9 ARALIK 2019 PAZARTESİ

Mehmed Can

İNSANOĞLUNUN EN BÜYÜK YETENEĞİ: TEFEKKÜR

Mehmed Can

“Tefekkür”, insanlara mahsus bir çaba olup; bir nesne veya bir konu üzerinde etraflıca düşünmek; meydana gelmiş bir hâdisenin sebeplerini bulup tahlil etmek, beklenen bir olayın muhtemel sonuçları üzerinde kafa yormak ve ona göre gereken tedbirleri önceden almak gibi manalara gelir.

Biz beynimizle tefekkür ederiz. Beyin, insanın tefekkür ve düşünce merkezidir. Beyinde yer alan nöronlar, protein zincirlerini kullanarak birbirleriyle bağlantı kurarlar. Böylece biyoelektrik denilen akımı oluştururlar. Bu akımla nöronlar arasında bilgi alışverişleri yapılır. İşte düşünce ve duygular bu biyoelektrik dolaşımın sonucudur.

Beyin, insan hayatını planlayan, düşünme ve faaliyet eylemlerine karar veren ve bunların uygulamaya geçmesini sağlayan mükemmel bir yapıdır. -Yukarıda da işaret edildiği gibi- düşünme işlemi beyinde başlar ve karar verme aşamasından itibaren yine beyin tarafından ilgili organlara sinyal gönderilerek düşünülen işin hayata geçirilmesi sağlanır.

Kısaca; bir problemi zihinde çözebilme gücü, başka bir ifadeyle; olaylar ve nesneler arasında bağ kurmak manasına gelen “tefekkür”ün yani düşünmenin dört tane yapı taşı vardır, şöyle ki:

a) Hayal: Daha önce algıladığımız bir nesne veya olayı zihnimizde yeniden canlandırmaktır. Mesela daha önce tanıdığımız bir insanın simasını veya izlediğimiz bir film sahnesini zihnimizde tekrar canlandırabiliriz.

b) Simge: Herhangi bir nesnenin sembolü ve işareti demektir, trafik işaretleri gibi.

c) Kavram: Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve onları bir sözcük altında toplayan genel tasarımdır. İyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik gibi.

d) Kategori: Varlıkların belirli özellikleriyle bir gruba dahil edilmesi, sınıflandırılmasıdır, erkek ve dişi gibi.

İnsanlar, bilgileri doğrultusunda düşüncelerine yön verirler. Bunun için, üzerinde çalıştığımız konu veya çözmeye gayret ettiğimiz problem hakkında ne kadar bilgi sahibi olursak, o kadar faydalı bir muhakeme yapabiliriz. Karanlıkta gözün görmediği gibi, bilgiden yoksun olan bir beyin de etkili ve sonuç alıcı tarzda düşünemez.

“Tefekkür” yani düşünme yeteneğimizi ne kadar iyi kullanırsak hayatta o kadar başarılı olabiliriz. Kullanılmayan beyin, yok sayılır! Zekâ geriliğinin en yaygın sebebi de budur. Geri kalmış ülke insanlarının temel problemleri de; beyinlerini etkin bir şekilde kullanmaya muvaffak olamamalarıdır.

“Tefekkür”, bir konu ile alakalı sağlıklı karar verilmesinde çok etkili ve netice alıcıdır. Doğru düşünceler, insanları geliştirir ve yeni şeyler üretmelerini sağlar. Dolayısıyla düşünen insan, hem kendisine hem de başkalarına faydalı insandır.

Biz; düşünce gücünü kullanarak hayatımıza yön veririz. Kişi, iyi ile kötüyü düşüncesi ile birbirlerinden ayırdığı gibi, vereceği kararlar ile de geleceğini şekillendirmeye çalışır. İnsanlar, hayata bakış açılarını da düşünceleri ile oluştururlar. Doğru düşünceler olumlu duyguları, yanlış düşünceler de kötü duyguları uyandırır.

“Tefekkür”, insanları diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında gelmektedir. Zira insanlar, düşünerek hareket ederler. Diğer canlılar ise, sadece ânı yaşayarak hayatlarını idame ettirmeye çalışırlar. İnsanoğlu, tefekkürü sayesinde gelişmiş ve eski halinden çok büyük aşamalar kat ederek bugünlere; uçak, füze, bilgisayar ve internet çağına ulaşmıştır.

Hayatımızı tefekkürümüzün ürünü olan ‘fikir'lerimizle kolaylaştırırız. Bir konu ile alakalı daha önceden sahip olduğumuz ancak aralarında ilişki kuramadığımız iki veya daha çok düşünceyi yeni bir biçimde yeniden birleştirmeye ‘fikir', diyoruz. ‘Fikir'ler, bebekler gibi olgunlaşıp, zamanı gelince hayata gözlerini açarlar. Bebekler anne karnından, ‘fikir'ler de düşünen beyinlerden doğarlar! ‘Fikir' olgunlaştığında ifade edilip uygulanmaz ve geciktirilirse, ölü olarak doğar ve bir işe yaramaz. Binaenaleyh hem düşünüp faydalı ‘fikir'ler üreteceğiz, hem de ürettiğimiz bu ‘fikir'leri zamanında uygulama sahasına koyacağız.

