HERKES ERDOĞAN'I YALNIZ BIRAKTI


HERKES ERDOĞAN'I YALNIZ BIRAKTI

BAKİ MURAT / MÜLAKAT

MÜLAKATIN 1.BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

Cumhuriyet tarihimizin en karanlık ve uzun saatlerini 15 Temmuz akşamı ve 16'sına bağlayan gece yaşadık. Kimilerine göre o saatlerde yaşanan bir darbe girişimiydi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere kimilerine gö- reyse basbayağı ülkeyi işgal etme kalkışmasıydı o gece ve sabahında yaşananlar. Öyle ya da böyle darbelere alışkın bir ülkede hiç yaşanmamış saatleri yaşadık. Halk olarak kendi vergilerimizle alınmış ve herhangi bir düşman saldırısı karşısında bizi koruyacağını düşündüğümüz ordumuzun silahlarıyla vurulduk. 240 insanımız şehit edildi. İki bini geçkin sayıda insanımız yaralandı. Öte yandan bu kadar ağır tabloya rağmen, ülkemizin insanları bir darbeye tam cepheden karşı durarak, eliyle, bayrağıyla, terliğiyle kanlı bir işgal girişimini püskürterek dünya tarihine adını da yazdırdı. Yani kayıplarımız kadar binlerce yıl konuşulacak bir destana sahip olma gururunu da ortaya çıkardı 15 Temmuz. Bu kanlı işgal girişimini, ardındaki CIA Patentli FETÖ örgütünü ve 15 Temmuz'un farklı alanlara yansımalarını AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk ile yaptığımız konuşmaya 2. bölümüyle devam ediyoruz.

Bunca şeyden sonra FETÖ'ye dair daha fazla ne söylenebilir?

Bu hareketi iyi okumalıyız. Bu hareket Türkiye'nin önüne konulmuş bir harekettir. Bu hareket alttan yukarı çıkan bir hareket değil. Bu hareket yukarıdan aşağıya örgütlenmiş bir harekettir. Dolayısıyla iyi kurgulanmıştır...

Yani kendi içinde bile doğal değil birilerince dizayn edildiği ortada…

Evet, bu örgüt GDO'lu ve narkozlu bir harekettir. Bu harekete baktığınızda Türkiye'nin küresel politikalar içerisinde bu harekete biçilmiş role bakmak gerekiyor. Bu hareket üzerinden Türkiye ile konuştular.

Az önce de söylediniz ‘bunlara neden bu kadar alan açıldı?' sorusu soruldu diye. Doğru bir soru sorudur bu ve herkes sormakla haklı. Ancak karşımızda bu hareket yok ki. Bu hareketi karartan arkaik bir akıl var ve o arkaik akıl Türkiye'nin istikametini belirlemek istiyor. Türkiye'nin küresel ölçekte nereye gitmesini isteyenler bu hareketi kaldıraç olarak kullanıyorlar.

Ve bu yapılırken onun doğal olmayan, GDO'lu yapısını da sürekli saklıyorlar…

Aynen öyle. Bakın ‘Türkiye'de bütün örgütlerin masaları vardı ama acaba bu örgütün hiç masası oldu mu?' diye sormak gerekiyor.  Ben tahmin ediyorum ve biliyorum ki devletimizin bu örgüte ait bir hafızası yoktu maalesef. Çünkü birincisi, kadrolara yerleştirilmişlerdi. İkincisi, iyi çocuklar psikolojisi çok önemliydi. ‘Başarılı, parlak çocuklar, altın çocuklar iyi çocuklar bunlardan zarar gelmez' deniliyordu.

