26 EYLÜL 2017 SALI

Nâşirden

İNGİLİZCEMİZ İYİ DEĞİL, ÇÜNKÜ İNGİLİZ DEĞİLİZ

Nâşirden

Filhakika şu an asıl mesele talebelerimizin İngiliz lisanını öğrenmeleri değil, çocuklarımıza dedeleriyle bile anlaşabilecek bir lisanı öğretememiş olmamız. Çıplak ayaklı analar, yiğit bacılar, vatanperver gençler, yani bilcümle maddiyatı zayıf olduğu için “fukara” olarak nitelenen lakin gönlü zengin ve de hiçbir sömürge lisanı bilmeyen zat-ı muhterem ve muhteremeler, 15 Temmuz'da namahremlerle işbirliği yapıp ‘Bilâd-i Rum'u yani ‘Bilâd-i İslam'ı' işgale yeltenen iç düşmanlara karşı cansipârâne mücadele ederken kimi şehid, kimi de gazilik mertebesine yükselmiştir.

Mehmet Akif İstiklâl Marşı'nda “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ” diye sual ederken, biz de ‘millet 15 Temmuz gecesi vatan cehdinde iken, medeniyet maskesine sığınan batı okullarından şatafatlı şahâdetnâmeler almış ve sömürge lisanlarının pek çoğunu bilenlerin çoğunluğu neredeydiler' diye soralım.

Maharet sabilerimize başkalarının lisanını öğretmek değil, kendi lisanımızı hiç olmazsa bir önceki kuşakla anlaşabilecek, herkese meramını anlatıp, tefekkür ve ilmimizi yükseltecek Türkçe öğretebilmektedir. Biz buna muvaffak olamadan, son birkaç asırda yaşanan kan ve vahşetin müsebbibi -yani faili- olan milletlerin lisanını öğrenmek için bu denli gayret sadece fuzulî değil, aynı zamanda yanlış bir yoldur.

Bize düşen öncelikle kendimizin zengin lisanımızı tahrife memur kılınmış Agop Dilaçar'ın ifsad ettiği Türkçemizi mümkün olduğunca aslına rücu ettirerek, geçmişle kopan irtibatımızı yeniden tesis etmek ve sadece batılıların istifade ettiği kütüphanelerimizde herkesi dehşete düşürecek muazzam külliyattan faydalanacak hâle getirmektir. Bundan muradımız, sadece 18 veya 15'inci asrın Türkçesi değil, hiç olmazsa 20'inci yüzyılın kelimelerini öğrenmek.

Beyanımızdan başka bir lisanı öğrenmeye karşı olduğumuz anlaşılmamalı. Zira asla ve kat'a yabancı lisanların öğrenilmesi ve öğretilmesine karşı değiliz. Keşke her birimiz onlarca yabancı lisan öğrenmeye muvaffak olabilsek. Ama bunun hepimiz için ne kadar gerektiği de elbette başka bir tartışma konusu. Fakat ‘İngiliz'in lisanını öğrenemedik' diye aşağılık duygusuna kapılacak da değiliz. Yabancı lisan bilmeyen biz değil, Türkçemizi öğrenmeyen Avrupalı utansın.

Daha üzücü olan şudur ki, biz Türkçeyi bilmiyoruz. Oldukça zengin bir lisanımız olmasına rağmen, kendi ellerimizle kısırlaştırdık. Yani yegâne suçlu Agop ve ona bu emri verenler değil. Profesörlerin (profesör mü dedim, iş buraya gelmişken bari kampüs, akademi, doçent, tez, yerleşkeyi de ekleyeyim ki uydurukçayı da bildiğim anlaşılsın) bile meramını anlatacak dilekçe yazamamasını bir kenara bırakıp, içler acısı halimizi bir misalle açalım.

Onur duydum” diyor pek çok kişi ve siyasetçilerimiz. Hatta Diyanet İşleri, Hz. Peygamber (s.a.v.) için “Onur yılı” ilan ediyor. Soruyoruz ne demek ‘onur'? Merak etmeyin, pek bilen çıkmayacak.

O halde bir kez daha soralım: ‘Şeref duydum' mu demek istediniz? Yoksa ‘iftihar ettim' mi? Dostlar izzet, şeref, haysiyet, nâmus, vakar, erdem, hatır, itibar, muazzez, muhterem, saygıdeğer, seciye gibi kelimeler varken, tek bildiğiniz kelime uydurukça olan ‘onur' ise, sorarım size öncelikle öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken Türkçe değil de nedir?

NÂŞİRDEN DİĞER YAZILARI

  1. Mustafa Kemal

    Bir şey sorucam;Paris,Londra.. Filan diyorsunuz ya...Hiç savaşmadan Yunanistan bayrağı çekilen Egede bulunan 150 civarındaki kayalık ve adalar için ne buyuruyorsunuz?Birde bu konuda başlık atarmısınız lütfen?.

Yorum Yaz

  088932