Serhat Efe Demir

GÜVEN, KORKU VE SEVGİYİ KAVRAMAK…

Serhat Efe Demir

Hepimizin psikolojik bir güvence hissi istediği gerçeğini inkâr edecek kimse var mı? Varsa lütfen bana e-mail atsın… J

Birey olarak, güven duymak istiyor ve sırtımızı dayadığımız birisi olsun istiyoruz. Elimizi tutan ebeveynimiz gibi, yetişkin dahi olsak birisi elimizden tutsun istiyoruz. Sevilmek, ilgi duyulmak ve desteklenmek istiyoruz. Güven hissi olmayınca, zihinsel olarak ta kendimizi emniyetsiz ve kaybolmuş gibi hissediyoruz. Toplumsal yapımız gereği, birlik ve beraberlik içerisinde yardımlaşma ve dayanışmayla dolu bir gelişim süreci yaşıyoruz. Bu nedenden dolayı hem aile toplumumuzda hem de sosyal toplumumuz da, yardım ve kılavuzluk beklemeye alışkın bir birey olarak yetişiyoruz. Sonrasında bu destek ve yardımı görmediğimiz her durumda kendimizi şaşkın ve korkak hissediyoruz. Ne düşüneceğimizi ve nasıl hareket edeceğimizi bilemediğimiz zamanlar yaşıyoruz. Bu, yalnızlıktan uzak, şımarık gelişim evresi neticesinde, kendi başımıza bırakıldığımız zaman yalnızlık, güvensizlik ve belirsizlik hissediyoruz. İşte ‘'korku'' da bundan doğuyor…

İnsanların hem içsel hem de dışsal korunma mekanizmaları vardır. Mesela akşamları pencerelerinizi ve kapılarınızı kapattığınız zaman kendinizi rahat ve güvende hissediyorsunuz. Fakat bu durumun böyle süreceğinin şüphesiz ki garantisi yoktur. Hayat aralıklarla kapılarınızı çalar ve pencerelerinizi zorlar. Huzur ve güven ortamını bu şekilde saklanarak sağlayamayacağınızı hatırlatmak ister. Siz ne kadar kendinize güven sağlamaya çalışırsanız, hayatta aynı ısrarlılıkla kapılarınızı çalmaya devam eder. Bu şekilde güvende olamayacağımızı anladığımızda ise mücadelemiz başlar. Hayata karşı mücadele her konuda verilir. Toplumsal ilişkilerimizde, aile ilişkilerimizde ve eşlerimiz ile olan ilişkilerimizde ördüğümüz güvence duvarlarını sürekli olarak, bir gün hayatın yıkacağı korkusunu yaşarız.

İnsanlar, fikirleri ve düşünceleri hususunda da güvende hissetmek isterler. Fikirler ve düşünceler zihnin bağlandığı ve güven duyduğu anda sarıldığı bir olgudur. Zihnimizin daha önce kaydetmiş olduğu ve kendisini güvende hissetmiş olduğu her durum iyi bir fikir, aksi ise kötü bir fikirdir. Toplum bireylerinin tamamının sarıldığı bir düşünce ve fikir vardır. Dünya sistemi de fikirler üzerine kurulmuştur. Eğer benim bir fikrim, sizin bir fikriniz varsa ve bu fikirler birbirine zıt ise, muhtemelen birbirimizi ikna etmek için çatışacağızdır. Dünyanın değişimine ve gelişimine neden olmuş tüm olgular bu çatışmalardan meydana gelmiştir. Etrafınızda güven duyduğunuz insanlara bir bakın, hatta üyesi olduğunuz aile bireylerine. Hepsinin sarılıp, bağlandığı bir düşünce göreceksiniz ve onlar dahi bağlandıkları düşünceler karşısında sizinle ikna çatışmasına girebilirler. Çünkü, herkes kendi fikir ve düşüncesinin olduğu güven ortamını tesis etmek isterler.

