21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

HAK YOLUNUN BAĞRI YANIK YOLCUSU: OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

Hasret Yıldırım

Allah-Millet-Vatan düşmanlarına karşı yalın kılıç AÇIN KAPILARI OSMAN GELİYOR diyerek “Ser”den geçen Osman ağabey;  25 Temmuz 1917 tarihinde Antalya'nın Akseki kazasında doğmuştur. Asıl adı Osman Zeki Yüksel'dir. Babası “Akseki Müftüsü Salim Efendi”dir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi talebeliği sırasında 3 Mayıs 1944 Türkçülük hadiselerine karıştığı için, Hüseyin Nihal Atsız'la birlikte bir süre hapis yatmış; hapisten çıktıktan sonra öğrenim için aynı fakülteye başvurmuşsa da bu isteği reddedilince, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben yazdığı ve "Yüksek Vekaletin Alçak Vekiline" diye başlayan dilekçe yüzünden yeniden hapsedilmiştir.

Bir gün 1500 mumluk elektrik altındaki “tabutluk” işkencehanesinde dayanamaz bağırır: “Yücel aşkına, ecel terleri döküyoruz !. Bize yapılan zulümlerin hesabını elbet bir gün soracağız!. Alçaklar, zalimler, size bir gün göstereceğiz!.” Sonra kendi kendine söylenir: “Neyi göstereceksin ulan !. Teselli kâr etmiyor, senin helâya çıkma hürriyetin bile yok. Dur bakalım yahu, gün doğmadan neler doğar!. Neler doğacak sersem?; bir sürü eşek sıpası doğar ve sonra büyür, böyle eşek olur işte!.”

Serdengecti_021947 ile 1962 seneleri arasında toplam 33 sayı yayınlanacak olan ve birçok sayısı siyasi irade tarafından toplattırılan Serdengeçti dergisini çıkartmış, dergideki “gözüpek” yazılarından dolayı okuyucuları onu “Serdengeçti” olarak tanımlamışlar ve bu sebepten “Serdengeçti” mahlası soyadının bile önüne geçmiştir. Serdengeçti Dergisi'nin bir çok sayısı; farklı şehirlerde, “az korkak” matbaalar tarafından basılmıştır, kimse başının belaya girmesini istemez. Çünkü Osman ağabeyin ağzından çıkan her şey savcılar nezdinde suç sayılmaktadır. Hatta ağzından çıkmayanlar bile… Misal, Demokrat Parti'nin Çorum İl Kongresinde alınan kararları dergisinde neşretmesi sebebiyle dava açılmış, 2 sene 7 ay Erbaa'da sürgün cezasına çarptırılmıştır. Osman Zeki Yüksel, Serdengeçti Dergisi'nde hususiyetle bir sermaye sahibinin ilanını yayımlamayı, kendi bağımsızlığını gölgeleyen bir unsur olarak görür. Serdengeçti'nin “ilan almayan, kimsenin lütfuna talip olmayan; parti, adam tutmayan tek mecmua” olmasıyla övünür. Serdengeçti Dergisi'nin 25. sayısında adres bilgilerinin üzerine yazdığı şu malumat, onun “ilan” kavramıyla dalga geçen mizahî bir takdimidir:

SERBANK

Sermayesi: Cesaret – Merkezi : Ankara Hapishanesi – Şubeleri: İstanbul, Konya, Akseki, Malatya

Bankamıza sermaye yatıranlara bedava otel, Hilton'da yer ayrılır. (Buradaki kasıt muhtemelen, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi (Ulucanlar)'nin Hilton koğuşudur.) Dikkat: SERBANK-SERBANK…

1952 senesinde, lise talebesi Hüseyin Üzmez'in Ahmet Emin Yalman'a, Malatya'da düzenlediği suikast bahane edilerek, azmettirici sıfatıyla Necip Fazıl Kısakürek ile birlikte tutuklanıp cezaevine konulmuştur. Tabii cezaevi Osman ağabey için bir evden farksızdır; yakınlarının tabiriyle Osman Yüksel'i dışarıda, Necip Fazıl'ı içeride tutmak imkansızdır. Ne yapar eder; “bu mekanda sahte insan bulamazsın” dediği hapishaneye düşer, “evlatlarına” kavuşurdu. Hapishane arkadaşları birer evlat gibiydi onun için. Daha yürümeye başlamadan kaybettiği oğlunun hasretini dostlarıyla, arkadaşlarıyla gidermiştir.

