28 ŞUBAT 2020 CUMA

HİLYE NEDİR?

'Hilyemi gören Beni görmüş gibidir. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah ona cehennemi haram kılar; o kişi kabir azabından emin olur, mahşer günü çıplak olarak haşredilmez'Sözlüklerde anlamı süs ve ziynet olarak karşılanan hilye, İslam sanatlarında Hz. Peygamber'in fiziksel özellikleri ve güzelliğini sade bir dille detaylı biçimde anlatan eserlere verilen genel addır.


HİLYE NEDİR?

Asırlar boyunca hilyeler, şemail eserleriyle birlikte Hz. Peygamber'in aziz hatırasını yaşatma ve O'nun örnek kişiliğini sonraki nesillere aktarma konusunda önemli bir işlevi yüklenegelmişlerdir. Tür olarak zaman zaman birbirlerine karıştırıldıkları da görülen şemail ve hilyelerin arasındaki temel fark kısaca şu şekildedir: Şemail eserlerinde konu edilen Hz. Peygamber'in beşerî yönü, yaşama üslubu ve şahsi hayatıdır. Bu bağlamda şemailler kişisel portreler olarak karşımıza çıkarlar ve hilyelerden çok daha hacimli eserlerdir.(İlk dönem eserlerinde şemail ve hilye arasında kesin bir ayrımdan söz edemeyiz. Kimi kaynaklarda şemail teriminin hilye yerine kullanıldığı da görülmekteydi.  Öte yandan şemâillerde hilyelerde ele alınan Hz. Peygamber`in fiziksel özellikleri de yer alabiliyordu ve şemâiller hilyeleri de kapsayıcı nitelikteydi.) Tarihi süreç içerisinde ise şemail ve hilyenin ayrı ayrı anlatım tarzları olarak kendi kulvarlarında rafine örnekler verdikleri görülmektedir.

Hilyelerde ise yukarıda belirttiğimiz gibi sadece Hz. Peygamber'in fiziksel özellikleri ele alınır. Ayrıldıkları bir diğer nokta ise hilyelerin zamanla yazılı metin formundan görsel levha formuna doğru tekamül edişidir.

"Hilyemi gören beni görmüş gibidir"

Müslümanlar arasında hilyelerin gördüğü yoğun ilgi çeşitli sebeplerle açıklanıyordu. Ancak bunlardan en önemlisinin Hz. Ali'den rivayet edilen, "Hilyemi gören Beni görmüş gibidir. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah ona cehennemi haram kılar; o kişi kabir azabından emin olur, mahşer günü çıplak olarak haşredilmez" mealindeki hadis olduğu kuşkusuzdur.  

Hilye Geleneğinin Ortaya Çıkışı

Prof. Dr. Uğur Derman hilye geleneğinin ortaya çıkış serüvenini şu şekilde özetliyor: "İslam inancı, putlaştırılabilecek kimselerin tasvirlerinden şiddetle kaçınmıştır. Bu sebeple, bir kaç asılsız minyatür dışında hiç kimse Rasûlullah'ın resmini çizmeye cesaret edememiştir. Hıristiyan âleminde Hz. İsa için uygulandığı gibi hayali bir resim yapmaktansa, sahih tariflerden hareketle İslam Peygamberini hilyesinden öğrenip anlatmak; her inananın, gönlünde beliren şekliyle yaratılmışların bu en yücesini tasavvur ederek bağlanmasına vesile olmaktadır. Bu ise, putları yıkan bir iman anlayışı için elbette daha gerçekçidir."

Hilyeler ilk zamanlarda küçük yazılı metinler olarak ortaya çıkmışlardı. Bir sevgi ve sadakat nişanesi olarak, yazılan bu hilye metinlerini önceleri mü'minler kalpleri üzerindeki göğüs ceplerinde taşırlardı. Ancak Osmanlı dönemine gelindiğinde hilye geleneği asıl ihtişamlı örneklerini levhalar üzerinde verecektir.

Divan edebiyatında da hilye yazıcılığının rafine örneklerini görmek mümkündür. Osmanlı şairlerinin bu alanda çığır açıcı rol üstlendikleri artık genel kabul gören bir durumdur. Divan şiirindeki ilk manzum hilye örneği ise Hakanî Mehmed Bey'e ait olandır. Günümüzde de ilgi görmeye devam eden eser Hilye-i Hakanî olarak isimlendirilmiş, Ziya Paşa ve Muallim Naci gibi edebî görüşleri birbirlerine zıt büyük şairler bile eserin ihtişamı konusunda mutabık kalmışlardır.

Yapraklardan levhalara

Allah Rasûlü'nü anlatmak üzere Miraciye, Muhammediye ve Mevlid gibi pek çok özgün edebî türün doğuşuna vesile olan Osmanlı sanatkârları hilyeler için de özgün bir form olarak levhaları ortaya koymuşlardır.

Bugün hilye denilince akla gelen levha formunun ilk olarak Hattat Hafız Osman tarafından 1668 yılları dolaylarında ortaya konulduğu kabul edilmektedir.

Divan edebiyatında da hilye yazıcılığının rafine örneklerini görmek mümkündür. Osmanlı şairlerinin bu alanda çığır açıcı rol üstlendikleri artık genel kabul gören bir durumdur. Divan şiirindeki ilk manzum hilye örneği ise Hakanî Mehmed Bey'e ait olandır. Günümüzde de ilgi görmeye devam eden eser Hilye-i Hakanî olarak isimlendirilmiş, Ziya Paşa ve Muallim Naci gibi edebî görüşleri birbirlerine zıt büyük şairler bile eserin ihtişamı konusunda mutabık kalmışlardır.

Hilye rivayetleri

Hilye yazıcılığında en çok Hz. Ali ve Hz. Hasan'ın rivayetleri güvenilir kaynaklar olarak esas alınmıştır. 

Hz. Ali'nin torunlarından İbrâhîm b. Muhammed rivâyet ediyor: Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz'i anlatırken O'nun şöyle tavsîf ederdi:

"Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de içiçe girmişçesine kısa idi; O, bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Tombul yüzlü ve yumru yanaklı değildi; yüzünde hafif bir değirmilik vardı. Mübârek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; kemiklerinin eklem yerleri ile omuz başları iri yapılı idi. Vücûdu tüysüz olup, göğsünden göbeğine doğru inen ince bir tüy şeridi vardı. El ve ayak parmakları kalınca idi. Yürürken, meyilli ve engebeli bir yerde yürürcesine ayaklarını sertçe kaldırırlar (sürümezler) ve adımlarını genişçe atarlardı. Bir kimseye baktıkları zaman, yalnızca başlarını çevirerek değil, bütün vücudları ile o tarafa yönelirlerdi. Sırtında kürekleri arasında "Nübüvvet Mührü" vardı. Bu, O'nun, peygamberler zincirinin son halkası oluşunun nişânesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabîatlisi ve en arkadaş canlısı idi. 

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  663948

-