Peki, güvence diye bir şey var mı? Eğer zihnimizin olumlu olarak bağlandığı bir ebeveynimiz varsa onlarla birlikte güven hissini yaşarız, ya da olumlu geçmişe sahip bir işi yaparken. Düşünce ve fikirlerimize bağlı olan tüm yaşamsal niteliklerimiz bizi mutlu eder ve güven hissini yaşamamızı sağlar. Yaşam biçimimiz, düşünce tarzımız, hayata bakış açımız, sosyal çevremiz, mesleğimiz gibi…  Birçok insan emin düşünce kalıpları içerisine hapsolmaktan gayet memnundur, fakat tüm bu duvarlarımıza rağmen emin ve güvende olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Tüm bu kavram ve değerleri bir araya getirdiğimiz zaman ortaya kocaman bir ‘'korku'' olgusu çıkıyor. Çünkü fikir ve düşünce kalıpları aslında güven ortamını değil, alışılmışı yaşama ortamını meydana getiriyor. İnsanların en büyük korkuları ise bu alışılmışlarının kaybedilmesidir. Ön yargılarımız, inançlarımız, kazanımlarımız, kayıplarımız, yaşam tarzımız gibi sahip olduğumuz tüm vasıf ve kavramlar farkında olmadan etrafımıza ördüğümüz, geçici dünyanın karanlık duvarlarıdır. Sadelikten, mütevazilikten, sorgu ve keşiften uzak rahat ortamıdır. Sadece nefsimizin konforuna göre dizayn etmiş olduğumuz güven ve huzur alanımızdır.

Tüm bunları kavradıktan sonra, akıllı bir insan kendisini tüm güvence arzularından arındırmaya gayret gösterir. Bu çok zordur. Çünkü insanın bağımlılıklarından ayrılması demektir. Bağımlı olduğunuz zaman kalbinizde korku doğar ve korkunun olduğu yerde sevgi filizlenmez. Sevgi beslediğiniz zaman yalnız kalmazsınız. Hayatın kendisi ile bir bütün olur, hayatla güven hissini yaşarsınız. Yalnızlık duygusu ancak yalnızlıktan korkup ne yapacağınızı bilemediğiniz zaman ortaya çıkar. Çocukluğumuzdan yetişkin olduğumuz döneme kadar, yetiştirilme tarzımızdan ve toplumsal yapımızdan dolayı, maalesef sevgiyi yanlış öğrendik. Ebeveynlerimizden gördüğümüz sevgi, önce korkut, sonra koru ve koruyarak sevgi göster mantığı olmuştur. Bu sayede hayatımızın tüm evresinde yardımsız, desteksiz ve yalnız bir şey yapamaz hale geldik. İradesiz toplum bireyleri olduk ve sürekli diğer insanlara bağlı olmayı tercih ettik. Aksi bizi korku kalıplarına hapsetti. Mesela ebeveynlerinizin size olan sevgisinden şüphe etmezsiniz. Fakat az evvel ki sevgi mantıklarını açıkladım. Onlar sizi sevdikleri için iyi bir eğittim alabilmenizi, bir iş bulabilmenizi ve evlenebilmenizi dilerler. Aslında onlar bu saydıklarımın aksinden korkarlar ve bu korkuda onların sevgi kılıfına bürünmüş halidir. Sizler yanlış yollara sapıp bu ihtimalleri yaşamayın diye göz kulak olmak istemeleri, onu yapma, şunu yapma demeleri, onların duvarlarını aştığınız zaman göreceğiniz endişe gerçeğinin sevgiye bürünmüş halidir. Çünkü siz uzun süreden beri başkalarına bağımlı yaşıyorsunuz. Onları kendi üzerinizde sorumluluk sahibi olmaya ittiniz ve onların sevgisini başarıyla sonuçlanması gereken bir görevin endişesi haline getirdiniz…

İşte, bu yüzden kendinizi sorgulamaya başlayın. Sahip olduğunuz değerler dışında başka yönlerinizi de keşfedin. Doğrularınız gerçekten doğru mu? Kime göre doğrular? Hangi kalıpların içerisinde yaşıyorsunuz? İpleriniz kimin elinde? Acaba korkudan mı seviyorsunuz? Mesela yalnız başınıza Japonya da yaşamak zorunda kalsanız en çok neyi arzulardınız…? Bu sorularım örnekti. Kendi hayatınızı analiz etmeye başlamanız çok önemlidir. Böylece korkunun etkisi ile kendinizi hayattan soyutlayıp gerçek manayı yakalama şansını kaçırmamış olursunuz. Aksine daha canlı özgür bir insan olarak yeniden doğarsınız…

SERHAT EFE DEMİR - TERCÜMEİHÂL

SERHAT EFE DEMİR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  258403

-