Serdengecti_0115 Ekim 1961 seçimlerinde Konya'da AP listesinden bağımsız milletvekili adayı olur. Seçim çalışmalarını sürdürürken; CHP'lilerin tahriki, teşviki ve tertibi üzerine, 1957 senesinde Serdengeçti'de yayımladığı bir yazı yüzünden gözaltına alınır. “Ben bu yazıyı yıllar evvel yazdım” dese de, mahkeme “bizim yeni haberimiz oldu” diyerek dava açar. Hapisteyken de CHP'liler aleyhte kampanyalarını sürdürürler. Gazetede, “AP adayı hapiste bile suç işledi” şeklinde haber yayımlatırlar. Ağır Ceza mahkemesindeki duruşmada halk galeyana gelir. Osman Yüksel mahkemenin arka kapısından kaçırılır. Seçimler bitince sorgusuz sualsiz salıverilir.

Osman Yüksel Serdengeçti 1965 seçimleri neticesinde, Adalet Partisi listesinden Antalya milletvekilliği de yapmıştır. Partisine yönelttiği eleştiriler yüzünden, 1967 senesinde Adalet Partisi'nden ihraç edilmiştir. İhraç edilenler arasında Prof. Osman Turan ve Osman Bölükbaşı da vardır. Osman Yüksel zeka asaletini konuşturarak Serdengeçti Dergisi'nde şöyle başlık atar: “Demirel, OSMANlılardan Korkuyor!.” Süleyman beyin korkaklığına bir misal de, gazetecilerin sorduğu “Muhalefetin, yaptığınız faaliyetler ile alakalı olarak size yönelttiği tenkitlerden çekiniyor musunuz?” sualine Demirel'in verdiği meşhur cevaptır: “Ne muhalefeti arkadaş, biz de Osman Yüksel vaa yaa”… Partiden ihraç edilme sebepleri basında şu şekilde yer alır: a) Meclise kravatsız gelmek b) Atatürk ilke ve inkılâplarıyla bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak c) Parti disiplinine aykırı hareket etmek.

Osman ağabeyin milletvekilliği esnasında kravat takmaması başlı başına bir hadisedir. Bu mevzudan dolayı sürekli uyarı almıştır, uyarıları dikkate almayınca genel kurula girişi yasaklanmıştır. Bu kez beline bağladığı kravatla içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise, “Kanunda nereye takılacağı belli değil, istediğim gibi takarım” demiştir. Bu hadise kendisinin “Kravat Takmayan Vekil” olarak tanınmasına sebep olmuştur.

Bir süre sonra Alparslan Türkeş'in başkanı olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne geçmiştir. Parti ambleminin belirlenmesinde etkin rol oynayarak; “bozkurt” yerine, “üç hilal” kullanılmasını sağlamıştır. 1969 seçimlerinde hiç alakası olmadığı halde Ordu vilayetinden aday gösterilmesi sebebiyle kazanamamıştır. Yakın dostu ve avukatı Süleyman Arif Emre'nin ricasıyla; 1977 yılında Milli Selamet Partisi'ne girmiş, bir haftalık parti mensupluğunu sonlandırarak, siyasî hayatını kendi isteğiyle bitirmiştir.

Hayatının son devri hastalıkları ile mücadele içinde geçen Osman ağabeyin 1979 senesinde Yavuz Bülent Bakiler'e yazdığı mektup, bu meşakkatin kendisi üzerindeki tesirini aktarması bakımından, bir hakikat vesikası olarak günümüze kadar gelmiştir. “Elim titriyor. Yalnız elim değil, her yanım. Bir zamanlar elime kalemi alınca 60-70 sayfa yazıya “nesin” demezdim. Şimdi bir mektubu 4-5 taksitte yazıyorum. O da doktor reçetesi gibi okunmaz. İşte böyle, bir zamanların “kükreyen” adamı, şimdi “titreyen” adam oldu. Artık adamlık da kalmadı. Ademe (yokluğa) doğru gidiyoruz.”

