1 EKİM 2020 PERŞEMBE

GÜLEN EN ÇOK HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) İSMİNİ İSTİSMAR ETTİ

Gülen’in vaazlarında ve kitaplarında en fazla Hz. Peygamber’in adını istismar ettiği görülmektedir. Vaazlarında açıkça dile getirdiğine göre Hz. Peygamber, İzmir’e gelmekte, cemaatin arasında dolaşmakta ve onları teftiş etmektedir.


GÜLEN EN ÇOK HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) İSMİNİ İSTİSMAR ETTİ

FETÖ / PDY AÇIK BİR DİN İSTİSMARI HAREKETİDİR (2)

  1. 06.04.1979 tarihli bir vaazında şöyle demektedir: “Birisi şöyle anlatır: ‘Gece bulunduğum yerde Rasul-i Ekrem'i gördüm. Bana dedi ki: 'Ben şimdi teftişe çıktım. Buradan da İzmir'e gidiyorum.' Bir başkası şunu söyleyecektir: 'Gelip minbere oturdu veya mihrabın dibine oturdu. O cemaatin içinde isbat-ı vücud etti.”

 07.04.1991 tarihli bir vaazında, Peygamberimizin aralarında dolaştığını, binlerce kişinin bunu gördüğünü belirttikten sonra “O sizin aranızdadır, O'nun aranızda dolaştığını tahayyül ediyordum.” diyor.

09.07.1979 tarihli bir vaazında da, Peygamberimizin yer yer vatanımızı teftiş ettiğini ifade etmektedir: “Onun teftişine hazır hâle gelmenin havasını meydana getirmeye çalışıyoruz.' Mefhar-i mevcudat Efendimiz mescidlerinize teşrif buyuruyor. 'Gelecekten ne haber diyor?' Yüz kere var ki, kalbi aydın ve içi duru kimselerin âlem-i menamında (uyku âleminde), belki de bazılarının yakazasında (uyanıkken) 'Ben, İzmir'e gidiyorum, oradaki havaya bakacağım.' dediğini duydular Kâinatın Fahrı'nın. 'Anadolu'da bana ihtiyaç var, gezmeye çıktım' dediğini duydular Fahr-i Kâinat Efendimizin. Sizin camilerinize geliyor. Seccadelere yüzünü yere koyan gençlerinize bakıyor. Yaşlılarınızın aşk heyecanını yokluyor. Cemaatinin kıvama gelip gelmediğine bakıyor.”

Peygamber istismarının en çarpıcı misali ise, örgütün televizyonunda yayınlanan Şefkat Tepe adlı dizi de Hz. Peygamber'in bir kamyon kasasına bindiğinin bir ışık hüzmesi şeklinde göste- rilmiş olmasıdır. Oysa dinimize göre hangi amaçla olursa olsun, Hz. Peygamber'i tasvir eden resim ve minyatürler yapmak, onu ışık hüzmeleriyle temsil etmek caiz değildir.

  1. Vaaz ve kitaplarında sıklıkla Hz. Peygamber-sahabe ilişkisine değinen ve oralardan ilginç tablolar sunan Gülen'in sahabeyi de istismar ettiği görülmektedir:

Gülen, dini, efsunlama aracı olarak kullanmakta ve bu konuda özellikle peygamberler tarihi ve siyer-i nebiyi bizzat kendi hikâyesi gibi formatlamaktadır. Bu format, Gülen'i âdeta Hz. Pey- gamber, takipçilerini de “ikinci kutsîler” diyerek sahabiler gibi konumlandırmaktadır. Gülen'in dinî söylemle ilgili en büyük tahriflerinden birisi de; siyer-i nebiyi kendisinin ve takipçilerinin hâlihazırdaki durumuyla birebir örtüşür şekilde kurgulaması ve takipçilerini bu kurguya yürekten  inandırmasıdır.

03.06.1990 tarihinde yaptığı bir vaazında “Bu din garip olarak başlamıştır. Başladığı zamana avdet edecektir…” hadisini naklettikten sonra kendi grubunun bu gariplerin ikinci halkası olduğunu ifade eder. Daha sonra Rasûlullah Efendimizin bir elinin sahabesinin başı üzerinde olduğunu, bir elinin de kendi cemaatinin başı üzerinde olduğunu beyan eder ve Peygamberi- mizin onlara “ashabım” dediğini ifade eder.

04.10.1977 tarihinde yaptığı “Mesuliyet” başlıklı bir vaazında ise ümmetin ve insanlığın kur- tuluşunu kendi cemaatine bağlayarak şöyle demektedir: “Allah bizimle beraberdir. Rasul-i Ekrem bizimle beraberdir. Mele-i a'lanın sakinleri yeryüzünde var olma yok olma mücadelesi veren şu cemaate nazar etmektedirler. Bedir ashabı gibi, yâ bu cemaat yok olacak tükenecek ya da bu cemaat yeryüzünde insanlığın makûs talihini değiştirecek. Gökyüzünde alkış başla- yacak; mahzun meleklerin bakışı tebessüme inkılab edecektir.”

