Lütfi Bergen

HACI BAYRAM UMRANCI DEĞİL

Lütfi Bergen

Neden? II.Murat, Hacı Bayram'ın müritlerinden vergi almayınca etrafında halkalanma oluştu, müritlik bahanesiyle vergi vermekten imtina edenler arttı. Bu durum hem tekkeyi (Hacı Bayram'ı) ve hem de yöneticileri kaygılandırdı. Bir önlem almak gerekti. Hükümdar II. Murat, Hacı Bayram'a vergiden muaf tutulacak müritlerinin sayısını bildirmesini istedi. Hacı Bayram da bunun üzerine kurdurduğu kıl çadırda müritlerini imtihan edeceğini âleme bildirdi.

Müritlerinin çadıra teker teker girmesini isteyen Şeyh, bunu kabul eden iki erkek bir kadın müridi çadırda boğazlar ve kanlarını çadır dışına akıtır. Bunun üzerine çadır dışında bekleyen binlerce “mürit” intisabını bozar ve Hacı Bayram'dan ayrılır. Bu bir imtihandır, müritler değil koyunlar boğazlanmıştır. Hacı Bayram, II. Murat'a “İki er, bir hatun üç müridim var” diyecektir.    

Hacı Bayram burçak ekmekte, geçimini tarımsal faaliyetle tedarik etmektedir. Müderris (profesör) kökenli olan Hacı Bayram, piramidal bir topluma dönüşmeye yüz tutmuş Osmanlı düzeninde yer alarak çözüm üretilemeyeceğini görerek “dairevî” toplumların özelliği olan tarım-hayvancılıkla iştigali tercih etmiştir.

Bilindiği üzere İbn Halduncu (Umrancı) şehir tasavvurunda çiftçi-çoban kesimler bedâveti temsil etmektedir. Oysa Farabici-Medeniyetçi yaklaşımlar şehrin meskeninin kıl-yün gibi malzemeden inşâ edilebileceği fikrindedir. Kıl-yün malzeme şehir sakinlerinin meslekî mensubiyetlerini de ortaya koymaktadır. Sadece hayvan yetiştiren bir topluluk kıl-yün çadır kullanır. O halde Hacı Bayram gerek kendi meslekî uğraşısı olan çiftçilik nedeniyle ve gerek ise müritlerinin içinde çobanlar bulunması nedeniyle İbn Haldun'a göre bedevîdir, Umrancı değildir.

Fakat Hacı Bayram'ın Umrancı sayılamayacağının başka delilleri de vardır.

Hacı Bayram'ın “şehir: şar” metaforunu şiirin kendisi tefsir etmektedir.

Şar dedikleri gönüldür

Ne âlimdür ne cahildür

 

Hacı Bayram'ın mezkûr şiirinde Anadolu'da mesleki mücadelenin içinde nefsin olgunlaşmasını hedef alan bir irşâdın esaslarından bahsedilmiştir. Şiirin “Şagirdleri taş yonarlar / Yonup üstâda sunarlar / Çalabun ismin anarlar / Ol taşun her pâresinde” dizelerinde bu çok katmanlı anlamı buluyoruz. Bu dizelerde, Hacı Bayram'ın şakirdleri Roma tapınağının kenarında taş kesip beldeyi imar etmektedirler. Bir kent (umran) değil bir şehir (medine) kurmaktadırlar. Allah'a bağlıdırlar, onun ismini zikrederler.

 

Hacı Bayram'ın inşâ ettiği cami, eski Bizans tapınağının yıkık taş bloklarının yanındadır. Dolayısıyla yontulan ve İslâm'a uygun hâle getirilen bir şehir varlığından söz etmek gerekir. Kent yontulur, şehir inşa edilir. Bu metaforu, Yesrib'i Medine kılan Hz. Peygamber (asv)'in şehir inşâsıyla benzeş görüyoruz.