Hastalığının verdiği ıstıraba rağmen, çeşitli dergilerde yazdığı yazılar ve verdiği konferanslar ile hayatının sonuna kadar mücadeleden vazgeçmeyen Serdengeçti; 10 Kasım 1983 tarihinde Ankara'da Rahmet-i Rahman'a kavuşmuş, Hacı Bayram-ı Veli Camii'nde kılınan Cuma namazı sonrası Cebeci Asrî Mezarlığına defnedilmiştir. Ruhu şâd, mekanı cennet olsun…

Osman ağabeyin unutulmaz hususiyetlerinden biri de mizahıdır. O, yaratılışının icâbı; beklenmedik yer ve zamanlarda yaptığı espriler ile insanları kırıp geçirirken, düşünmeye sevk eder. Hatta Osman ağabeyin mizahî tarafı öyle bir hal almıştır ki, onun yaşamadığı bir çok mevzu bile şahsına atfedilmiştir. Şimdi vereceğim misaller, Osman Yüksel Serdengeçti'nin mizah yönüne ışık tutacak mahiyettedir:

“Aziz Nesin günün birinde “Zübük” diye bir mizah dergisi çıkarır. Bir takım sebepler yüzünden ikinci sayının çıkması 20 yıl kadar gecikir. İkinci sayıda Nesin okuyucularına şöyle seslenmektedir: “Bundan evvel çıkan birinci sayımızda dergimizin ilkesini belirten “Biz gözümüzü budaktan, sözümüzü dudaktan sakınmayız” sloganındaki “Göz” kelimesinin “z”si “T” olarak çıkmıştır, düzeltiriz…” Osman Yüksel fırsatı kaçırır mı? Mevzuyu espri konusu yapar: “Aziz misin, leziz misin, nesin be adam? Bu meret 20 sene durmuş duracağı yerde; bundan sonra çıkarsan ne yazar, çıkarmasan ne yazar?”

Serdengecti_MezarOsman Yüksel'in hanımının adı İsmet idi. Bir erkek çocukları olmuş, daha yürüyemeden vefat etmişti, sonra da başka çocukları olmamıştı. Tek parti döneminde de İsmet İnönü ile mücadele etmiş, defalarca hapishaneye girip çıkmıştı. Bunları göz önüne alarak patlattığı espri taşı gediğine koymak cinsindendir: “Hayatımda iki “İsmet”ten çok çektim; biri hürriyetimden etti, biri zürriyetimden…”

Dedik ya İsmet'ten çok çekti diye… İşte bu diktatörlük devrinde İ.İnönü'nün güvenlik güçleri Osman Yüksel'in evine baskın yapmışlar; her tarafı darmadağın ederek, “suç aleti” arıyorlardır. Bu sırada askerlerden biri Osman ağabeyin üstünü ararken elini cebine sokmuştur. Tabii ütüsüz, buruşuk pantolon giyen Osman Yüksel'in cebi de deliktir. Asker elini cebine soktukça sokar, Osman ağabey askerin kulağına eğilerek espriyi patlatır: “Birazdan “suç aleti”ni bulacaksın…”

Yakın ahbabı ve avukatı Süleyman Arif Emre bey, onun dergi hazırlıklarını yaparken bile espri alışkanlığından vazgeçmediğini anlatır. Bir gün derginin künye bilgilerini yazdırırken şöyle söyler: “Yaz arkadaş !. Sövecek olan: Osman Yüksel. Hapse girecek olan: Yazı İşleri Müdürü. İdarehane: Lâmekân. Mecmuanın çıkış süresi: Nerede, ne zaman çıkacağı belli olmaz; ama bir çıkar, pir çıkar.”

SerdengectiDergisi1965 seçimlerinde Adalet Partisi'nden milletvekili seçilen Osman ağabey, meclise ilk gelişinde girişteki döner kapıya takılır. Sonuçta o Anadolu Çocuğudur, ne bilsin döner kapıyı. Ahbabları dönüp duran Osman ağabeyi içeri çekerler. Tabii Osman ağabey patlatır bombayı: “Döneklik meclisin kapısında başladı arkadaş !.”

