21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

HAYATIMDA İKİ ŞEYİN ‘MİLLİ’SİNİ SEVMEDİM

Hasret Yıldırım

Hele ki, kumarın isminin “Milli” konulması, nasıl bir felakettir? Milli ve Millet kelimelerinin kökeni, İslâm'dan olmadır. İslâm hükümlerinin etrafında toplanan topluluk manasına geldiği için direk din'e ait bir mevzudur. Yani, kumarın isminin “Milli” olması, onu muteber yapmadığı gibi, dikkat edilirse dini kavramlar tahkir edilmektedir. 

Emperyalist ve kapitalist sömürü nizamında, garibanların cebinde kalan üç-beş kuruşu soymanın diğer bir adıdır “şans oyunları”… Tabii şans oyunu deyince, akla ilk gelen zehir Milli Piyango'dur. Milli Piyango zehri her daim akmaya devam etse de; hususiyetle yıl(an)başı çekilişleri, bir karnaval ve eğlence havasında akıtılır Müslüman Millete… Miladi senenin son gününde, kıymetli okuyucularımıza hitabımızda; bu akşam çekilişi yapılacak “Milli Piyango Bileti” hususunda ikâzlar yapacak, mevzuu teferruatı ile ele alacağız. Bu vesileyle, bir kişinin daha “uyanmasına” vesile oluruz inşaallah… Evvelâ kurum tarihinden başlayalım…

Tayyare Piyangosu 1926 – 1939

16 Şubat 1925'de kurulan ve 24 Mayıs 1935' de adı Türk Hava Kurumu'na çevrilen Türk Tayyare Cemiyeti; Hava kuvvetlerine pilot yetiştirmesi ve uçak alması (sonraları, uçak yapması) için birçok gelir kaynağıyla donatılmıştır.

Tayyare Cemiyeti'ne nakit piyangosu tekelini veren 9 Ocak 1926 tarihli kanunun 2'nci maddesi, bilet ve ikramiyelerden Kazanç, Belediye vergileri ve damga resmi alınmamasını öngörüyordu. Bununla birlikte, ilk tertiplerde Cemiyet, ödüllerden yüzde 10 kesinti yapmaktaydı. 14 Mayıs 1927'de ikramiyeler Veraset ve İntikal Kanunu'nun 20. maddesi hükmünden istisna edildi. Böylelikle, verdiği ödülden hiçbir kesinti yapmayan tek örgütlenme Tayyare Piyango'su oldu.

Genellikle sanıldığı gibi, 1926 yılında başlayan Tayyare Piyangosunun Cumhuriyet döneminin ilk nakit para ödüllü piyangosu olduğu doğru değildir. Ondan bir yıl önce, 1925 'te Türkiye Tayyare Cemiyeti Mektepleri yararına üç ayda bir para ödüllü piyangolar düzenlenmiş ve aynı yıl içinde üç çekiliş (1 Temmuz, 15 Eylül, 15 Aralık tarihlerinde) yapıldıktan sonra, kurulan sistem yeni bir örgütlenmeyle Tayyare Piyangosuna dönüştürülmüştür.

Untitled-3_2

Milli Piyango İdaresi 1939

Türk Hava Kurumu Piyango Genel Direktörlüğü' nün kaldırılarak yerine Milli Piyango Müdürlüğü'nün kurulmasındaki gâye; her iki düzenekte de, net kârı Milli Savunma Bakanlığı Hava bütçesine aktarılan piyangoyu daha az masrafla yaparak ve karşılıklarını daha güvenli bir biçimde toplamak üzere daha çok bilet satarak, geliri arttırmaktadır.

Göçmen Piyangosu Ortaklığı (1951)

Göçmen Piyangosu Ortaklığı, İstanbul' da akşamları çıkan En Son Dakika Gazetesi (fiyatı 6 kuruş), 1951 Şubat ayında her gün birerden 28 kupon vermiş; bunları toplayıp gazete idaresine getiren okuyuculara, tanesi 1'er liradan hisseler satın alarak bir ortaklık kurma olanağı açmıştır. Toplanacak paralarla 7 Mart 1951 Göçmen Piyangosu çekilişi için bilet alınacak, çıkacak ikramiyelerin toplamı da, pay sahiplerine eşit olarak bölüştürülecektir.

Sonuç pek başarılı olmamıştır. 3.875 TL toplanarak, bununla 1993 tane tam, birer tane de yarım ve çeyrek bilet alınmış ve numaraları gazetede ilân edilmiştir. Çekilişte, 195 biletten 47'sine çıkan; küçük ikramiye ve amortilerin toplamı 670 TL olmuş, hisse başına 17 kuruş düşmüştür.