Dünya ve âhiret mutluluğunun rehberi olan Kuran-ı kerim, insanları düşünmeye davet etmektedir. Yani dünyevî işlerimiz için düşünmek ne kadar önemli ise, âhiretimiz için de o kadar

değerlidir. Çünkü “tefekkür” ve düşünme, insanın, âlemleri yoktan var eden, sonsuz kudret sahibi Allahü Teâlâyı tanıma gücünü, kavrayışını, dolayısıyla da Allah korkusunu ve Allah'a olan yakınlığını artıran en önemli vesilelerden birisidir.

Bunun için Kuran-ı kerimin birçok âyet-i kerimesinde: “...düşünmez misiniz?” (Nahl 17), “...düşünen bir topluluk için deliller vardır.” (Bakara 164), “…yine de düşünmeyecek misiniz” (En'am 50), “Hiç düşünmez misiniz?” (Hud 30), “…fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” (Kamer 17), “ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?” (Vakıa 62) gibi ifadeleriyle düşünmenin önemi vurgulanmıştır. Çünkü gördüğümüz ve farkına vardığımız her ne varsa hepsi, Allahü Teâlânın varlığının ve birliğinin delillerdir. Bu sebeple göklerde, yerde ve bunların arasında bulunan herşey, insanın düşünmesi için birer vesiledir. Âyet-i kerimede şöyle buyruluyor:

“Göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah'ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgarların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah'ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” (Bakara 164)

Hadis-i şeriflerde de şöyle buyuruluyor:

“Tefekkür gibi kıymetli ibadet yoktur.” (İbni Hibban)

“Biraz tefekkür, bir sene (nafile) ibadetten kıymetlidir.” (K. Saadet)

“Sükûtu tefekkür, bakışı ibret olup çok istigfar eden kurtuldu.” (Deylemi)

Yüce Dinimizin bize verdiği perspektifi görüyor musunuz: Bir saat sistemli ve etkin bir şekilde düşüneceksiniz, bir şeyler bulup insanlığın yararına sunacaksınız veya rûhî hayatınız ve ebedî saâdetiniz hesabına müsbet ve meşrû bir iklimde düşünceye dalacak sonra da düşünce ürününüzü dünya ve âhiret boyutları ile değerlendireceksiniz... Evet işte bunları yapabildiğiniz takdirde bir senelik nâfile ibâdetten daha çok sevap kazanacaksınız.

Derin bir şekilde düşünmeyi başaran bir insan, bir meyve; mesela bir portakal yerken bile, bu meyve hakkında tefekkür eder; portakalın kuru bir topraktan bu kadar lezzetli ve sulu bir meyve olarak hem de dilimlenmiş bir şekilde yaratıldığını, insanın ihtiyaç duyduğu vitaminleri içerdiğini ve tam da insanların bu vitaminlere en fazla ihtiyaç duyduğu kış mevsiminde yetiştiğini ibretle anlar ve Rabbine şükreder.

Bu şekilde derin düşünen bir mümin, çevresindeki her incelikte Allahü teâlânın kudretini ve sanatını görür, O'nu tesbih eder ve O'nun rıza-i bârisine giden yolu arar. Müminlerin bu vasıfları âyet-i kerimede şöyle haber verilmektedir:

“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) ‘Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateş azabında koru.'” (Al-i İmran 191)

Mutlu olabilmenin yolu da faydalı düşünceden geçer. Bunun için akıllı insanlar, mutlu olmak ve huzura ulaşmak için çok kafa yorarlar.

Düşünen insan mutlaka bir şeyler üretir. Yazar, çizer, sanata yönelir, bilime katkıda bulunur.

Düşünen insan, önce kendisine sonra da içinde yaşadığı topluma faydalı bir birey olur. Başkasına yük olmaz, başkalarının yükünü hafifletir.

Düşünen insan, özgürlüğün nasıl bir kavram olduğunu anlar. Çünkü düşünmek, şartlar ne olursa olsun, iyiye ve güzele atılan özgürlük adımının başlangıcıdır.

İş hayatında başarıya ulaşmış olan insanlara bakıldığında, bu kişilerin çok düşündükleri ve düşüncelerini büyüterek başarıya ulaştıkları görülür.

Düşünmek; aynı zamanda empati yeteneğini de geliştirir. Empatiyi ustalıkla kullanan kişilerin düşünme eyleminden büyük faydalar sağladıkları; kendilerini kolayca başkalarına kabul ettirip sevdirdikleri görülür.

Düşünen insanlar, başkaları ile çok daha kolay iletişim kurarlar. İnsanların birbirleriyle olan kavgalarının asıl sebebi iletişim eksikliğidir. İletişim kuramayan insanların doğru düşünme alışkanlıklarının olmadığı bir gerçektir.

Bunun için diyoruz ki, her gün belirli bir süre, sâkin bir şekilde problemlerimiz ve etrafımızda olup biten hadiselerle ilgili düşünelim, böylece Rabbimizin bize bahşettiği beyin bilgisayarımızdan faydalanalım…

MEHMED CAN - TERCÜMEİHÂL

MEHMED CAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  827780

-