 

Hacı Bayram, inşa ettiği şehri imar edip “Umran” kılmak niyetinde değildir. Böyle bir niyet olsa, etrafındaki şakirtlerin sayısını artırmayı politize eder ve siyasi güce kavuşurdu. Tam tersine, etrafındaki müritlerini dağıtmış ve üç müridlik topluluğu “Faziletliler Şehri” olarak tesis etmeye koyulmuştu. Buradaki amaç İstanbul'un fethini gerçekleştirecek erdemli insanları yetiştirmektir. Bu nedenle Hacı Bayram, Umran dâvasına kapılmamış, en büyük imarın insan yetiştirme dâvası içinde gerçekleşeceğini öngörmüştür.

 

Bu noktada Moğolların 1402'de Ankara savaşında Yıldırım'ı mağlup ettiği ve Anadolu'yu talan ettiği hatırlanmalıdır.

Taş yonmak, sufi düşüncede rızayı temsil etmektedir. Üstlerine büyük bir yük, ağırlık bindirilmiş olduğu halde hem razıdırlar ve hem de tevekkül ehlidirler. Rızalık, bir mahviyet ve şikâyeti terk halidir. Nitekim başka bir dizede “Âşıklar kanı sebildür” denilerek rızanın derecesi beyan edilir. Bu rıza, Hacı Bayram müritleri arasında iki er, bir hatun kişide görülür.

Hacı Bayram'ın ekmesi ve yolması güç olan burçak ile meşguliyeti de manidardır. Zaten müderris olan birinin çiftçilikle uğraşması ve kazancını da ihvanına vakfetmesi İbn Halduncu – Umrancı tasavvurla izah edilebilir bir durum değildir. Hz. Peygamber (asv) de içinde Kâbe bulunan Mekke'yi terk edip, Medine'de az bir fazıl topluluğa hicret etmiştir. O da şehrini korumak için Hendek Savaşı sırasında taş taşımıştır. O da açlıktan karnına taş bağlamıştır. Kısacası taş, imar-umran kavramını sembolize etmemektedir.

“Vakitsiz- ansızın şehre geldim”, demiş. Burada Hacı Bayram'ın müderrisliği bırakıp gönül imarı hizmetine adanması anlatılıyor. “Şehri yapılır gördüm.” İnsanlarda şehrin inşâsı için arayış gördüm. Yani fazilet-erdem arayışı, çabası gördüm diyor. Tasavvufta şâr= şehir, gönüldür. “Ben dahi yapıldım” demekte. Kendisi de Somuncu Baba'ya intisab etmiş, talebe olmuş. “Taş ile toprak arasında” demiş. İnsanın özü topraktır ama içindeki kalb tezkiye edilmezse “taş”laşır. Taş kalb ile de ruh kararacaktır. Ya da başka mana şudur: Toprak insanın maddi cevheridir ve nefsi işaret eder. Taş ise insanın kalbidir, kararır ve katılaşır. İnsanın gönlü ise, Allah'ın miracıdır. Gönül Allah'a tedeyyün etsin diye taş - toprak arasında mücadele ettim, demek istiyor. Zaten “Şar dedikleri gönüldür” dizesiyle de Bayram-ı Veli meseleyi izah etmiştir.

Umrancılık daha önce ifade ettiğim gibi “Kıyamet Çağrısı”dır. Umrana eriş bir yıkılıştır.

Kur'ân ne diyordu:

“Hatırlayın ki, Allah sizi Ad'dan sonra halefler yaptı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi (…) dağları yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini anın” (7 A'raf 74). “Ve onlardan önce nice nesilleri helak ettik; onlar, bunlardan daha çokluktu, daha güçlü kuvvetliydi” (50 Kâf 36).

Farabi-Hacı Bayram imar edilmiş beldeye değil, içindeki erdemli varlığa, fazıl kişiye işaret etti. 

Hz. Peygamber (asv) 571 tarihinde Mekke'de dünyaya geldi. Ayasofya 532-537 yılları arasında İnşâ edildi. Hz. Peygamber (asv) Umrancı olsaydı, hasırda yatmazdı.

Hz. Musa (as) da Umrancı olsaydı, saraydan kaçıp çobanlığa rıza göstermezdi.

Nebiler kent-uygarlıktan Umran olmayana, şehre, fazıl topluma kaçtılar.

Bundan kelli,

Hacı Bayram, Umrancı degül.

Hû.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  253390

-