Bakınız bunlar üç aksta toplumun sosyal psikolojisini iyi yönettiler. Bir, Eğitim üzerinden çocuklarımızı aldılar. Onların okullarından gelenler hep iyi yerlerde okudular. Çok başarılı oldular. İki iş adamları üzerinde parayı kontrol ettiler. Üç, yurtdışındaki Türk okulları yalanının arkasından bizim milli psikolojimizi yönettiler. Ve bu otomatikman neredeyse devlet eşittir bunlar psikolojisini egemen olmaya başladı. Sayın Erdoğan'ın bu konudaki kararlı duruşu olmasaydı bu oyun anlaşılmayacaktı. Bu konudaki kahramanımız Sayın Cumhurbaşkanıdır. Devletin Bekasının zirvesi Sayın Erdoğan'dır. Eğer Erdoğan karakterinde bir liderimiz olmasaydı devlet çökmüştü. Onun için şartsız ve hesapsız Türkiye'de yerli ve milli olan herkes bilmelidir ki Sayın Erdoğan millidir ve geleceğimiz için çok mühimdir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paralel devlet vurguları çok insanı rahatsız etti

Cumhurbaşkanı bir televizyon konuşmasında 3-4 yıl öncesine kadar dahi FETÖ'ye dair çok olumsuz şeyler düşünemeyeceğini söyledi. 3-4 yıl gerisini düşündüğümüzde bu 17-25 Aralık operasyonun olduğu zamanlara denk geliyor. Öte yandan FETÖ'nün Terör Örgütü olarak ilanı ise çok yakın bir zamanda, yanılmıyorsam 26 Mayıs'ta gerçekleşen MGK'da oldu. Peki, fark edilen bir tehlikeyi Terör Örgütü ilan etmek için (en azından) 3-4 yıl neden beklenildi?

O süreç için “Devlet Başkanımızın liderliğine bütün kadrolar ayak uydurdu mu” sorusunu sormamız gerekiyor. Üzgünüm ama uydurmadı. 17-25 Aralık aslında bir 15 Temmuz türevidir. İkisi arasındaki tek fark tank, uçak, helikopter yok, vatandaşa sıkılan kurşun yok ama mantık olarak hedef aynıdır. Ve o kalkışmayı gerçekleştirenler de devletin içerisinde yuvalanmış örgüt mensuplarıdır.

Hedef nedir?

AK Partiyi Erdoğansızlaştırmak Türkiye'yi Erdoğansızlaştırmaktır. Erdoğansızlaşan bir Türkiye'nin tüm iddialarını çökertmek, devleti çökertmektir. 17-25 Aralık'tan sonra da Sayın Erdoğan'ın kararlılığına herkes ayak uydurdu mu sorusunu soralım. Herkes için soralım. Siyasette de kamu yönetiminde de yerel yönetimlerde de soralım.

Şimdi açık açık soruyorum, herkes için soralım “Siyasette Sayın Erdoğan'ın bu kararlı duruşunu aşağıya indirmemek için kimler gayret sarf etti? Siyasette kimler gayret etti? Kamu bürokrasisinde kimler gayret etti? Ve yerel yönetimlerde kimler gayret etti?

Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın bu konudaki paralel devlet yapılanması vurguları kimleri rahatsız etti? Kim ‘abartıyor' dedi, kim ‘abartıyor' diyerek hâlâ Erdoğan'ın bu kararlı mücadelesine ortak olmayıp, hâlâ bu örgüt mensuplarını Bakanlıklarında, belediyelerde, siyasette koruyor?

Sahi kim bunlar?

Bunlar kim olduğunu herkes biliyor. Şimdi herkes kahraman, şimdi herkes tasfiye yapmanın ve tasfiye sürecinden sonra kahraman olmanın peşinde. Üç yıldır neden uyudunuz? Sizi uyutan sebep akrabalık bağınız mı? Sizi uyutan sebep iş ortaklıklarınız mı? Sizi uyutan sebep okul arkadaşlıklarınız mı? Sizi uyutan sebep Pensilvanya'ya gidip çektirdiğiniz fotoğraflar mı? Yoksa ne?

