12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

HAFİFLEMEYE/RAHATLIĞA KARŞI KÜREK ÇEKMEK

Elif Sönmezışık

İnsanların ortak buluşma alanlarındaki aşırı rahatlıktan şikâyet edilişine rastlıyoruz sık sık. Toplu taşımada kendi koltuğunu aşan rahat oturmalarla veya biraz da dikkat çekme adına yüksek sesle konuşanlarla hatta “çok özel” telefon görüşmelerini bile bağıra bağıra yapanlarla gün geçtikçe daha sık karşılaşıyoruz. Bu hareketler sokakta dahi artık nadiren de olsa sert uyarılarla karşılık buluyor. Gerçi nasıl uyarı alırsa alsın “rahatlık”tan ödün vermeyenlerin tepkisi genelde uyarıdan daha sert oluyor. Rahat oturmayı, aşırılığı, yüksek sesle derdini topluma beyan etmeyi bir çeşit özgürlük paydasıymış gibi yaşama eğilimde olanların gürültülü hayat yorumları ile karşı karşıya olduğunuzu fark etmeniz uzun sürmüyor.

Toplumda bir eşyanın daha sık kullanılmasını, absürt bir kelimenin sıkça söylenmesini, bir davranışın kıyafet ve söylem bütünlüğü içinde ne kadar saçma olursa olsun daha sık tekrarlanmaya başlanmasını hatta sıradan insanda karşılık bulmasını, alışkanlığa dönüşmesi uzun sürse de tepeden inme davranış akımlarının yaygınlaşmasını modayla ilişkilendiriyorum. Çünkü bu tür kazalar zincirleme gelişir. Eğer saçmalığa çoğunluk adapte olduğu halde hâlâ saçmalık diyebiliyorsanız, modanın hayat damarlarından birisi kopmuş demektir.

Moda çoğu kere kıyafet ve görünümle ilişkilendirilen “gelir geçer yenilik” ve bütün geçiciliğine rağmen bunda “aşırıya gitme” olarak tanımlanıyor. Moda handikapları olan bir terim bu yüzden. Sokağı gözlemlediğinizde gelir geçerliğin aralığının sıklaştığını ve bunlara yönelim aşırılığının kronikleştiğini anlamanız fazla uzun sürmüyor.

Sosyo-ekonomik belirlemeler, modanın can damarıdır keza. Çünkü modanın ve modayı biçimlendiren fikirlerin yaşaması ve üretim sıklığı ekonomik güce muhtaç.

Osmanlı'daki Tanzimat kırılmasının ardından filtresiz hâlde Batı'dan Doğu'ya akan moda eğilimlerinin sorgusuz sualsiz kabulü, yaşam alışkanlıklarındaki abartı ve lüks algısının “ithal” tercihlerle karşılık bulması, Doğu karakteristiği ve sanat algılarının bu dalgalanmalardaki -hâlâ başa çıkamadığımız- kimlik yitimi sonuçlandı.

İnsanların genel eğilimleri sınırı aşmaya muktedir olabilir. Kitleleri tetikleyen kişi ya da kurgu oluşumlara rağmen kitlenin eğilimleri, para ve güç sahiplerinin tutumu, modanın direktiflerine uyum gösterip göstermeme standardını belirliyor. Ve bu bir kez başladı mı devamlılık kazanıyor, en alt gelir seviyesine kadar iniyor.

Rahatlık meselesini modadan ayrı düşünemeyiz ve moda savaşlarla doğrudan ilişkilidir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı modası, para gücünün azalması, soyluların ve bazı burjuva ailelerin birçoğunun iflasa yaklaşması ve mekânların daralması sonucunda önce kadın elbiselerindeki kumaşı azalttı. Kısa zamanda erkek giyimindeki detaylar da azaldı. Savaş, daha pratik, minimal ve indirgenmiş tercihleri yaygınlaştırmış ve hafifletilmişti. Bu durum, sanat ve moda düşkünleri arasında -büyük bir kırılma sayıldığı için- bir heyecana da sebep oldu.

Moda giderek “hafiflemeye” devam ediyor. Bunun yalnızca bir hayat tercihi olmadığı kanısındayım. Aynı zamanda dünya nüfusundaki çoğalışla da ilgili. Kırışmayan hafif kumaşlar, varlığı hissedilmeyen ayakkabılar, eskimeyen dikişler hayatın hızını karşılamayı da kolaylaştırıyor elbette. Ama hafifleşmenin karşılığı hayatı karşılamadaki kolaylık yerine özensizlik olduğunda durum farklı. Rahatlık vadediyor diye geçmiş yıllara nazaran daha paspal görünümlerin ortak alanlara taşınmasının sebebi, yalnızca daha çabuk temizlensin, daha az ütülensin, bize daha fazla zaman kalsın diye mi? Rahatlığı pazarlayan moda sayfaları aynı zamanda zamanınızı boşa harcamanız için gerekli bütün akıl çelicileri de pazarladığına göre pek öyle görünmüyor. Moda rahatladıkça zamanımızı en kolay yoldan kaybedeceğimiz alışkanlıklardaki çeşitlilik de artıyor.

Diğer taraftan, kıyafetlerdeki aşırı rahatlık, davranış ve söylemdeki rahatlığı tetikliyor. Zira kişi düşündüğü yaşamıyorsa yaşadığı gibi düşünmek ve o tür söyleme yönelmek mecburiyetinde. Zira bu kavga hayat akışının dışına atıyor insanı. Giydiniz kıyafeti içine alan mekânlar, şarkılar, filmler ve konuşma biçimleri var artık. Aslında bir pantolon ya da gömlek satın alırken bir konsept ve bir bakış açısı satın alıyorsunuz. Bu hayattaki duruşunuzu belirliyor. Genelden kopmamak adına da “dış”ı “dış etken”lerle uyumlu hâle getirmek, “iç”i de zamanla “dış”a uyarlamaktan başka çare kalmıyor!

Moda bir seçenek.

Kullanışlı olanla pratik geliştirmek ve eşyaya hizmeti azaltan yöntemler sayesinde arta kalan zamanın kaybetmeye yönelik her tür eşya veya cihaz bir seçenek.

Ortak alanlarda sınırı aşan, başkalarının gözlerine ve kulaklarına vandalist tutum sergileyen “rahatlığın” bir parçası olup olmamak bir seçim.

Bütün bunlara karşılık inandığı gibi yaşayan, gelenekten bir parça taşıyan kadın-erkek şahsi efendiliklerin korunması ve kollanması da birer seçim.

Bu kimi zaman akıntıya kürek çekmek demek olsa da. Nitekim akıntıya kürek çekip zinde kalmak, ateşin başında sıcaktan uyuşan bir kedinin buz gibi suya atılıp çivileme yapması kadar özveri istiyor olsa da…

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  449252

-