25 OCAK 2020 CUMARTESİ

Suat Arusan

HACILAR NEDEN TIRAŞ OLUR? İHRAMDAN SONRA TIRAŞIN HİKMETİ NEDİR?

Suat Arusan

 

“Allah'ım, başlarını tıraş ettirenlere merhamet et.” Hadis-i Şerif

 

Önce şeytana taş atan ardından Allah'a bir baş kurban eden hacı, daha sonra tıraş olmak suretiyle sembolik olarak kendi varlığının bir parçasını da kurban eder. Bu bir taraftan gerektiğinde saçını değil, canını da Allah yolunda verebileceğini temsil ederken bir taraftan da dökülen her saç teli ile dökülen günahlarının da simgelenmesidir.

Saç kelime olarak da Arapçada şar kelimesine tekâmül etmektedir ki; bu nedenle şuurla aynı kökten gelmektedir. Peki, saçlarımız ne işe yaramaktadır? Saçlarımız başımızı örtmektedir. İşte aslında hacı saçını keserken Yaratıcısına şöyle demek istemektedir:

"Ya Rab, ben başımı örten saçlarımı kestim, sen de benim şuurumu örten örtüleri kaldır Tüm şuur perdelerimi kaldır ki ilmim artsın ve ben böylece evrenin ruhunu daha iyi idrak edebileyim..."

 

NİÇİN HACI OLABİLMEK İÇİN MEKKE'YE VEDA ETMEK GEREKMEKTEDİR?

Veda Tavafı, hacının Rabbine kavuşuncaya dek yenilediği ahdine sadık kalacağı niyet ve düşüncesiyle Kabe'ye veda edişidir. Çünkü haccın özü Kabe'ye gitmek değil, Kabe'den gitmektir ve bu nedenle de hac Kabe'yi terk etmekle gerçekleşir. Artık bundan böyle "evi haccetmek" yerine "evin ilah"ını haccetmek gerekmektedir.

Ademoğlu, bir yerde duracak olursa donup kalacaktır. Burada hacı aslında bir süreliğine ziyarete gelmediğini, burasının son durağı olmadığını, Kabe'nin yolun kaybolmaması için sadece bir işaret taşından ibaret olduğunu anlar. Burası kendisi için yalnızca bir alamet, yön gösteren bir ok işaretinden başkası değildir. Hacceden, niyet eden hacı bu mutlak niyetiyle ebediyete yolcu ve sonsuz hareket planı ile yüzünü O'na doğru bir sefere yöneltendir... Bu kutlu seferi ise Kabe'ye kadar olamaz çünkü Kabe yolun sonu değil sadece başlangıç çizgisidir. Son durağı da ancak kendisini aciz, güçsüz ve çaresiz hissettiği noktanın adı olabilir.

Buraya kadar fazlasıyla yoğun ve yorucu bir hayatın içinde olan hacı, Hz. Peygamberin (a.s.v) bu inzivasına benzer bir inziva tecrübesini belki de hiç yaşamamıştır. Sürdüğü o hızlı, tempolu ve modern hayatı boyunca "inziva" ve "tefekkür" kavramlarına belki de yaşamında hiç yer vermemiştir. Ancak anlayışını yükseltebilmek için bazı zamanlar gündelik bayatına ara vererek sessiz ve kendisiyle kalmayı seçen Hz. Peygamber'i (a.s.v) vahiyle ve Rabbiyle buluşturan Hira, artık bundan sonraki hayatında hacıyı da aynı şekilde vahiyle ve Allah'ın kitabıyla buluşturmalıdır. Hz. Muhammed'in (a.s.v) hayatını değiştiren Hira'nın Kitabı, hacının hayatını da değiştirmeli, ona dengeli yaşaması için yön vermelidir. Mutasavvıflar Hira'yı ve vahyi anlayabilmek için O'nun bu mağaradaki inzivası ile Nur Dağı'ndaki itikâfını Hz. Musa'nın (a.s) Tur Dağı'ndaki halvetiyle kıyaslayarak anlamaya çakşırlar.

Sevr'deki stratejiyi ve hicreti anlamak içinse; öncelikle hicretin emredilen bir yer değişimi olmakla beraber o sırada Medine'ye hicret etmelerine rağmen, Medine istikametine değil de tam ters istikametteki Sevr'e tırmanışın sırf suikastçıları şaşırtmak için bir taktik olduğu gerçeği üzerinde düşünmek gerekmektedir. Bu yolda özel bir yol akadaşı olan Hz. Ebubekir'in (r.a) seçilmiş olması ve kendisinin devesi ile birlikte gerekli tüm tedbirleri alarak “esbaba tevessül edildikten sonra Allah bizimle beraberdir” şeklinde tevekkül edilmesi de yine son derece anlamlıdır. "Nasıl olsa Allah korur" umuduyla devesine binip Medine yoluna ilerlemeyen Hz. Resul (a.s.v) tam ters yöne saparak Sevr'de üç gün gizlenmiş ve bu sayede müşrikleri yanıltmayı başarmıştır.

İşte Veda tavafında hacı bu duygularla kendisiyle konuşur:

"Sen hacı artık durmayı değil ilerlemeyi seçensin ve aklını kullanarak hangi yöne hangi yol arkadaşlarıyla, hangi taktikle ve ne zaman yol alması gerektiğini bilensin. Çünkü artık sen Hz. Muhammed (a.s.v), sen Hz. İbrahim'in (a.s) ayak izisin. Sen yoldaki putlarını kıra kıra bazen durup tefekkür ederek bazen durmayıp yola devam ederek Rabbine uzanan merdivenlerin basamaklarında yükselensin. Öyleyse bundan sonra daima kendi çağında, iman Kabe'sinin mimarı ol. Kavmini uyuşuk hayat bataklığından, sakin, ölü bir yaşamdan, zulüm zilletinden ve cehalet karanlığından kurtarıp hareket ver, yön ver. Kendi toprağın neresiyse orayı Harem bölgen, kendi zamanını harem zamanı yap, yeryüzünü de Mescid-i Haram kıl ki; tüm yeryüzü zaten O'nun mescididir. Artık bundan sonra Allah duvar komşun, eteğinse O'nun eteğidir..."

 

SUAT ARUSAN - TERCÜMEİHÂL

SUAT ARUSAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  956423

-