20 AĞUSTOS 2019 SALI

Hüseyin Yağmur

İNSANLAR VE EŞYALAR

Hüseyin Yağmur

Barış Manço'nun bir dönem dillerde dolaşan bir şarkısı vardı: “Bazen durur bakarım, şu ibret tablosuna…' diyordu Barış Manço… 

Ben de günlük hayatın kıvrımları arasında dolanırken bazen durup bakıyorum ibret tablosuna…

Eşyalar ile insanlar arasında bir büyük benzerlik dikkatimi çekiyor. Bazı insanların seçtikleri hayat tarzları, misyon ve konum ile bazı eşyalar birbirine çok benziyor. “Hık demiş burnundan düşmüş” derler ya! Aynen öyle…

Dikkatimi çeken bazı eşyaları ve benzerlikleri bugün sizlerle paylaşayım istedim.

Bazı insanlar ‘İngiliz Anahtarına ‘ benziyor.

İngiliz anahtarı, sahibinin elinde, güç ve kuvvet kullanarak, gerektiğinde hoyratça sonuç alan bir eşya… Bazı insanlar, özellikle bazı makam sahipleri İngiliz Anahtarına çok benziyor.

Bazı insanlar ‘maşaya' çok benziyor. Sahibinin elinde her türlü kullanıma açık bir vaziyette işlev görüyor.

Bazen sokaklarda yürürken karşıma kullanılıp atılmış ‘kirli eldivenler' çıkıyor.

Bazı insanları bu kirli eldivenlere çok benzetiyorum. Bu eldivenler gibi iyice kullanıldıktan sonra sokağa atılacaklarını bildiğimden o insanlara çok acıyorum.

Bazı insanlar ‘çöp tenekesi'ne çok benziyorlar.

Fatih Rıfkı Atay'ın ‘Çankaya' isimli kitabında okumuştum. Atatürk bir akşam sofrasında bir kadın misafire, yanındaki adamlardan birini kastederek şöyle söylüyor: Hanımefendi bilirsiniz, çöp tenekeleri vardır. Bazı insanlar çöp tenekelerine benzer.Ben bu adamları çöp tenekesi gibi işime yaradığından yanımda tutuyorum.

Ne elim bir akıbet! Çöp tenekesi olmak!

Bazı insanlar dişçilere taktırılan ‘protez takma dişler'e benziyorlar. Bu insanlar başkaları tarafından birilerini çiğnemek, ısırmak, yutmak için kullanılıyorlar. Halbuki takma dişlerin toplumda pek değeri yok.

Bazı insanlar ‘matkap'a benziyorlar. Bazı kavram ve değerleri delmek için ustaca ve acımasızca kullanılıyorlar.

Askerde bölük komutanımızın lakabı matkaptı. Emrindeki askere sık sık “Oyarım ulan, delerim  sizi!” diye bağırdığı için kendisine bu lakap takılmış.

Bazı insanlar inşaatlarda kullanılan zemin beton ‘kırıcılar'a benziyorlar. Bir gün İstanbul'da bir karayolu şantiyesinde kenara konulmuş bir kırıcı görmüştüm. Üzerinde ‘kiralık kırıcı' yazıyordu. Kırıcı olmak var. Birde ‘kiralık kırıcı' olmak var. ‘Kiralık katil' gibi bir şey olsa gerek.  

Bazı insanlar ‘koltuğa' benziyorlar. Makam sahibi insanlar onlar üzerine oturmaya doyamıyorlar.Onlar da makam sahiplerine yuva olmaya doyamıyorlar. “Al gülüm, ver gülüm” meselesi..

Bazı insanlar ‘bulaşık süngeri'ne benziyorlar. Hiç yüksünmeden, büyük bir içtenlikle her türlü bulaşığı, kiri  ve pası temizliyorlar.

Bazı insanlar daire kapılarındaki ‘paspas'lara benziyorlar. Her türlü insan ayakkabılarındaki tozları ve kirleri onlara silerek yeni bir mekana dahil oluyorlar.

Bazı insanlar ‘uçan balonlar'a benziyorlar. Geçici ve tantanalı şan ve şöhretleri olan insanlar bunlar….

İçlerindeki gaz bir şekilde dışarı sızınca, buruşup bir kenarda sıkışıp kalıyorlar. Aslında ‘Ne kadar balon' insanlar oldukları ortaya çıkıyor.

Bazı insanlar tiyatro sahnelerinde kullanılan ‘maskelere' benziyorlar. Bu insanlar günün çeşitli saatlerinde yaptıkları görüşmelere göre, o sırada olmaları gereken hale göre şekiller alıyorlar.

Her gün yüzlerce değişik maske gibi halden hale rolden role giren insanlar var. Bazan hacı maskesi, bazan hoca maskesi, bazan dürüst adam maskesi, bazan adil adam maskesi…

…………………

Ülkemizin son dönem bilge adamlarından irfan ve hikmet ehli (rahmetli) Prof. Dr Sabahattin Zaim Hoca'nın bazı sohbetlerinde bulunmuştum. Zaim Hoca, Prof. Dr Mümtaz Turhan'ın şu tesbitini sık sık anlatırdı: Bir ülkenin  yönetim sisteminin halini o ülkedeki kıymetli insanların bulundukları yerlere bakarak anlayabilirsiniz. Eğer kıymetli insanlar yerlerinde değillerse o ülkenin yönetiminde bir sorun vardır ve o ülke geri kalmışlar sınıfındadır. Eğer kıymetli insanlar hak ettikleri yerlerinde ise bir sorun yok demektir. Böyle ülkeleri kimse tutamaz.

Zaim Hocanın naklettiği bu analizden ilhamla bir analiz de ben yapayım müsaadenizle:Bir ülkenin gelişmişlik seviyesini o ülkenin başkentindeki yöneticilerin haline bakarak anlayabilirsiniz.

Eğer o ülkenin başkentleri yukarıda bahsi geçen eşya tipli insanlarla dolu ise o ülke geri kalmış demektir.

Zaman  zaman çeşitli vesilelerle yurt dışına çıktığımda bazı başkentleri sahip oldukları bürokratlardan dolayı  işte bu geri kalmış vaziyette buluyorum.

Bu vesileyle bu anlamda  bana çok hüzünlü gelen bir hatıramı da burada paylaşayım:Bundan birkaç ay önce Moskova'ya gitmiştik. Moskova'da kaldığımız otelin toplantı salonunda Afganistan'da savaşan tarafların bir uzlaşma müzakeresi yapmak üzere  toplantı yaptıklarına şahit oldum. Bu toplantıya  bir süre sonra Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da katıldı.

Toplantıya katılan Afganlı liderleri inceledim. Yaşları 55-70 arasında, dünyanın geldiği noktadan habersiz, kerametleri ve güçleri kendilerinden menkul, topluluklarına azametli  başkalarına karşı gariban ve aciz halli insanlardı.

Rusya'nın işgali üzerine yaklaşık 10 yıl Ruslara karşı mücadele veren Afganlı mücahitlerin şimdi kendi aralarında bir türlü anlaşamayıp, sorunlarını çözmek için işgalci Rusya'nın başkenti Moskova'da hem de işgalci ülkenin Dışişleri Bakanının katılımıyla toplanması ne kadar hüzün verici değil mi?

Siz şimdi bu şahısları yakından tanımak için yukarıdaki katalogda yer alan eşya listesine yeniden göz atabilirsiniz.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  794933

-