Hüseyin Yağmur

HAZRETİ ÖMER’LER OLMAYA HAZIR MIYIZ?

Hüseyin Yağmur

Cumhurbaşkanımız Ak Parti Kongresi öncesi parti teşkilatlarına “Bana her ilin Ömer'lerini bulun” diye bir açıklama yapmış. Ben bu açıklamayı okuyunca Hazreti Ömer'in konumu ve bazı halleri tekrar aklıma geldi. Bu vesileyle sizlerle paylaşmak istedim.

Hazreti Ömer ilgili Peygamber Efendimiz'in (sav) şöyle buyurmş:“Benden sonra bir peygamber gelseydi bu Ömer olurdu.” (Tirmizî, Menakıb, 48)

Ebû Hureyre (ra), de   Peygamber Efendimiz'in bir başka hadisi şerifinde şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Benî İsrail'den sizden önce gelip geçenler içinden (Allah Teâlâ tarafından mülhem) öyle kimseler vardır ki,  onlar peygamber (payesinde) olmadıkları halde kendilerine haber ilham olunurdu. Eğer ümmetim içinde de bunlardan bir kimse bulunursa (ki şüphesiz bulunacaktır) o da muhakkak Ömer'dir.”

Hz. Ali (ra) de Hz. Ömer için “Onun söylediği şey (mutlaka) olacaktır.” Buyurmaktadır. Bu sözün nasıl tecelli ettiğini Tarihçi İbn-ül Esir III. cilt, 331. sahifede şöyle nakleder; “Hz. Ömer bir cuma hutbesini minberden okumaktaydı. Hutbesini irad ederken susup iki veya üç defa; “Ya Sariye, el-Cebel!” diye bağırdı. Camidekiler; “Herhalde cinnet geçirdi.” diye söylenmeye başladılar. Hz. Ömer'in hutbeden bağırması esnasında insanlar tuhaf tuhaf bakarken, Hz. Ali; “Onun söylediği şey olacaktır.” der.

Daha sonra Abdurrahman bin Avf, Hz. Ömer'e giderek;“İnsanlar seni yadırgıyorlar. Hutbe arasında; ‘Ya Sariye, el-Cebel!' diye bağırdın. Bunun anlamı nedir?” diye sordu.

 Hz. Ömer ona; “Allah'a yemin ederim ki ben, kendime hakim değildim. Onları (Sariye'nin ordusunu) bir dağın yanında savaşırken gördüm. Onları, önlerinden ve arkalarından düşman kuşatmıştı. Ben de elimde olmayarak ‘Ya Sariye, el- Cebel!' diye bağırdım ki onlar sırtlarını dağa verip savaşsınlar.”

Bir zaman sonra Sariye'nin habercisi Medine'ye geldi. O şöyle diyordu; “Ey Mü'minlerin Emiri! Biz mağlup olmak üzereydik. Bu esnada; ‘Ya Sariye, el-Cebel!' diye bir nida işittik. Bunun üzerine arkamızı dağa verdik. Ve Allah düşmanlarımızı mağlup etti.”

Hz. Ömer'in hutbeden bağırması ve Hz. Ali; “Onun söylediği şey olacaktır.” demesi böylece anlaşılır.

Hazreti Ömer halife iken bir sefer sırasında gittikleri yerde veba hastalığı ile karşılaşmaları üzerine  olayı çözme tarzı, asırlar boyu bütün Müslüman yöneticilere örnek teşkil edecek mahiyyettedir.

Gelin şimdi bu tarihi olaya bakalım: Ömer ibnü'l-Hattâb (r.a)  hicretin 17 veya 18. senesinde Şam'a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a) ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona Şam'da vebâ hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler. Bunun üzerine ordunun ne yapması gerektiği konusunda bir tereddüt hasıl oldu.

Ömer (r.a), Abdullah ibn-i Abbâs'a:“–Bana ilk Muhâcirleri çağır!” dedi.

Hz. Ömer (r.a), onlarla istişare etti ve Şam'da vebâ salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar, nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler.

Bazıları:“–Sen belirli bir iş için yola çıktın; geri dönmeni uygun bulmuyoruz” dediler.

