15 EKİM 2018 PAZARTESİ

Selim Sözer

HELAL TUZ

Selim Sözer

Bir dostum anlatmıştı: “Bir restaurantta (İslam Ülkesinde) yemek yiyordum. Sofrada tuz(luk) dikkatimi çekti, baktım, ‘salt halal' yazılıydı.” Belli ki tuz helal sertifikası almıştı. Düşünüyorum düşünüyorum kısır döngüye giriyorum. Tuzun haramı nasıl olurdu veya nasıl helal hale gelirdi? Domuz leşinin tuz gölüne düşmesi sonucu tuzlaşması durumunda necislikten çıkacağına dair fetvalar ortada dururken tuzu haramlaştırmakta neyin nesi oluyor?

Artık tuzun da koktuğundan dem vuran ifadelerin altında da eyleşmiyoruz.

O başka bir mevzu.

“Tuz koktu” tabiri her şeyin (tuzun bile) kokuştuğunu anlatmak için icra edilen bir mübalağa sanatı. Burada sözü edilen her şeye helal/haram veya İslamî isimlendirmesi daha doğrusu yaftası ile alakalı.

İslam Ekonomisi,

İslam Sosyolojisi,

İslamî Banka,

İslamî Tatil,

İslamî Para,

İslamî Otel,

İslamî Sigorta,

İslam Anayasası,

İslam Devleti vs. vs.

Bazılarını anlamakta güçlük çekmiyorum. İslamî Tatil ve İslamî Otel gibi isimlendirmelerin otelin içkisiz ve tesettüre dikkat eden ailelerin hedef kitle olduğunu ifade etmeye yarayan ticari bir reklam olduğunu anlayabiliyorum. Bu durum İslam kelimesinin/isminin ticari reklam aracı kılınmasının müstekrehliğini (kerih, kötü görülmesi) iptal etmese de anlaşılabiliyor.

Bazılarını ise anlayamıyorum. İslam Sosyolojisi, İslamî Para, İslam Devleti, İslam Anayasası ne demektir?

Siz hiç Hindû veya Brahman yahut Hıristiyan sosyolojisi duydunuz mu? Olsa ne anlama gelirdi? Eğer cümle ile Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, Hindu veya Brahmanların yoğun yaşadığı toplumlardaki o dinin toplum üzerindeki tezahürleri kast ediliyorsa isimlendirme doğrudur.

Bu tıpkı İslam Tarihi, İslam Coğrafyası ve İslam Felsefesi kullanımlarında olduğu gibidir. İslam Felsefesi İslam'ın değil belli bir tarih diliminde, belli bir coğrafyada genellikle Müslümanların ürettiği felsefeye verilen addır. İslam Tarihi de Müslüman toplumların, onların savaşlarının, oluşturduğu kurum ve yapıların tarihidir. İslam Coğrafyası ise Müslümanların yoğun olarak yaşadığı yerlerin adı olmaktadır.

Ama İslam Sosyolojisi veya İslam Tıbbı İslamî usullerle sosyoloji yapmak tedavi üretmek anlamında kullanılıyorsa bu batıldır. Çünkü bir dinin sosyoloji veya tedavi üretme usullerinden bahsedilemez. Din öncelikle Allah'la kul arasındaki ilişkileri tanzim eder. Bu

ilişki tanzim edilmeden Yani Allah tasavvuru oluşturulmadan ve tasavvur üzerine Halik/mahluk, Rab/kul, Mabud/abid ilişkisi düzenlenmeden bir dini yaşam düşünülemez. Bundan sonra toplum ilişkilerine yani kulların kendileri hakkındaki eylemlerine sıra gelir. Din bu konuda külli/bütünsel ilkeler vazeder. Allah ve kul ilişkisini tanzim edebilmiş akıl bu külli ilkelerden neyi nasıl eyleyeceğimizin açıklamasını yapar.

İslam Dinarı veya İslamî Para ise ayrı bir garabettir.

İslamî Para ne demektir? Mesela 16. yy'da Müslümanların yaşadığı kaç ülke vardır? Mesela Kuzey Afrika'da Sa'dîler (Fas Cezayir ve Tunus bölgeleri), Memlüklüler (Mısır ve Suriye), Babür Devleti (Hindistan), Kırım Hanlığı (Kafkas Bölgesi), Safeviler (İran ve Irak'ın bir kısmı), Şeybani Özbek Hanlığı (Orta Asya) ve Osmanlılar birer Müslüman ve bağımsız devlet olarak kendi paralarını basmıştılar.

Hangisinin parası İslamî idi?

Gayrı İslamî para ile İslamî para arasında nasıl bir ayırım vardır?

Hangisi kendi devletinin İslam Devleti olduğunu söylemişti?

Her şeyin başına İslamî kelimesini koymak ne zaman ortaya çıkmıştır acaba?

Sakın bizim Batı karşısındaki hezimetimiz sonrasında aşağılık kompleksimizi gidermek için icad ettiğimiz bir isimlendirme olmasın bu İslamî kelimesi?

Bak sizdekinin en alası bizde var(dı) duygusunun/savunusunun bir tezahürü mü dersiniz? Yoksa zayıf tarihselcilik mi?1

İslam Dinarı hadisesi ise bir Euro öykünmesi midir? Rahmetli Erbakan'ın üzerinde ısrarla durduğu D 8'ler formülü G 7'lerin bir benzeri olarak gelişmiş etiketini üzerinde taşıyabilecek 8 İslam ülkesinin bir birlik şeklinde bir araya gelmesi çabasının bir ürünüdür. Bu çaba tabiî ki ortak bir para birimini gerekli kılıyordu. Gerçekleşemedi (keşke gerçekleşebilseydi). Ama üretim ve ticaret rakamları bu girişimi maalesef desteklemekten uzaktır. AB topluluğunun motor ülkesi Almanya'nın üretimi D 8 ülkelerinin toplam üretimine denktir. Gerisini siz hesap edin. Geliştirilebilir miydi? Elbette Ama olmadı.

Son söz olarak özellikle İslamî Tıpçılara ve tüm okurlarıma şunu söylemek istiyorum: Dünya bilim tarihinin yüz akı, Batılıları Avicenna lakabıyla tanıdıkları büyük İslam bilgini İbni Sina'nın meşhur tıp kitabı el-Kanun fi't-Tıbb kitabının batı dillerinde 100'e yakın tercümesi ve sadece İsrail'de 4 adet el- Kanun fi't-Tıbb uzmanı bulunmaktadır.

Peki Türkiye'deki durum nedir?

Kitabın Osmanlıdaki tercümesi olan Tahbizü'l-Mathun'dan sonra ilk cildin tercümesi 1998 yılında Prof. Dr. Esin Kahya tarafından yapılmış ve tam takım halinde 2014 yılında Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından yayımlanmıştır. İkinci baskısı 2017 tarihinde gerçekleştirilmiş olup şu anda piyasada mevcudu yoktur. Tıp fakültelerimizde İbn Sina tıbbıyla ilgili bir bölüm, araştırma enstitüsü, araştırma merkezi (bildiğim kadarıyla) bulunmamaktadır.

Gerisi havanda su dövmektir.

Su da dövmekle asla kıvama gelmez.

SELİM SÖZER - TERCÜMEİHÂL

SELİM SÖZER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  882035

-