23 EYLÜL 2019 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

HÜSEYİN KAZIM KADRİ BEY’İ ANARKEN

Hüseyin Yağmur

İsmail Kara'nın Pendik Belediyesi tarafından tertip edilen ‘Hüseyin Kazım Kadri' konulu sempozyuma tebliğ olarak sunduğu metni belediye yayınları tarafından neşredilmesinden sonra okuyunca  onu anma duygusu tekrar gündemime geldi.

Esasen ban daha önce ‘Tarihi Kahramanlar Yazar!' başlıklı yazı serimde bir kahraman olarak ondan bahsetmiştim. İsmail Kara'nın  ‘Âkif için Bir Muhlis-i Sâdık:  Hüseyin Kazım Kadri'  isimli çalışmasını okuyunca ondan seçtiğim bazı   bölümleri sizlerle paylaşmak istedim

Kitaptan alıntılara geçmeden önce Hüseyin Kazım Kadri Bey'in özgeçmişine kısaca göz atalım:

Hüseyin Kazım Kadri Bey: (1870-1934)

Hüseyin Kazım Kadri Bey,1870 yılında İstanbul Beylerbeyi'nde doğdu. Babası Trabzon valilerinden Kadri Bey'dir. Soğukçeşme Askerî Rüştiyesinde ilköğrenimini, Mülkiye Mektebini, İzmir İngiliz Ticâret Mektebini bitirdi. Kendi kendini yetiştirdi. Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Lâtince ile Grekçe yâni Rumca'yı öğrendi. Zirâat tahsili için Almanya'ya gitti. Dönüşünde, Aydın vilâyeti Muhâsebe Kaleminde, İstanbul Mâliye Nezâreti Mektûbî Kaleminde ve Hâriciye Nezâretinde memurluklarda bulundu. Dârüşşafaka Lisesinde astronomi öğretmenliği yaptı. Bir sene Manisa'daki çiftliklerine çekilerek çiftçilikle uğraştı. 1908'de Meşrûtiyet'ten sonra Tevfik Fikret ve Hüseyin Câhid ile Tanin Gazetesi'ni çıkardı. Samsun, Selânik mutasarrıflıklarında, Halep vâliliğinde, İstanbul Şehreminliğinde, vâli vekilliğinde, Selânik vâliliğinde çalıştı. 1912'de Meclis-i Mebusân'a Manisa mebûsu olarak girdi. İttihatçılar tarafından tekrar Selânik vâliliğine gönderildi (1912). Rumeli Balkan Harbi ile kaybedilince, İttihatçılarla arası açıldı ve Beyrut'a gitti (1914). Büyük Türk Lügati'ni hazırlamaya başladı. Sûriye'nin Osmanlı İmparatorluğundan ayrılması üzerine, yerliler tarafından Beyrut vâliliği teklif edildi. Fakat kabul etmedi. İstanbul'a gelerek yeniden siyâsî mücâdeleye başladı. Mütârekede Meclis-i Mebûsan'a Aydın mebûsu olarak girdi ve ikinci başkan oldu.İşgâl kuvvetlerince meclisin dağıtılması üzerine, aynı sene, Tevfik Paşa kabinesinde Ticâret, Zirâat ve Evkaf nâzırlıklarında bulundu. Ankara hükümeti ile olan anlaşmazlığı çözmek için Müşir Ahmet İzzet Paşa başkanlığındaki heyette bulundu. Bilecik mülâkâtında uzlaşmanın imkânsız olduğunu görerek istifâ etti.(biyografi.net)

Hüseyin Kazım Bey son yıllarını Beylerbeyi'ndeki yalısında çalışarak geçirdi. Dinlenmek üzere gittiği Tarsus'ta 17 Ocak 1934'te vefat etti. Naaşı İstanbul'a getirilerek Beylerbeyi Küplüce Mezarlığı'na defnedildi. Kitaplarını ölümünden iki yıl önce Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi'ne vakfetmişti. Neşredemediği kitap, makale, tercüme ve hâtıraları ise kızı Rikkat Kunt tarafından Türkpetrol Vakfı'na verildi.

Hüseyin Kâzım Kadri Bey'in Şahsiyeti

Yakın çevresinde Mehmet Âkif'ten Tevfik Fikret'e, Hüşeyin Cahit'e, Talat Paşa'ya, Abdullah Cevdet'e, Ziya Gökalp'e, Fatin Gökmen'e, Abdülaziz Mecdi Tolun'a varıncaya kadar dönemin değişik fikir akımlarına ve meşreplerine mensup insanlar vardı.Zaten zor beğenen, fikrinden vaz geçmeyen, ahlâklı, musır ve prensip sahibi bir insandı. Fakat ilm ü irfan gibi, samimiyet gibi, sa'y u gayret gibi, memleket için adanmışlık gibi, sanat gibi bir hususiyeti olanlara meftundu. (Kara,2017:14)

Babası gibi gerektiğinde sert tedbirlere başvurmaktan çekinmeyen ve özellikle idarecilik yaptığı yerlerde, haksızlıklar ve yolsuzluklar konusunda mahallî eşraf ve idarecilerle çok mücadele eden Hüseyin Kâzım halk tarafından çok sevildiyse de İstanbul hükümetini ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni memnun edemedi. Görev yaptığı bölgelerdeki Cemiyet mensupları da, menfaatları haleldar olduğu ve istedikleri gibi at oynatamadıkları için ondan değildi ve merkeze devamlı şikâyetlerde bulunuyorlardı.. (Kara,2017:27-28) 

Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye'nin 16 Kânunisâni 1324'te teşekkül eden 10 kişilik yeni Meclis-i İdare Heyeti'nde Sait Halim Paşa ile birlikte Hüseyin Kâzım da yer alacaktır. (Kara,2017:20)

"İtikatça Selefiyyeden olduğu kadar amelce halefiyyeden (idi). Mevlâna'yı, Muhyiddin [İbn Arabî'y]'i, Sadî'yi baştacı edinirken; İbn Teymiye'yi, İbn Kayyımu'l-Cevziye'yi de gözünden ayırmaz[dı]...” (Muallim Vahyî). (Kara,2017:58)

Dostlarının Anlatımıyla Hüseyin Kâzım Kadri Bey

İsmail Müştak da o günleri yaşamış biri olarak Tanin 'deki Hüseyin Kâzım'ın portresini şöyle çizmeye çalışıyor: "Sokaklar hürriyet naralariyle ve intikam taşkınlıklariyle çınlarken Tanin idarehanesinde ve Tevfik Fikret'in nezaret-i tahririyesi altında üç beş arkadaş çalışıp dururlardı. Bunlar arasında öteki arkadaşları gibi beyaz bir işçi gömleğiyle arasıra cebinden çıkarıp elini daldırdığı kirli para kesesiyle ve kulağından hiç ayrılmayan siyah bir kurşun kalemiyle bir adam dolaşırdı. Bu adam Hüseyin Kâzım'dı. Kafasından ziyade kesesiyle çalışıyor zannolunan ve masa başından ziyade makine odasında vaktini geçiren bu adamda idealinin esiri olmuş bir misyoner hali vardı. Beylerbeyi'ne işleyen son vapurun zamanına kadar iş başında kalan ve haftada bir defa muharrir ve amelenin ücretini dağıttıktan sonra kirlenmiş gömleklerimizi koltuğuna alarak evine yıkatmağa götüren Hüseyin Kâzım'ı (…)”. (Kara,2017:25) 

Eşref Edip Hüseyin Kâzım'ı anlatırken bazı vasıflarını ve hususiyetlerini sıralar:

”(...) Nevi şahsına münhasır bir zat. Ateşli bir zekâ, her duyduğunu, gördüğünü zabt eden geniş bir hafıza. Deniz gibi derin bir bilgi. 'Merhaba kör kadı' diyecek derecede müfrit bir doğruluk. En ufak bir haksızlığa katlanmayan bir hakcılık. Heyecanlı bir mizac. Düşkünlere mümkün olan yardımı yapmaktan zevk alan, dostları için daima iyilik düşünen bir fıtrat.. (Kara,2017:53:54) 

Mahir İz'in anlattığına göre bir gün Âkif'le birlikte Hüseyin Kâzım'ın evine gitmişler, ev sahibi yakın dostu olan misafirine hürmeten bütün sohbet boyunca kapıya yakın bir yerde, emre âmade bir şekilde oturmuş. Hasan Basri Çantay da başka bir şey anlatıyor. Hüseyin Kâzım Milli Mücadele yıllarında -muhtemelen Bilecik mülakatı sonrasında- Ankara'ya gidiyor (zorla götürülüyor) ve Tacettin Dergâhı'na uğrayıp dostu Âkif'i ziyarete varıyor. Hasret gideriyorlar. Döneceği günün akşamı da veda için uğruyor. Sabahleyin Âkif Hasan Basri ile kadim dostunu yola vurmaya gidiyorlar. Fakat araba birkaç saat önce yola çıkmış. Âkif hiç tereddütsüz tek başına yola koyuluyor ve üç saat yaya yürüdükten sonra yolculara ulaşıyor ve vedalaşıp dönüyor. (Kara,2017:55) 

Hüseyin Kâzım Kadri Bey'in Eserleri

Hüseyin Kâzım Bey, ikinci defa tayin edildiği Selanik Valiliği'nden ayrıldıktan sonra İttihat ve Terakki ile, bir müddetten beri zaten pek iyi olmayan arası iyice açıldı. 1913 'te Müdafaa-yı Milliye Cemiyeti'ne aza oldu ve çalışmalarına katıldı. İstanbul'daki boğucu siyasî havaya daha fazla dayanamayarak ailesiyle birlikte Beyrut' a göçtü (1328/1913). Büyük Türk Lügati için çalışmalarını yoğunlaştırdı. Kütüphanelerden, Arap bilginlerden, Hıristiyan din adamlarından ve kilise kütüphanelerinden yararlandı. (Kara,2017:29) 

1933'te kaleme alınan ve müellif hattıyla Arap harfli elyazması Türk Petrol Vakfı Kitaplığı'nda bulunan eser Ziya Gökalp ve Türkçülüğün Esasları adını taşıyor. Esas olarak Türkçülüğün Esasları'nın ilk bölümü için yazılmasına rağmen konu çerçevesinde önemli bir tenkittir. Kitapta "Türkçülük-Milliyetçilik” hareketi siyasî ve kültürel açıdan ele alındıktan sonra Gökalp'in görüşleri tenkit ediliyor. Özellikle millet-ümmet, halkaydın, halk kültürü-saray kültürü, mektep-medrese, Osmanlıca-Türkçe... Ayırımları konusunda geliştirilen ve yer yer sertleşen tenkitler zengin bir birikime dayanıyor. (Kara,2017:46:47) 

Mehmet Akif, Safahat isimli eserinde Ondan şöyle bahsederek bir anlamada hayatını özetlemiş oluyor:

— Bakalım şimdi makamında görün Kadri Bey'i;

Zorlu vâliydi herif...

İlme de vardır emeği. (Kara,2017:62) 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  416358

-