Bir gün meclis kürsüsünde Osman Yüksel kükremektedir: “Bu meclisin yarısı aptaldır” Tabii karşı cenah kudurur “derhal özür dile, sözünü geri al” nidâları yükselir. Cevap tam Serdengeçticedir: “Özür dilerim, bu meclisin yarısı aptal değildir…”

Hastalığını bile alaya alan bir insandır Osman ağabey… Parkinson hastalığı sebebiyle elleri ayakları titremektedir. Kendisini ziyarete gelen Alparslan Türkeş'e “Bak Başkan,  Senin en sadık müridin benim !. sen “Eyy Türk!. Titre ve kendine dön!.” dememiş miydin? İşte ben şimdiden titremeye başladım... Hem “Parkinson” araba markası gibi bir şey; çok havalı bir isim, insanın “keşke benim de bir parkinsonum olsa” diyesi geliyor… Hem de büyük adam hastalığı; Mao da parkinsondan ölmüş…”

Hayatının vurucu kısımlarından alıntılar yaparak, kısada olsa kendisini yâd ettiğimiz “Osman Yüksel Serdengeçti Fırtınası” hala kasırga şeklinde devam etmektedir. Geçtiğimiz ay Trt Türk de yayınlanan ve Osman ağabeyin hayatının anlatıldığı “Kendi Gök Kubbemiz” isimli belgeselde kullanılan, Serdengeçti'nin kendi sesinden, 1969 senesinde Samsun'da seçim çalışmaları esnasında yaptığı konuşma sebebiyle Serdengecti_Yeniistanbul_12Aralik1967şimdilik üç suç duyurusu (Ankara Barosu, İzmir Barosu- CHP'li bir vekil) yapılmış, program Trt tarafından yayından kaldırılmıştır. Peki neydi bu sözler diyecek okuyucularımız için, Osman ağabeyin doyumsuz anlatımıyla aktaralım: “Tepeden inme dışarıdan gelme yapılan birçok inkilâplar milleti allak bullak etmişti. Paris sokaklarında yetişenler !. Hukuk-u beşer beyannamesini ezbere bilenler !. Laiklik ve inkilâpçılık perdesi altında; yoksul Anadolu halkının imanını, vicdanını, hak ve hukukunu pervasızca çiğnediler. Kıtalara hükmeden, 3 kıtada asırlarca dimdik duran ecdadımızı, şurada, burada, halkevlerinde türlü kılıklara sokarak tahkir ve tehvil ettiler. Onlar kendilerini yarı ilah sayıyorlardı. Yapanlar onlardı, yaratanlar onlardı, partilerinden bahsederken “şerefli partimiz” diyorlardı. On yılda on beş milyon genç yaratmışlardı. Tam 27 yıl tanrılar gibi konuştular. Firavunlar gibi saltanat sürdüler. Yediler, içtiler, kustular. Altta kalanın canı çıksın. Altta kalan halktı, milletti, köylüydü. Amma nutuklarda, amma afişlerde ‘Köylü milletin efendisidir' diye yazıyordu. Halkı ve köylüyü “efendimiz sensin”, “efendimiz sensin” diye soydular." Vefatının üzerinden 32 sene geçmesine rağmen, “Hak Yolu'nun Bağrıyanık Yolcusu” olmayı başaran “Osman Yüksel Serdengeçti” ağabey HAY AĞZINA SAĞLIK !.

Not: Yazının hazırlanmasında faydalandığım; Osman ağabeyin yeğenleri Aydın Yüksel beye, Emine Bağlı hanıma, bize arşivlerini açan “Deli Rüzgâr-Osman Yüksel Serdengeçti” kitabının yazarı kıymetli büyüğüm Prof.Dr. Cemal Kurnaz beye, Osman ağabeyin son yıllarında hizmetinde bulunmuş, emekli muallim kıymetli büyüğüm Hasan Tülkay beye sonsuz şükranlarımı sunarım…

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  624615

-