Untitled-2_3

 Milli Piyango Biletlerinin Görsel Tasarımı

MPİ'nin ilk 6 tertibinde, biletler değişik ( tek) renklerde kâğıt para (banknot) gibi basılmış, ancak "fevkalade" çekilişlerinde özel resimler kullanılmıştır. 7 -15' inci tertiplerde, her tertibin üç çekilişinin biletleri ayrı, yalnız renkleri aynıdır. 7 Kasım 1944 'ten itibaren başlayan tekli çekiliş biletlerinin desenleri, mevsimlere ve özel günlere vb. göre hazırlanmış resim ve grafiklerdir.

Özellikle İhap Hulusi Görey'in çizdiği biletler, estetik değerlerinin yanı sıra, sosyal tarihe de tanıklık edecek niteliktedir. 1988'de "İllerimiz" dizisi başlatılmış; bunu, fotoğraflı "Milli Saraylar" ve "Milli Parklar" dizileri izlemiştir.

Meşhur Piyango Satıcısı Nimet Abla

İstanbul'da Eminönü'nde küçücük bir dükkânda eşiyle birlikte bilet satan Nimet Abla, piyango tiryakilerinin en çok sevdiği kişiydi. Özellikle yılbaşı çekilişlerinde bilet almak isteyenler dükkânın önünde uzun kuyruklar oluştururdu. Birçok İstanbullu Nimet Abla'dan alınan biletin numarasına çekiliş öncesi bakmanın uğursuzluk getirdiğine inanır, alınan bilet, numarasına bakılmadan cebe konurdu. Bazı müşteriler de onun elinin uğurlu olduğuna inandıkları için bileti ona çektirirlerdi. Nimet Abla bilet satışından kazandığı para ile İstanbul Esentepe'de bir cami yaptırmış, 1978 yılında aramızdan ayrıldığı zaman cenazesine ondan bilet alarak şansını deneyen çok sayıda İstanbullu katılmıştı...

Nimet Abla (Özden) piyangoculuğa Tayyare Piyangosu'nun ancak 23.cü tertibinde (1937'de) başlamış olmakla birlikte, kısa sürede bütün ülkenin en tanınmış bayii haline geldi. Bu üne erişebilmek için, müşterileriyle yakından ilgilenmiş, ikramiyeleri kendi eliyle ödemiş, resimli zarflar bastırmış ve reklama büyük önem vermişti.

Milli? Kumar

Milli Piyango İdaresi, kurumun kumar tarihini ve meşhur kumarcısını renklendirerek, böyle naklediyor kaynaklarında... Hâlbuki Devlet'in resmî kurumu alenen kumar oynatırken, anayasasının 58. Maddesi de şöyle diyor: “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” Tam “Türkiye Açık Hava Tımarhanesi”ne uygun bir sahne; tavşana kaç, tazıya tut…

Hele ki, kumarın isminin “Milli” konulması, nasıl bir felakettir? Milli ve Millet kelimelerinin kökeni, İslâm'dan olmadır. İslâm hükümlerinin etrafında toplanan topluluk manasına geldiği için direk din'e ait bir mevzudur. Yani, kumarın isminin “Milli” olması, onu muteber yapmadığı gibi, dikkat edilirse dini kavramlar tahkir edilmektedir. Mevzuun diğer bir komedi tarafı da, diyanet'in gösterdiği tavırdır. Her yıl(an)başı yaklaştığında, (herhalde hazır klişeler paylaşılıyor) “Milli Piyango Haramdır” fetvaları yayınlanırken, kumardan kazanılan para ile kamu kuruluşlarına milyonlar naklediliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!. Kamuya aktarılan paralardan, bu fetvayı yayınlayanların maaşlarına bir katkı oluyor mu bilinmez; lâkin bu mevzua din adamları, gerekirse makamları sallanacak bir ortam olsa da, ciddi manada el atmalılar. Din ve din adamları ile bu şekil alay edilemez. İslâm'da haksız, alın teri dökülmeyen gelirin durumu gayet açık ve net olarak ortadayken, hususiyetle piyango talihlileri denilen bedbahtların vaziyeti gözler önündeyken, %99'u Müslüman olan bir memleketin nizamında bu rezillik kabul edilemez…

Hayatımda İki Şeyin “Milli”sini Sevmedim

Makalemizin sonunda, Türk-İslam Davası'nın yılmaz ve yıkılmaz savaşçılarından Osman Yüksel Serdengeçti'nin; 10 Temmuz 1965 tarihli, Zafer Gazetesi'nde neşredilen ve şans oyunları ( hususiyetle zamanın spor totosu ve milli piyango) ile alâkalı olarak (ne yazık ki) aktüalitesini muhafaza eden makalesini iktibas ediyoruz… Ve Serdengeçtice diyoruz ki: Hayatımda iki şeyin Millisini sevmedim; Biri “Milli” Şef, diğeri “Milli” Piyango...