  1. Gülen'in geliştirdiği yanlış din algısının önemli bir tezahürü de imam, vaiz, hocaefendi, cemaat, hizmet, himmet gibi çeşitli İslamî kavramları istismar etmesi, dahası onları tahrif etmesidir. Örgüt hiyerarşisinde ve faaliyetlerinde sıkça kullanılan bu kavramların anlamları kaydırılmış, gelenekteki içerikleri boşaltılmış ve farklı anlamlarda kullanılmaya başlanmıştır. O kadar ki, bugün olumsuz çağrışımlar yaptığı için Müslümanlar bu kavramları kullanamaz hâle gelmişlerdir.
  2. Bütün bunların yanı sıra en çok istismar edilen husus ise gencecik dimağlar ve körpe zihinlerdir. Örgüt, orta öğrenim seviyesinden itibaren ülkedeki en zeki gençlerin, inançlarını, ideallerini, ufuklarını ve hayallerini ya çalarak yahut yanlış yönlendirerek istismar etmiştir. Gözyaşlarıyla, menkıbelerle, abartılı hikâyelerle henüz fıtratları bozulmamış gençlerin o ter- temiz duygularını sömürmüştür. Sahte tevazu ve yumuşak sözle, gözyaşı ve sözde vaaz ve nasihatle her umut ve özlemi emeline alet edip millet evladından devşirdiklerini gizli maksat, mutlak itaat ve sinsi bir sızma becerisiyle donatmıştır. Bu yumuşak huylu görünen emre amade robotlaştırılmış ve akletme melekeleri devre dışı bırakılmış müntesipler, milletimizi Allah, peygamber ve sahabe ile aldatmışlardır. Allah'ın ayetlerini, Rasûl-i Ekrem'in hadislerini, ulemanın, hikmet ve irfan erlerinin bilgi mirasını, bu toprakların Mevlana, Yunus Emre başta olmak üzere bütün değerlerini kendi gizli emel ve gayeleri için araç olarak kullanmışlardır.
  3. Gülen'in istismar ettiği dinî hususlardan biri de bedduadır. Gülen, kendi otoritesini tanıma- yanlara yönelttiği beddua silahıyla bir taraftan müntesiplerini korkutup kendine bağlama he- defi güderken diğer taraftan muhataplarının maneviyatını kırmayı amaçlamıştır. Gülen, yaptığı bir bedduada, Hz. Peygamber'in müşriklere dönük kullandığı beddua ifadelerini, öfkelendiği Müslüman kesimlere yöneltmekten geri kalmamıştır. Hz. Peygamber ve ashabının en zorda kaldığı günlerde müşriklere yaptığı bedduaların, Müslümanlara yöneltilmesi dinî ilkelerle asla bağdaştırılamaz.
  4. Gülen'in istismar ettiği bir diğer alan da fetvadır. Müntesiplerince mutlak dinî otorite olarak kabul edilmesinden istifadeyle Gülen, onların örgütsel bağlılıklarını kesintisiz sürdürmelerini temin gayesiyle geleneksel fıkıh kültüründe yer alan bazı hükümleri bağlamından ve amacın- dan kopararak tehdit vasıtası hâline getirmiştir. Örgütten ayrılmamak, tayin edilen yere git- mek, cemaatin belirlediği görevleri yapmak, belirlenen kişiyle evlenmek, sürekli maddi katkı sağlamak, elde ettiği bilgileri “abi”, abla” ya da sözde “imam”a ulaştırmak için talâkı üzerine söz vermek ve diğer ağır yemin şekillerini devreye sokmak; örgüt kurallarına göre suç sayılan eylemleri cezalandırmak için verilen fetvalar burada örnek olarak zikredilebilir.

Hatta İslam'ın sembolü sayılan temel ibadetlerin ya eda şekilleri değiştirilmiş ya örgütün amacı doğrultusunda içleri boşaltılmış ya da tahrif edilmiştir. Mesela günde beş vakit olan ve bilinen şekliyle kılınması gereken namazın, ya uygun bir zamanda arka arkaya topluca ya da kalben ima ile kılınabileceği yahut daha sonra kaza edilebileceği; Ramazan orucunun bu ay dışında uygun bir zamanda tutulabileceği fetvaları verilebilmiştir.

Şu hâlde bu örgütün neredeyse çiğnemediği esas ve hüküm, istismar etmediği değer kalma- mıştır. Ortada tam bir ‘usulsüzlük' vardır. Kur'an ayetleri, özellikle de kıssalar belirlenen he- def ve biçilen misyona göre yorumlanmış; hadis ve siyer alanında ‘muvazene ve tenasüp'ten mahrum son derece faydacı bir eklektisizm işletilmiş; bu şekilde bütün yanlışlar ‘güya' Kur'an ve Sünnet'e dayandırıldığı için de iradeler yok edilmiştir.

Netice itibariyle, dinî kavramlar ve değerlerin, Gülen tarafından hem bizzat sevk ve idare ettiği örgütün din dışı amaçlarını gizleyen bir sütre hem de mensuplarını mutlak sadakatle bağlılığa sevk eden bir araç ya da aparat olarak kullanıldığı şüphesizdir.

1071027_488096

Yorum Yaz

  676898

-