28 ŞUBAT 2020 CUMA

İBNÜ’N-NEFÎS’İN ROMAN KAHRAMANI HZ. ADEM Mİ?

İbnü’n-Nefîs’in, Fâżıl b. Nâŧıķ da denilen er-Risâletü’l-Kâmiliyye fi’s-sîreti’n-Nebeviyye adlı romanı dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Kâmil adındaki roman kahramanın bilgiye ve inanca nasıl ulaştığı işleniyor.  


İBNÜ’N-NEFÎS’İN ROMAN KAHRAMANI HZ. ADEM Mİ?

Eserin temelini meydana getiren dört bölümün konuları şunlardır: 1. Kâmil adındaki insanın keyfiyyeti ve nasıl oluştuğu, onun bilgiyi nasıl

elde ettiği ve nübüvvet bilgisine nasıl ulaştığı; 2. Kâmil'in son peygamberin hayatıyla ilgili şeyleri nasıl bildiği; 3. Kâmil'in dinin ahkâmıyla ilgili bilgilere nasıl ulaştığı konusu; 4. Son olarak da Kâmil'in, son peygamberin vefatından sonra meydana gelecek olayların bilgisine nasıl ulaştığıyla ilgilidir.

1-Kâmil'in oluşumu: İbnü'n-Nefîs'in Kâmil diye anlattığı şahsın ilk insan olma ihtimali gözden uzak tutulmaması gereken bir konudur. Kâmil'in eserde resmedilen yaratılış hikâyesiyle düşünürümüz, ilk insanın yaratılma sürecinin hangi aşamalardan geçtiğini anlatmaya çalışmış gözükmektedir. İlk insanın (Kâmil) meydana gelişini, İbnü'n-Nefîs, kendine has üslubuyla anlatırken, diğer insanların meydana geliş sürecini karşılaştırarak bu konuyu tahlil etmektedir. İbnü'n-Nefîs'in Kâmil'in yaratılışından bahsederken, onun Hz. Âdem olup olmadığı hakkında herhangi bir imada bulunmadığı da dikkat çekmektedir. En azından şunu söyleyebiliriz; yazarın bu risalede Hz. Âdem'in ismine bir referansta bulunmadığı açıktır.

İbnü'n-Nefîs'in üzerinde önemle durduğu husus, Kâmil'in yani ilk insanın, tabiattaki pek çok bileşimden meydana gelerek Allah tarafından yaratıldığıdır. Bu yüzden, Allah, bir insanın organlarını bu yapışkan maddenin parçalarından ve insanın vücudunu da o parçaların tamamından yarattı. Bu toprak ısındığında, ondan çokça duman buharlaştı ve bu buharın bir kısmı, insan ruhunun yapısına benzer şekilde ince ve uçucuydu; insani ruh bundan meydana gelmiş ve insanın şekillenmesi tamamlanmıştı.”

İbnü'n-Nefîs'in referansı Kur'an

İbnü'n-Nefîs, varlık âleminde tekâmülün olduğunu savunan âlimlerin görüşlerinden farklı olarak, insanın yaratılış sürecinde herhangi bir hayvana referansta bulunmamaktadır. Onun eserinde hikâyeleştirdiği insanın yaratılış evreleri, Kur'anî bir sıralamayı takip ettiğini göstermektedir. İnsanın yavaş yavaş şekillendiği ve doğanın bir çocuğu olarak yani tabiatın içinde var olan bir varlık olarak Allah tarafından yaratıldığı vurgulanmaktadır. İbnü'n-Nefîs'in burada antik Yunan geleneğindeki dört temel öğe olan su, toprak, ateş ve havaya vurgu yapması gözlerden kaçırılmaması gereken bir husustur. Bu gelenekte; cansız varlıklardan insana kadar bütün mevcudat, bu dört temel öğenin bileşiminden müteşekkildir.

Örneğin Aristoteles'e göre; su, toprak, ateş ve havadan oluşan bu dört temel öğenin, sıcaklık, soğukluk, yaşlık ve kuruluk diye bilinen dört nitelikle çok yakın münasebeti vardır. Ateş, sıcakla kurunun; hava, sıcakla yaşın; su, yaşla soğuğun; toprak da soğukla kurunun etkisiyle oluşmuştur. Öyle ki, eski hekimlere göre, insandaki organizmaların oluşumunda bu dört öğe ve niteliklerin rolü yadsınamaz. İbnü'n-Nefîs de hekim olduğundan dolayı bu özelliklere vurgu yaparak insanın oluşumunu açıklamaktadır. Her bir nitelik insanın bir uzvunun veya bir yönünün oluşmasına karşılık gelmektedir. Kısacası onun Fâdıl b. Nâtık'ı, doğanın bir öğrencisi konumundadır. İbnü'n-Nefîs ve ondan önceki hekimlerde bu görüşlerin hakim olduğunu görmekteyiz.

İbnü'n-Nefîs Kur'an'daki ayetleri de göz önünde bulundurarak ilk insanın oluşumunu açıklıyor

İbnü'n-Nefîs, mağarada meydana gelen Kâmil'in oluşumunun ana rahminde şekillenen insandan farklı olduğunu da belirtmeyi ihmal etmez. Eğer bir karşılaştırma yapılacaksa bu, yumurtadan çıkan bir civcivle mukayese edilmelidir. İbnü'n-Nefîs, bu karşılaştırmayı şöyle anlatmaktadır: “Bu insan, rahimde oluşan insana göre bir kaç yönden farklıydı. İlk olarak; bu insanın meydana gelişi, yumurtadaki civcivin oluşumuna benzemekte; mağara yumurtanın kabuğu, içindeki maddeler de yumurtanın sarısı ve beyazı mesabesindeydi. Civcivi oluşturan bu parçalarla, organların yapısı birbirine benzer özellikteydi. Diğer parçalar da, civcivin şekillenme sürecinde onun beslendiği şeylerin, daha önce bahsi geçen parçaların, yapısına benziyorlardı. İkinci olarak; bu insanın

bedeni çok büyük olması gerekir, çünkü, organlarının oluştuğu parçalar büyüktür. Bu, rahimdeki meni parçalarından oluşan ceninin organlarının tersineydi. Üçüncü olarak; bu insan, mağarada kaldığı süre içinde beslendiği madde boldur ve aynı şekilde orada kalbine canlılık veren hava çoktur. Bundan dolayı o, organları kuvvetleninceye ve kavrayışı, hareketleri güçleninceye kadar mağarada kalabilecekti. Bu sebeple o, mağaradan çıkıncaya kadar, rahimde şekillenen bir insandan farklı olarak, hareketlerinde ve algılamasında 10-12 yaşlarındaki bir çocuk gibiydi. Bu insanın mağaradan çıkışı, civcivin yumurtadan çıkışına benzer. Mağaradan çıkma isteği oluştuğunda, ellerini ve ayaklarını hareket ettirdi. Bu hareketlenmeden önce mağaranın girişini kapatan toprağın bir kısmı yıkılmıştı. Bundan dolayı, bu insanın hareketiyle mağaranın kapısı kolayca delinip geçildi ve oradan çıkıncaya kadar bu insan sürünüyor ve emekliyordu.”

Yarın: Romanın ikinci kısmında Kâmil'in bilgiyi nasıl elde ettiği işleniyor.

Yorum Yaz

  406664

-