Eğer söylediğiniz gibi son üç yıl boyunca Sayın Erdoğan'ın bu konudaki kararlılığına herkes ayak uydursaydı 15 Temmuz gelmeyecekti. Kim mahkemenin gönderdiği davetlere, yazılara cevap vermedi? Kim ‘bu iyi çocuktur' diyerek hâlâ korumaya devam ediyor? Kim 17-25 Aralıktan sonra yerel seçimlerin sonuçlarını bekleyip, altındaki bürokratları seçim sonuçlarına göre görevden almak için harekete geçti? Eğer 30 Mart seçim sonuçlarında AK Parti zayıflasaydı unutmayalım ki bu örgüt 15 Temmuza yine ihtiyaç duymayacaktı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “çatı aday” kazanmış olsaydı 15 Temmuz'a ihtiyaç duymayacaklardı. Devleti teslim almak için her türkü kirli ittifakları mevcuttu zaten. Dolayısıyla Sayın Erdoğan'ı bu süreçte bu mücadele yalnız bırakanlar hem bu dünyada hem de ahrette mutlaka hesaplarını verecekler. Ve şimdi halen dahi ısrarla söylüyorum koruma gayreti var. Halen bu silahlı terör örgütünün ihanetini 15 Temmuz'da görmüş olmalarına rağmen koruma gayreti var. Vazgeçsinler.

Örgüt üyeleri hâlâ korunuyorlar ve kriptolaşıyorlar!

15 Temmuz sonrası devletin her kademesinde haklı olarak işten el çektirmeler başladı. Rakam 70 binleri aşmış olmasına rağmen alınan kişilerin nitelikleri, görevleri hakkında kamuoyunun çok bilgisi yok. Siz de şikâyetlerinizi açıkça ifade ettiğiniz bu konuya dair ne diyeceksiniz?

Evet, haklısınız. Yukarıdakiler nerede? Atıyorum üst düzey bürokrat onların adamı siz bu adama o kurumdaki paralelcileri tasfiye görevi veriyorsunuz. Bu nasıl bir aymazlık? Yerel Yönetimlerde alttaki işçileri anladık peki üsttekiler nerede? Üstekiler neden gitmiyor?

Öyle ya alt düzeyde kısmen etkisiz elemanları attığımızda tehlike hâlâ geçmiş olmuyor...

Evet, ortadaki meselede basiretli davranılmazsa bu örgüt sıradan bir örgüt değil. Bir casusluk şebekesi bu.

Peki, yapılması gereken bu temizlikte ideal mücadele şekli nasıl olmalıdır?

Bir kere sakin, soğukkanlı olunmalıdır. Adaletli olunmalıdır. Bu örgütün devletteki üst düzey, orta düzey ve alt düzey yönetici kadrolarının sokaktan gelen bilgilerle kamu kaynaklarında gelen bilgilerle tespit edilip okul arkadaşlığına, akrabalığa, dostluğa bakmadan tasfiye edilmesi lazımdır. Bir kere bunların yönetici kadroları devletten tasfiye edilmelidir. Hala korunuyorlar ve kriptolaşıyorlar.

Yani görevden el çektirmelerden sonra, liyakat ve adaletli temelli eli yüzü düzgün bir insan kaynakları programımız olacak, öyle mi?

Kesinlikle bir kere bu süreçten çıkacak önemli rahmetlerden birisi de devlet ehliyet, liyakat ve adalet esaslı yönetilecek bir güçtür. Türk devlet geleneğinde sivil ayak her daim güçlüdür. Topluluklar vardır, toplulukların kanaat önderleri vardır, liderleri vardır. Ancak toplulukların kanaat önderleri ve liderleri devlete dâhil olurlar, müdahil olamazlar. Türk devlet geleneğinde sivil yapılar devlete dâhildir müdahil değildir. Bu örgüt devlete müdahil olmaya kalkmıştır ve devleti teslim almaya kalkmıştır dolayısıyla bundan sonra ki süreç için son derece yetenekli bir insan kaynağımız var ve devletimiz liyakat ehliyet ve adalet esaslı bir sitemi kolayca kuracaktır. Çünkü bu devlet kendisine müdahil olmak isteyen hiç kimseyi yakını ya da uzağı olmasına bakmazsınız affetmemiştir, affetmeyecektir de.

DEVAMI YARIN...

MÜLAKATIN 1.BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

 

Yorum Yaz

  521112

-