Gazete bayilerinin, kitapçıların, hattâ diğer birçok esnafın, vitrinlerinde karagöz perdelerindeki kuklalara benzeyen bir futbolcu ve bir meşin top... Ben bunu görünce; Yugoslavya'dan maç yapmak için, Türkiye'ye gelen bir takımın ismi zannetmiştim, Toto'yu “Tito” okuyarak. Meğer hükümetimiz, kumarı ayağımıza kadar getirmiş de bizim haberimiz yokmuş!.

Hani, “Devlet hizmetlerini vatandaşın ayağına kadar getireceğiz” demişlerdi ya; işte sözlerinde durdular… Aferin onlara. Fakat bu hizmeti ayağa kadar getirme değil, ayağa düşürme. Resmî bir kumar olan Milli Piyango'dan sonra bir de bu...
Bu daha fena, daha feci!. Piyango ayda bir... Bu haftada mı, günde mi? Artık, eline üç-beş kuruş geçiren, doğru Spor-Toto'ya!. Stadyum, meşin top, maç heyecanı yetmiyormuş gibi, bir de bunların peşine Spor-Toto takıldı.

İddialar, tahminler, paralar, yarışlar, münakaşalar... Gazetelerin koca koca sayfaları… Spor-Toto herkesi ve her yeri istilâ etti!. Dairelerde memurlar, okullarda öğrenciler, hattâ hastanelerde hastalar, hep bununla meşgul... Bir gün sonra ameliyat olacak birisinin, toto listeleriyle uğraştığını, “Fenerbahçe bir, Beşiktaş iki” gibi bir şeyler söylediğini ben kulaklarımla duydum...
Hem de bir Spor-Toto Kanunu varmış, Meclisten geçmiş... Şu bizim Büyük Millet Meclisi, bazen ne küçük işlerle uğraşıyor yarabbi!. Spor-Toto Genel Müdürlüğü de var galiba..

Kumar-kumar, vatandaşlar, havadan para umar... Memleketin her tarafını resmî, gayri resmî kumar sardı. ‘Bir de memleket neden kalkınamıyor' deriz. Nasıl kalkınsın canım?! Neden çalışsın bu Millet?! Bütün bankalar emrimizde. Radyolarımız söyleyip duruyor; bilmem ne bankası, ne bankası, yüz lira yatırdın mı, yat gayri çalışma. Çıkmaz ayın ilk gününde zengin oldun gittin. Ne duruyorsun, bir Milli Piyango bileti al!. Millî Piyangoya yar olanlar, elbet bir gün bahtiyar olurlar... Ve sonra Spor-Toto!.. Zıpır-Toto… Doğrusu bu… Bu zıpırın girmediği yer yok. Her şeyden evvel ceplerimize musallat oluyor.

Untitled-4_2

Zavallı, avare, cebi delik millet!. Dün Yeşil Türbeden, gaipten, Hızır'dan medet umuyordu; bugün piyango numaralarından, Toto cetvellerinden, banka reklâmlarından... Şansların, talihlerin, sürprizlerin, en çok rol oynadığı memleket... Bilinmezlerin, görünmezlerin, üçlerin, yedilerin, kırkların memleketi; işte bu memleket Türkiye'dir… Atatürk'ün Türkiyesi... Ve şu meşhur söz: “Türkiye, zaviyeler, tekkeler, türbeler, dervişler, ermişler, çelebiler, dedeler memleketi olamaz.” Güzel... Onlar gitti, inkılâp oldu; anladık!. Fakat şimdi Türkiye: Totolar, piyangolar, at yarışları çekişler, çekilişler, şanslar, talihler, sürprizler memleketidir... Neler değişmiştir acaba? Hiç!. Sadece kelimeler… Falcı kadın gitmiş, yerine meşhur piyango bileti satan, herkesi zengin eden, gaipten haber veren, Müzeyyen Abla oturmuş... Yeşil türbeyi kapattık, mavi gişeyi açtık... Kerametler, âlâmetler, hızırlar gitti. Yerine şanslar, sürprizler geldi. Akrep burcu, koç burcu, bilmem ne burcu geldi!. Zihniyet, aynı zihniyet!. Şairin dediği gibi: “Âlem yine ol âlem, Devran yine ol devran!”

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. MUHSİN KAAN

    Merhaba.... Yazının başında doğrudan manasına kullanılan direk ifadesi yanlıştır; doğrusu direkt olmalıdır..

Yorum Yaz

  004412

-