dayayarak “Bu işten vazgeçin. Aksi halde Etlik'te mezarınız hazır” (Milliyet,2010). demişlerdi.

 Bir başka kaynağa göre; İki general, emekli asker ve AP Kurucusu Şinasi Osma'yı da çağırarak konuya yaklaşım tarzlarını ona gösterdiler. General Sıtkı Ulay her zamanki üslubuyla Şinasi Osma'ya “Bana bak Şinasi, siz bizim tüfeği alıp dağa çıkmamızı mı istiyorsunuz?” (Öymen Ö,1986:341). diye çıkışmıştı.

 Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, bu talihsiz görüşmenin ardından aynı gün önce AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'yı daha sonra da CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı'yı ziyaret edip bilgi vermiş, bilahare Samsun Senatörlüğünden istifa ederek ve Cumhurbaşkanlığı adaylığından geri çekilerek İstanbul'a geri dönmüştü.

………………

 Kelime ve kavramları tanımlama tekeli oligarşik egemenlerin elinde kaldıkça olayları sağlıklı değerlendirmemiz hiçbir zaman mümkün olmayacak.

 * Bekir Coşkun, Hürriyet Gazetesi, 6.Nisan.2007

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  399291

-