Bazıları da:“–Müslümanların kalanı ve Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz'in ashâbı senin yanındadır. Onları bu vebânın üstüne sevketmenizi uygun görmüyoruz” dediler.

Bunun üzerine Ömer (r.a): İbn-i Abbâs'a:“–Bana Ensâr'ı çağır!” dedi.

Onlar da Muhâcirler gibi ihtilâfa düştüler.

Hazreti Ömer (r.a):İbn-i Abbâs'a:“–Bana Mekke'nin fethinden önce Medîne'ye hicret etmiş olan ve burada bulunan Kureyş Muhâcirlerinin yaşlılarını çağır!” dedi.

Onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve:“–İnsanları geri döndürmeni ve bu vebânın üzerine onları götürmemeni uygun görüyoruz” dediler.

Bu defâ Ömer (r.a) herkese seslendi ve:“–Ben sabahleyin hayvanın sırtındayım, siz de binin!” dedi.

Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a):“–Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sordu.

Hz. Ömer (r.a):“–Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebû Ubeyde!” dedi.

Zira Ömer (r.a), Ebû Ubeyde'ye muhâlefet etmek istemezdi. Sözüne şöyle devam etti:“–Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da iki tarafı olan bir vâdiye inseler, bir taraf verimli diğer taraf çorak olsa, verimli yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış; çorak yerde otlatsan yine Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?”

Tam o esnâda birtakım ihtiyaçlarını karşılamak için ortalarda görünmeyen Abdurrahman ibn-i Avf (r.a) çıkageldi ve:“–Bu hususta bende bilgi var; Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz'i:«Bir yerde vebâ olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz! Bir yerde vebâ ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız!» buyururlarken işitmiştim” dedi.

Bunun üzerine Ömer (r.a), Allah'a hamd etti ve oradan ayrılıp yoluna devâm etti. (Buhârî, Tıb, 30; Müslim, Selâm, 98)

Bu tarihi olay Hazreti Ömer'in bir devlet başkanının nasıl sorun çözdüğüne dair örnek bir olaydır. Bu tarihi olaydan çokça ders çıkarılabilir. Benim çıkardığım birinci ders; Hazreti Ömer'in konuyla ilgili müşavere etmesidir.

İkinci ders; kimlerle istişare edileceğini göstermektedir.

Hazreti Ömer'in müşaverede tercih ettiği kişilerin belirgin özelliğinin  ‘zor zamanların dava adamları' olması, dikkate şayandır.

İmam Buhâr'î'nin et-Târîhu's-Sâğîr'inde bildirdiğine göre; Hazret-i Ömer radiyallahu anh bir gün bazı arkadaşlarıyla oturmuş sohbet ederken, arkadaşlarından birisine “Şu anda gönlünden ne geçiriyorsun; neye sahip olmak isterdin?” diye sordu. O zât, “Bu ev dolusu altına sahip olup Allah yolunda harcamak isterdim” dedi.

İkinci bir şahsa “Sen ne arzu ederdin?” dedi. O da, “Bu ev dolusu mücevherlerim olsa da Allah yolunda infak etsem” dedi. Bir başkasına aynı soruyu sordu. O da öncekilerin temennilerine benzer temennilerde bulundu.

Hazret-i Ömer “Daha başka ne isterdiniz?” diye sorduğunda; “Başka ne isteyelim ki?” dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer de bir temennide bulunmuş ve şöyle demiştir: “Bana gelince, ben Ebû Ubeyde İbnü'l-Cerrâh, Muâz b. Cebel ve Huzeyfe İbnü'l-Yemân gibi bu ev dolusu adam olsa da Allah'ı insanlara tanıtmak ve insanları Allah'a kulluğa davet etmek için onları değerlendirseydim” buyurdu.

Kıssadan hisse şu: Bir ümmeti, ev dolusu altını olanlar değil, ev dolusu mücevheri olanlar, bankalar dolusu parası olanlar değil, adam gibi adamlara sahip bir topluluk yüceltir.

Aradan yaklaşık 1.500 yıl geçti. Hâlâ Ümmeti Muhammed'in en önemli meselesi adam gibi adamlara sahip olmak…

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  944844

-